Sivil ötesi toplum 1

Abone Ol

Sivil toplum, “insanı yaşat ki devlet yaşasın”

anlayışının adıdır. Sivil ötesi toplum ise, yapılan bir işin insana mı, devlete

mi, sisteme mi fayda sağladığını algılamanın adıdır. Bu açıdan sivil toplum

anlayışı gönüllü kuruluşlarla, sivil ötesi toplum algısı ise gönüllü insanlarla

inşa edilebilir.

Bugüne kadar kurulan sivil toplum kuruluşları,

kuruldukları yerlerde öncelikli ihtiyaçları göz önünde bulundurmayı hedeflemiş,

ancak bölge için önem arz eden hizmet sahalarında rol üstlenmeyi ise algılayamamışlardır.

Bu durum STK’ları, yeterince hizmet üretememeye, beraberinde bir hantallığa,

sonrasında ise içinin doldurulmasının zor olduğu bir açmaza sürüklemiştir.

Günümüz STK’larını şimdi bu üç açıdan önemli sorumluluklar beklemektedir.

Yeterince hizmet üretilmesi, her şeyden önce, sivil

toplum kuruluşlarının iyi yönetimi ile alakalıdır. Bunun yanında verimli

çalışama da süreci etkilemektedir. Yönetim ve verimli çalışmadaki aksamaların

sonucunda oluşan hantallık, isabetli ve verimli projeler üretememelerini

tetiklemekte ve yaşanan olumsuzluklar yeni projeler için kaynak

geliştirememeleri sonucunu doğurmaktadır. STK’ların hem yönetim hem de etkinlik

açısından bu çıkmazdan kurtulamaması ise; toplumdaki insan potansiyelinden

yeterince istifade edilemeyişine bağlanmalıdır.

Misyonu itibariyle STK’lar, önem arz eden hizmet

sahalarını tespit etmekte hız kazanmalıdır. Aksi taktirde misyonlarının içini

doldurmaları da güçleşecektir. Bu sorun, bir sivil toplum kuruluşunun

üstesinden geleceği bir durum değildir. Bu açıdan rehberlik, sivil ötesi toplum

algısına düşmektedir.

Sivil ötesi toplum algısı, donanımlı insan

potansiyelinden hareketle, STK’ların ortak bir hedef/proje kapsamında birlikte

hareket etmesini başarmakla rüştünü ispat edecektir. Sivil ötesi toplum,

STK’ları daha etkin hale getirerek toplumsal gelişmeye, bölge düzeyindeki

beşeri ve ekonomik kalkınmaya katkı sağlamak temelinde de bir ihtisaslaşmayı

hedeflemektedir.

Bu ihtisaslaşmanın sağlanması da sivil toplum

kuruluşlarının amatör ruhla ancak daha profesyonel bir biçimde yönetilmesine ve

daha verimli çalışmasına katkı sunacaktır.

Bölgelerin insan kaynakları envanterini çıkararak

istifade/değerlendirme alan ve düzeylerinin belirlenmesi, bölgelerde sivil

toplum bilincini geliştirmek için elzemdir. Hatta bu konu, bölgelerin ihtiyaç

duyduğu hizmet kurumlarının oluşumundan da önce gelmektedir. Çünkü, bilimde

yaşanan multi-disipliner yaklaşım kendisini toplumda da hissettirmeye

başlamıştır. Siyasi çözümsüzlük de politika uygulamaktan çok politika belirlemenin

önemini yeniden düşünmeye insanımızı zorlamaktadır.

Sistemin sürekli ve bilinçli olarak hem insan hem de

devlet aleyhine sorun oluşturduğunu bir dönemde devleti yaşatmanın sadece

insanı yaşatmaktan geçmediği anlaşılmalıdır. Bu gerçek, sivil toplum kuruluşları

yöneticilerinin sivil ötesi toplum algısına sahip olması ve bu bilinçle halka

hizmet üretmesiyle insanımıza aktarılabilir. Büyük bir israfın sonucunda büyük

bir sefaletin kapısını aralamak istemiyorsak, başka kapı aramaya gerek yok.

Sivil ötesine geçiş başlasın!