Her siyaset adamının kendine has bir üslubu vardır. Bunun yadırganacak bir yanı da yoktur. Ancak, siyasette üslubun sürekli sertleştirilmesi, gerilim oluşturarak oy toplamaya çalışmak geçici olarak belki bu tavrın sahiplerini başarılı kılsa da uzun sürede kaybettirir diye düşünüyorum. Sözü uzatmadan Sayın Cumhurbaşkanı’nın yaptığı bir konuşmada İmamoğlu’nu Sisi olarak nitelendirerek, “Ya Sisi’ye ya da Binali Yıldırım’a oy vereceksiniz” şeklindeki cümlesini anlamakta güçlük çektim. Çünkü böyle bir bağ kurulmasının tam olarak bir karşılığının da olduğunu düşünmüyorum. Çünkü Sisi bir darbeci ve Mursi’nin ölümünden sorumlu bir kişi. İmamoğlu ise İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na adaylığını koymuş, seçim yarışını sürdürüyor. Böyle olunca demokratik bir yarışın içindeki bir kimse ile bir darbecinin aynı kefeye konulması kanaatimce bu yolla oylarını artırmak isteyenlerin işine yaramayacağı gibi oy kaybettirir. Kaldı ki, oyları artırmak ve bir seçimi kazanmak uğruna böyle bir nitelendirme ile bir adayın mahkûm edilmeye çalışılması demokratik yaklaşıma uygun düşmüyor.
Hemen belirteyim ki, İstanbul’da oturmadığım için Pazar günkü seçimlerde oy kullanma imkânım da yok. Ancak, ülkemizin en büyük ilinde seçim yapılacak ve belediye başkanı seçilecektir. Bu arada başarılı olmak için ölçüsüz ithamlarda ve nitelendirmelerde bulunmayı anlayamıyorum. Bilmem bir İstanbul belediye başkanlığını kaybetmenin dünyanın sonu anlamına gelmeyeceğini söylemeye gerek mi? İki gün sonra seçim yapılacak ilk seferinde olduğu gibi bir tekrarın gündeme gelmeyeceğini ümit ediyorum. Bu bakımdan seçim kampanyasını böylesine gererek seçimlerin ardından birbirimizin yüzüne bakamaz hale gelmenin kimseye yararı olmayacağı gibi, ülkemizin ihtiyacı olan birlik ve beraberlik ruhunu da zedeleyecektir. Dünkü yazımda da belirttiğim ve sıkça tekrarladığım gibi hepimiz bu ülkenin insanıyız ve birlikte yaşamak durumundayız. Bu birlikteliğimizi karşılıklı sevgi ve saygı çizgisinde sürdürmek varken sergilenen ayrıştırıcı tavrın buna hizmet etmeyeceğini görmüyor olmak mümkün değil. Göre göre de bu ayrıştırıcı ve dışlayıcı tavır sergileniyorsa doğrusu bunu da düşünmek bile istemiyorum.
CHP adayının Sisi olarak nitelendirilmesinin ardından görüştüğüm çeşitli kimselerden bu konudaki düşüncelerini bir belediye başkanlığının yarışının Sisi-Mursi yarışına dönüştürülmesinin İstanbul Belediye Başkanlığı’nı kazanmaya hizmet etmeyeceğini, hatta kaybettireceğini söyleyenler oldu. Elde ciddi veriler olmadan geleceğe dönük tahminlerden hep kaçındım, bu defada aynı çizgideyim. Ancak, yapılan her seçimin sonunda bir kazananı, bir de kaybedenleri olur. Seçim demekte zaten budur.
Gazetelerde hemen her gün içe ve dışa dönük çeşitli olumsuz haberler yer alırken öncelikli olarak bu olumsuzluklara hep birlikte çözüm bulmak, teklifi olanların bunları gündeme taşıması gerekirken ne alakası var ise İstanbul Belediye Başkanlığı seçiminde bir adayın Sisi olarak nitelendirilmesi insanı üzüyor.
Her gün ülke ekonomisinin giderek bozulduğunu gösteren haberler medyada yer alıyor. Söz gelimi sadece kart borcudan yasal takibe girenlerin 2.4 milyon kişiye çıktığı belirtiliyor. İçeride konut satışlarının insanımızın alım gücünün zayıflaması sebebiyle durma noktasına geldiği, sadece yabancıların konut piyasasını ayakta tuttuğu belirtilirken, özellikle de ABD’nin ülkemizi köşeye sıkıştırmak için her gün yeni bir yaptırım iddiası gündeme gelirken sorunlara çözüm bulmak yerine gereksiz tartışma ve kavga ortamından yarar ummanın fayda ve zararını herkesin düşünmesi gerekiyor.