Mesele şu: Her kurum gibi TSK‘nın da kendi itibarını da düşünmesi, itibarını arttırmak için çalışması son derece doğal ve meşru.
Ancak bu yapılanlarda doğal ve meşru olmayan şey, bunun bize birer propaganda olarak hem de TSK‘ya can veren halka propaganda olarak yapılmak istenmesi. Propaganda, ister istemez yalanı da içerir, yani göze alınan şeylerden biri de halka yalan söylemek.
Gayrımeşru olan bir başka şey de, TSK‘nın itibar arttırma yöntemine baktığımızda gördüğümüz şey. TSK, kendince ‘düşmanları‘ üzerinden kendi itibarını arttırıyor. Hayır, aslında arttırdığı şey sadece itibarı da değil, toplumda TSK‘nın bu iç meselelere müdahil olmaya devam etmesi gerektiğine ilişkin duyguları arttırmaya, kendi onaylanırlığını böyle bir negatiften yola çıkarak arttırmaya çalışıyor ki bu da TSK‘nın siyasete müdahale edebilmesine olanak veren bir manivela.
Yaşadıklarımız esasında sivil bir toplum olmaya çalışma yolundaki dalgalanmalarımız. TSK‘nın planları ortaya çıkan türden propagandaları başka ülkelerde başkaları yapmıyor mu? Bunların bir kısmını biz bile burada kendi sinema ve televizyonlarımızda izliyoruz veya yabancı gazetelerde okuyoruz.
Ancak o yabancı ülkelerde bu propaganda nitelikli filmler, diziler, progranlar, haberler, yazılar, araştırmalar vs. bizdeki gibi kör gözüm parmağına senaryosu Genelkurmay karargâhında yazılarak tedavüle sokulmuyor. Çünkü o Batı memleketlerinde iç kamuoyuna yönelik psikolojik operasyonlar veya propaganda operasyonları düzenlemek hayal edilebilir bir şey değil. Bizimse bunlar maalesef gündelik gerçeğimiz.