Yazımın başlığını, “Başkanlık sistemi getirmeyen sivil
anayasa olamaz mı ” şeklinde de ifade etmek mümkün. Çünkü Başbakan Erdoğan bir
süre önce yaptığı açıklamada Mart sonuna kadar muhalefet partileri ile yeni
anayasa konusunda bir uzlaşma sağlanamazsa kendi anayasa hazırlıklarını
Meclis’e getireceklerini söyledi. Bir bakıma muhalefete süre vermiş oldu. Yaklaşık
1,5 yıllık çalışma sonunda 88 maddenin 30’unda tam mutabakat sağlanabilmiş ise
yeni anayasa metninin Mart sonuna, yani 1 Nisan tarihi itibariyle ortaya
çıkartılmasının mümkün olmayacağını, bu gerçeğin Başbakan’ın da farkında
olduğunu söylemek yanlış olmaz. Olaya bu açıdan bakıldığında eninde sonunda AK
Parti’nin kendi hazırladığı metni Meclis’e sevk etmesi kaçınılmaz görünüyor.
Gerek Başbakan’ın gerek AK Partili yetkililerin açıklamalarından anlıyoruz ki
iktidar partisinin yeni anayasada öne çıkardığı/çıkaracağı ana konu başkanlık
sistemi oluyor. İktidar kanadından yapılan tüm açıklamalarda muhalefete,
‘Önümüzdeki süre içinde uzlaşma sağlanamazsa getireceğimiz metinde başkanlık
sistemi olacak. Eğer başkanlık sistemine karşı çıkıyorsanız diğer hususlarda iktidar
ile uzlaşma sağlayın’ mesajı veriliyor.
Öyle olunca da iktidar partisi için yeni bir sivil anayasa
hazırlamaktan çok başkanlık sisteminin önem taşıdığı gibi bir görüntü ortaya
çıkıyor. Bunu söylerken elbette başkanlık sisteminin demokratik olmadığını,
böyle bir sistemin sivil anayasaya ters düşeceğini söylüyor değilim. Ancak,
nedense yeni anayasa hazırlanması konusunda partilerin temsilcileri bir araya
geldikten sonra birdenbire başkanlık sistemi ortaya atıldı ve muhalefetin
tepkisine yol açıldı.
Bir taktik gereği mi bu yapıldı, yani bize bırakırsanız biz
öncelikli olarak başkanlık sistemini getiririz diyerek muhalefeti uzlaşmaya mı
zorluyorlar, bilemiyorum ama gerek başbakan gerek iktidar partisi sözcülerinin
birdenbire başkanlık sistemine sarılmış olmaları olayı yeni sivil bir anayasa
hazırlamanın ötesine taşıyor. Sanki iç siyasetin yeniden yapılandırılmasının
bir adımı gibi algılamak mümkün. Çünkü iç siyasette bazı dengeler giderek
bozuluyor ve kulislerde bir takım söylentiler fısıltının ötesinde dillendiriliyor.
Bir diğer ifade ile iktidar partisinin göründüğü kadar sessiz ve uyumlu bir
yapıya sahip olmadığı, bir takım grupların bazı hazırlıklar içinde olduğu
kulislerde konuşuluyor. Muhtemel gelişmelere göre AK Parti’nin kurucu kadrosu
içinde yer alan bazı isimlerin de bir takım alternatif arayışların içinde
olduğu belirtiliyor. Peki, başkanlık sistemi bu arayışları bertaraf etmeye
yeter mi Ya da başkanlık sisteminde ısrar bazı rahatsızlıklara mı yol açıyor
Bu hususta şimdiden bir şeyler söylemenin fazla bir anlamı olmamakla birlikte
geleceğe dönük bazı odakların güç elde etme ya da baskı unsuru oluşturma
yönünde çalışmaların olduğu söylentilerini kulak ardı etmek pek mümkün
görünmüyor.
Kısacası, sanki yeni sivil anayasa bir takım sessiz ve
derinden yürütülen güç gösterisi arasında kaybolup gidecek gibi bir hava
esiyor. Yeni sivil bir anayasa iktidar partisinin en az bir parti ile
sağlayacağı uzlaşma ile ortaya çıkacaksa başkanlık sisteminde ısrar bu
uzlaşmayı zora sokuyor. Ama muhalefet partilerden birisi, söz gelimi BDP ile
son gelişmeler çerçevesinde bir mutabakat sağlanmış ise o zaman yeni sivil
anayasanın çıkması mümkün. Ancak, muhalefet partilerinin özellikle başkanlık
sistemine karşı sergiledikleri tavra bakınca yeni anayasa konusunda insan ümitsizliğe
kapılıyor. İktidar partisinin başkanlık sistemindeki ısrarı iş bitirmekten çok
işi yokuşa sürmek anlamına geliyor.