BUGÜN her zamankinden daha çok din-devlet-kutsal üçlemesi
ile karşı karşıyayız. Sistem bugüne kadar mesafeli durduğu din ile ilgili sanki
ezber bozmuş gibi. Ancak işin hakikati her zaman olduğu gibi amaç - araç
meşrulaştırmasına dayanıyor. Nihayetinde bugün sistem için can simidi olarak
Müslümanlar (Muhafazakârlar) tercih edilmiştir. Büyük hedefler ile yola çıkıp
nefessiz kaldıktan sonra sadece kültürel bir İslam ile kifayet edilmiş, inancın
içi boşaltılmış, yavan ve sanal bir kutsal çerçeve ortaya koyulmuştur.
Muhalefet yeteneğini kaybetmiş, sistemi yenilemek için yola çıkanların, sistem
içinde kaybolduklarını görmenin hüznü ile yaşıyoruz. Sistemin (vesayetin)
savunucusu, muhafazakâr kitlenin içine düştüğü açmaz giderek, Müslümanların
manevra kabiliyetini öldürüyor. Düşünce ve eylem bakımından da giderek
İttihatçı söylemin kollarında özgünlüğünü ve özgürlüğünü yitiriyor. Yaşanılan
süreç öğretiyor ki, her sistem özgün olan her şeyi tanımak ve anlamaktan ziyade
onu istediği kıvama getirip, o kıvamda tutmak istiyor. Bugün yaşanılan çıkmaz
da bu.
Sistem hangi enstrümanlarla kendine bağlıyorsa, insanın
refleksleri o yönde ortaya çıkıyor. Günümüzde de en çok ekonomik refleksler ön
planda. Toplumun yönelimleri bu yönde ortaya çıkarken, sistemi forse edenler en
çok bu noktalara çalışmaktalar. Toplumun sosyal tavırları, ilgi ve beklentileri
daha çok bu yönde tezahür ediyor. En çok tepkisellikler ekonominin iniş
çıkışları vesilesi ile oluyor. Bu da daha çok insanın kesesine dokunduğunda
canı yanıyor ve en çok bu zamanda feveran ediyor. Harici durumlarda bir
sessizlik, bananecilik hâkim oluyor. İnsanlık adeta sessizliğe gark oluyor.
Eşyaya yönelen insan, insani olandan uzaklaşıp fasit bir daire içinde kalıyor.
Bunalımları, krizleri bu dairenin yörüngesinde ortaya çıkıyor. Modern yaşam
tarzının önüne koyduğu çizgiye sorgusuz sualsiz teslim olan insanoğlu, bu
çizginin dışına çıktığında ya da kafasına sualler taktığında sistem tarafından
refüze ediliyor. Sistem tarafından merhamet damarları kesilen insan giderek hem
kendine karşı hem de kendi dışında kalan her şeye acımasızca muamele de
bulunuyor. Sistem kendi ekseninin dışına çıkanları tahfif edip, iğfal edip
marjinal kılarak adeta topluma göz dağı veriyor. Bizler her defasında şunu
öğreniyoruz; insanoğlu neye meyil etmişse, neyi kutsamışsa en büyük darbeyi
oradan yemiştir. Zamanenin en büyük problemi, çağın gerekleri aldatmacası ile
kendi hakikatini inkâr etmesidir.
Bugünün aklı piyasanın bir parçası olmak ve küresel
baronlara taşeronluk yapmayı başarı olarak görüp, göstermektedir. Hatta bunun
aksini söyleyenler için etiket olarak hainlik damgası vurulmaktadır. Nefessiz
bırakılan toplum için kimlik ve kültür parçalanmaları ile ortaya trollükten
başka bir vasfı olmayan yeni bir kitle, tam tamcı türedi bir nesil ile idealleri,
umudu hızla şarampolden yuvarlamanın eşiğine gelinmiştir. Üzülerek şahid
oluyoruz ki, bugün değer sistemi olarak temel referanslardan uzak bir zihniyet
giderek toplumsal tabanı kuşatıyor. İslami bir değer taşımayan, kaygılanmayan renksiz bir zümre ile gönüllü
bir esaretin içerisine hapsoluyoruz.
Bilinci iğfal edilmiş, suskun, miskin, apolitik ama
fanatik kirli hayatları yaşıyoruz. Kendi değer sistemlerinden uzak bir hamaset
dünyasının düşüncesiz, inançsız, emeksiz, tüketen ve yersiz yurtsuz bir toplum
için yapay bir döngü yeterli olmaktadır. Elbette yeryüzünde olup biteni
düşünen, yeryüzünün emdiği masum kanlarının vermiş olduğu acı ve kederi
iliklerine kadar hisseden vicdan ve akıl sahipleri var. Ve onlar, bu hale rıza
göstermiyorlar. Öyle ki sistemin içerisine dâhil edemediği bu insanlar için
sistemle bütünleşmiş bir hüzün söz konusu değildir. Onlar yeniden
başlayabilmenin aşkı ve heyecanı ile bütün kimliksizlere umutturlar. Umudunu
kaybetme! Hoşça bakın zatınıza
TAŞ GEMİ
ANKARA NIN İhtiyar delikanlısı İbrahim Çolak ın ikinci
kitabı Yenildik Hace İzdiham yayınlarından çıktı. Okuyucuyu samimi bir
üslupla sarıp sarmalayan kitap; bir dostun sıcaklığı ile kucaklayan mektuplar
gibi. İhtiyar delikanlı İbrahim abi, okuyor-yazıyor ve muhabbet demliyor. Bize
Kadar
1- Mahalle pazarına git, alış-verişini pazardan yap.
2- Bir dostuna mektup yaz. Postaya ver.
3- Bir termos çay yap, mahalleden arkadaşlarla bir ağacın
dibinde iç, çekirdek çitle ama kimseyi çekiştirme.
4- Hafta da en azından bir gün iki tane Milli Gazete al,
oku ve okut.
5- Ahmet Uluçay ı, Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak
izle.
6- El emeği bir iş yap. (Tespih, çerçeve, kalemlik, eski
bir eşyayı cilala, onar vb.)Hediye et.
7- Televizyonun fişini çek, akıllı telefonu evde unut.
Kalbini unutma.
8- Bir vekille
hafta sonu gez, anla-anlat. Dinle-dinlet.
9- Mitingde bayrak salla, slogan at, akşam afişe çık.
10- Karargâhta sandalye üzerinde uyu.
Dağarcık
Her gün yan yana oturmak kolay iş değildir. Birbirinin
iyi yanlarından zevk alıp kötü yanlarına kızmamak için büyük bir yaşama deneyi,
akıl olgunluğu ve insan sevgisi gerekir.
(İ. A. Gonçarov, Oblamov)
Heyecansız ilim, zillet-meskenet; ilimsiz heyecan ise
şiddet sebebidir.
Oğuzhan Asiltürk