Sistem biat eden vatandaş sever

Abone Ol

Ülkemizde darbelerden sonra hep siyasetçiler yargılandı. İlk defa balyoz darbe planıyla bürokratik oligarşi yargılanarak ceza aldı. Türkiye, IMF’ye ve Dünya Bankası’na yıllarca borçlandı. Bu paralar devletin kasasından hangi ailelerin kasasına girdi 28 Şubat’ta devlet zarar ettirildi! Bu zarar kimin hanesine kâr olarak yazıldı Eğer finansal Ergenekon’u yargılayamazsanız, bürokratik oligarşinin kökünü kazıyamazsınız. Finansal Ergenekon’la beraber, medya ayağının da tespit edilerek yargının önüne çıkarılması gerekmektedir. 28 Şubat’ın sadece asker ayağını yargılarsanız, bu darbeyi çözemezsiniz ve eksik yargılamış olursunuz. Hükümet kuran, hükümet yıkan ve tetikçilik yapan gazetelerin arkasındaki gücü de ortaya çıkarmak mecburiyetindeyiz. Hem iç destekçileri hem de dış destekçileri birer birer tespit edilmelidir. Bir daha bu ülkenin borçlanmaması, sömürülmemesi ve ileri demokrasi seviyesini yakalayabilmesi için darbelerin sonuna kadar eksiksiz araştırılıp, yargı önüne çıkarılması şarttır. Bunun için bütün kamu kurum ve kuruluşları kendi üzerlerine düşen görevleri yapmak mecburiyetindedir.

Yıllardır kurulan bu sisteme biat etmeyen siyasetçiler yargılandı ve giyotine gönderildi. Kim ki bu siteme biat etti, kasasını doldurdu. Andımız bunun en bariz örneğidir ve sisteme biat edecek tek tip vatandaş yetiştirmek için, küçük yaşta çocukların beynini iğdiş etmekten öteye gitmemiştir. Biat etmeyen vatandaşa defolu vatandaş gözüyle baktılar. Defolu vatandaş gözüyle gördüklerini ya yargıladılar, ya da ikna odaları kurup, değişmeleri için baskı yaptılar. Dindar insanı hiç sevmediler, hep tehlikeli olarak gördüler. Elde ettikleri zenginlikleri korumak, daha fazla zenginleşmek için her yükselen partinin içine sızdılar. Holdinglere ait ulusal gazetelerde hükümetleri tehdit ederek ihaleler aldılar. Türkiye’ye gelen yabancı sermaye ile ortaklık yaparak pastanın bölünmesini önlediler. Türkiye’nin büyümesinden korktular, büyüyen Türkiye’nin ellerinden kayıp gideceğini biliyorlardı. En fazla Milli Görüş akımından korktular. Bundan dolayı Merhum Erbakan hocamızın önünü kesmek için her türlü hileye başvurdular. Solu bitirmek için solcu hükümet, sağı bitirmek için sağcı hükümeti kullandılar. Müslümanların önünü kesmek içinde dindar bir hükümeti kullandılar. Böylece millet sokağa dökülmedi. Milletin uyanmaması için milli eğitimde uyutma ve ezberci bir metot uyguladılar. Araştıran, düşünen ve gelişmeye açık bir fert yetiştirmekten çok, montaja önem veren, yapmaktan çok dışarıdan getirmeye yönelik kopyacı bir gençlik geliştirdiler.

Küresel emperyalizm, birçok ülkede ekonomik tetikçi kullanarak, ekonomilerine müdahale ederek ülkeleri borçlandırdı. Ülkemizde de aynı oyunu uyguladılar. Ancak dindar nesil bu sömürüyü önleyebilirdi, bundan dolayıdır ki, imam hatip okullarının önünü kesmek uğruna ara eleman yetiştiren meslek okulu mezunlarından bile üniversiteye girmede puan kırdılar. Ülkenin batması, iflas etmesi, borçlanması onlar için önemli değildi. Çünkü sermayenin ne dini ne ülkesi vardı. Türkiye’nin küçük olsun, benim olsun mantığıyla yıllarca gelişmesini engellediler. Artık uyanma ve gerçekleri görme zamanı gelmedi mi İçeride birlik ve beraberliği yakalamış bir Türkiye, İslam dünyasında akan kanın durmasını sağlayabileceği gibi, bu coğrafyanın yer altı ve yer üstü kaynaklarını sömüren batının da çıkarlarının sona ermesi demektir. Lider Türkiye kendi içinde refahı ve demokrasiyi içselleştirmiş bir Türkiye olacaktır. Bunun olabilmesi için mutlaka Saadet Partisi’nin TBMM’de bulunması gerekmektedir.

Bayramı Bayram Gibi Yaşamak

Kurban bayramının dokuz gün olmasını fırsat bilen binlerce kişi tatile gitti. Yollarda bir sürü kazalar meydana geldi. Birçok hayatı trafik canavarı yaşamdan kopardı. Yaşlıların kaldığı Darülaceze’de birçok yaşlımız gözleri yaşlı, çocuklarını ve torunlarını beklerken, onlar ziyaret yapmak yerine tatile çıkmayı yeğlediler. Darülaceze’de bekleyen yaşlıların dışında, karı koca yalnız yaşayan binlerce yaşlı da evlerinin zilinin çalması bekleyip durdular. Ama o zili komşu çocuğu bile çalmadı bu bayram. Çünkü komşular tatildeydiler. Nedense gençlerin aklına; bir gün kendilerinin de çocuklarını bekleyen o yaşlılar gibi olabilecekleri gelmemektedir. O gözü yaşlı anneler ve babalarda bir zamanlar gençti. Hep dillerdedir; “Nerede o eski bayramlar” diye. Çocukken ellerini öptüğümüz yaşlılar bize mendil verirlerdi. Bugün o örf yaşamamaktadır. Bizi biz yapan birçok değer yok olmakta, batılı gibi yalnızlaştırılmaya itilmekteyiz. Dedelerin, oğulların ve torunların hep beraber yaşadığı ailelerden, bir artı birde yaşayan yalnız insan yığınlarına döndük. Batılılar tüketen toplum meydana getirmek için böyle çalışmalar yaptılar yapmasına da, gerçekten bizim istediğimiz hayat tarzı bu mu