Sırpın silahı da İslama hizmet eder

Abone Ol

Kurban bayramını Bosnada geçireceğini söyleyen bir dostuma: "Bosnada benim bir tanıdığım var. Onu bul ve selamımı söyle" dedim.

Bayram sonu dönüşünde görüştüğümüzde benim tanıdığı bulduğunu ve onu tanıdığı için çok memnun olduğunu anlattı.

Bosnada maddi durumu iyi olanların semtinde kalıyormuş.

Onlar eşiyle beraber kapının zilini çaldıklarında "Kim o" denmeden kapı açılmış.

Kapıdan içeri girince doğru geniş bir salona girmişler.

Salonda kalabalık Bosnalı ev sahibiyle bayramlaşmaya gelmişler.

Ev sahibi, gelenlere Boşnakça sohbet ediyormuş.

Kalabalıktan bazıları gidiyor, yeniler geliyor, ikramlar yapılıyor, sohbetler dinleniyor ve bu durum devam ederken bir ara "Biz, İstanbuldan geldik. Mahmut Toptaşın selamı var" dedik.

Bir anda sohbetin konusu değişti ve Mahmut Toptaşla nasıl tanıştığını salondakilere anlatmaya başladı.

"1988 yılında eşimle beraber İstanbula gittik. Eşyaları otele bıraktık ve Sultanahmet Camiine gittik. Camide tanıştığımız kişi bizi Mahmut Toptaşa götürdü.

Çay eşliğinde uzunca sohbet ettik. İkindi namazına yakın bize kendisinin eşi ve çocuklarıyla beraber iki haftalığına İstanbul dışına gideceğini, evinin boş kalacağını ve istedikleri kadar evde kalabileceğimizi söyledi.

Eşimle göz göze geldik ama daha anlaşamadan haydin evi göstereyim dedi ve biri Sultanahmetteki evine götürdü.

Evinde eşi ve çocuklarıyla tanıştık.

Evin içini de bize gösterdi ve gidin eşyalarınız alın gelin" dedi.

Biz, eve girdik onlar da evden çıktılar. O evde on gün kaldık.

Karşı koşuya da söylemiş bize her sabah çorba yapıp getirdi.

On gün sonra biz ayrıldık ve anahtarı karşı komşuya teslim ettik ve Bosnaya döndük.

İstanbula her gidişimizde onu da ziyaret etmeyi ihmal etmedik.

İşte selam gönderen kişi odur.

Benim bu misafirim 1988 yılında ülkesine döndükten sonra 1992de başlayan Sırp saldırısında ben onu çok aradım.

Türkiyeden Bosnaya yardım için gidenlere araştırmalarını istedim.

Çok satan bir gazetenin muhabiri onu buldu ve bana belkemiğine isabet eden bir kurşunla belden aşağısının felç olduğu haberini getirdi.

1998 yılında Türkiyeye gelmiş.

Beni aradı ve buldu.

Kedisini arabadan indirip bindirecek bir arkadaşı ve eşiyle beraber gelmişler.

Arkadaşının omzunda Beyazıt meydanında başörtüsü zulmüne destek vermişler.

Sırp kurşununun kendisine çok büyük rahmet olduğunu anlattı.

Futbolu bırakmak zorunda kaldım.

Kuran-ı Kerimi baştan sona ezberledim ve hafız oldum.

Arapçayı öğrendim.

Sırp kurşunu olmasaydı ben şimdi top peşinde koşar olacaktım" dedi.

Her sene ziyaret ettiği İslam şehirleri hakkında çok değerli kitaplar yayınlamış.

Kudüse gidip, fotoğraflarını da çekip ülkesine dönünce Kudüsle ilgili bir kitap yayınlamış.

Bu kitabını bana da hediye etmişti.

Kudüse gitmiş. 190 sayfalık, büyük boy, kuşe kağıda basılmış "Bejtul-Makdis-Jerusalım" isimli eserini yazmış. 87 tane fotoğraf, resim ve harita var kitapta. Kırk beş sayfaya yüz kadar ayet, bir o kadar da hadisi şerifin metinlerini koymuş.

Dostumun verdiği habere göre Mekke, Medine, Buhara, Bağdat... ile ilgili kitaplar yayınlamış.

"Ben, bu kitapları kitapçıda gördüm" dedi.

Rabbimiz buyurur:  "Size bir iyilik dokunsa onları tasalandırır. Size bir kötülük dokunsa onunla neşelenirler. Eğer sabreder ve sakınırsanız onların hilesi hiçbir şeyle size zarar veremez. Şüphesiz Allah yaptıklarını kuşatmıştır. (Al-i Imran süresi ayet 120)

İsterseniz bugün bu ayetin manasını "Şifa Tefsiri" nden bir okuyuverin.