Sivilce değil, yara değil, kanser

Abone Ol

YÖK meselesinin ne hâle getirildiğinden söz ediyorum.

Bu meseleyi, bu şekilde içinden çıkılmaz bir duruma getiren Başbakandır. AKP iktidara gelir gelmez ilk iş olarak çözülmesi gereken meselelerin başında YÖK vardı. Bilindiği gibi bizim ülkemizdeki iktidarların en güçlü ve en etkili olduğu dönem, iktidara gelişlerinin ilk aylarıdır. Bilemediniz ilk veya ikinci altı aylarıdır.

Bu etkili ve yetkili devrede iş halledilmeliydi. Ama Tayyip bey harekete geçemedi. Adım atamadı. Hatta hatta bu konuyu ele alan çözüm noktasına getiren bir milli eğitim bakanını bile işi yavaşlatmak için kızağa çekti, onun yerine başka bir bakan atadı.

Böylece sivilce kaşınınca yara oldu, yara kaşınınca kangren oldu, kangrenle oynanınca kanserleşti. Ve aradan üç sene geçti.

Kaldıki iktidarın elinde Türk ve dünya kamuoyunu ikna edecek çok kuvvetli gerekçeler de vardı. Efendim YÖK bir 12 Eylül darbesi ürünüdür. Antidemokratik bir kuruluştur. İlmi hüviyeti değil, oligarşik dayatmacılığı ağır basmaktadır. Vesâire.

Sancımaya başlayan yaraya dokunmak zordur. Çünkü çok acır. AKP yöneticileri bu korku ve endişe ile mütemâdiyen YÖK meselesini ertelediler. Ötelediler. Onlar meseleyi öteledikçe YÖK iktidarın üzerine üzerine gitti. Âdetâ iktidar YÖK karşısında YOK oldu.

Oligarşik bir kuruluş, ikidarlar tarafından, demokratik hukuk çizgisinin çerçevesine sokulmazsa ne olur Ne olacak her oligarşik kuruluş giderek YÖK leşir. Sonunda en azından kendi çerçevesinde halka EGEMENLİĞİNİ bile ilân eder. YÖK de öyle yaptı. Şimdi görüldüğü gibi YÖK ün gücü ve etkisi iktidarı da aşarak YARGI erkini bile sallamaya başladı.

İş bu hallere gelince, bu durumdan sadece Başbakanı sorumlu tutmak artık yeterli olmaz. Sayın Cumhurbaşkanı nın da işe el atması lâzım. Zira Anayasa nın 104 üncü maddesinde:

Madde 104: C. Başkanı Devletin başıdır.Bu sıfatla Türkiye Cumhuriyeti ve Türk milletinin birliğini temsil eder; Anayasa nın uygulanmasını, Devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetir. Hükümleri mevcuttur.

Gözüken odur ki, YÖK meselesinde devlet organları arasında, bugün için düzenli ve uyumlu çalışma dengeleri altüst olmuştur. Bu sebebten ayrıca sayın Sezer in bu işe el koyması kaçınılmaz olmuştur.

Ama yine de bu meselenin çığırından çıkmasından dolayı, biz iktidarı birinci derecede sorumlu sayıyoruz.

Deve kuşuna, sen deve isen yük taşı demişler. Hayır ben deve değil kuşum, yük taşımaya gelemem diye cevap vermiş. Öyleyse kuş isen uç demişler. Bu durum karşısında da ben uçamam deveyim demiş.

Sayın Başbakan da buna benzer cevablarla milletimizi sürekli olarak oyalıyor. Üstelik, sizin partiniz tek başına iktidara geldi, hatta Anayasayı değiştirecek çoğunluğa bile erişti. Şu YöK e haddini bildirin. Kronik hâle gelen şu Başörtüsü sorununu çözün, Meslek liselerindeki puan haksızlığına son verin diyoruz ve millet de bu ve buna benzer meselelerimizi seçtiğimiz iktidar çözecek diye hâlâ bekliyor, ama Başbakan:

"Ben bedel ödeyemem, ben elini taşın altına koyamam, o işleri ancak konsensüsü oluşturanlar yapabilir diye topu taca atıyor... Bu cevablar:

Ben gerçek mânâda iktidar değilim, ben sizin yapılmasını istediğiniz işlere asla gücüm yetmez, anlamına geliyor.

Bir de gazeteler kalkıp artıkYÖK e neşter vurulmalı diye sözler ediyorlar. Bir hastahane düşününüz, 400 e yakın hastabakıcı var, ama bir tane ameliyat yapacak operatör bile yok... Bu hastaneye hastane demek mümkün mü

İşte bu sebeblerden dolayı, Yalnız YÖK meselesi değil, bütün meseleler erteleniyor. Sivilceler yara, yaralar kangren, kangrenler ise kanser olmaya devam ediyor.