Şirket-i Mâneviye

Abone Ol

BUNDAN 22 sene önce bir Ramazan-ı Şerifte ahbaplarla birlikte şöyle güzel bir âdet başlattık. Herkes o sene her gün Kur’ân-ı Kerim’in aynı cüz’ünü okuyacaktı. Meselâ ben 1. cüzden başladım. O sene her gün 1. cüz’ü okudum. Diğer arkadaş 2. cüz’ü, öbürü 3.cüz’ü… Böylece her gün 30 cüz okunmuş ve her gün hatim indirilmiş olacaktı. Ertesi sene ben 2. cüz’ü okurken, herkes de buna göre bir sonraki cüz’ü okuyacaktı. Böylelikle geldik bu seneye. Bu sene de âcizâne her gün 22. cüz’ü okudum. Rabbim ömür verirse Ramazan’ın sonuna kadar da okuyacağım. Böylece her gün hatim indirmiş olacağız. Biz bunun adına “Şirket-i Mâneviye” dedik. Yâni mânevî şirket… Bu mânevî şirkete üye olmak hususunda Elhamdülillah kendimi “şanslı” addediyorum. Zira bu “Ramazanlık” şirket-i mâneviyeden ayrı bir başka mânevî şirkete daha dâhilim. O da şöyle: Her arkadaş Kur’an-ı Kerim’den haftada bir cüz okuyor. Böylelikle dünya ve ahiret saadetinin kaynağı olan Kelamullahla her gün haşir-neşir olmuş ve her hafta hatim indirmiş oluyoruz. 30. cüz’ü okuma sırası kimdeyse hatim duâsını da o yapıyor. Ayrıca, yine aramızda paylaşarak her hafta 4444 salavat-ı şerife (Salât-ı Tefriciye) okuyoruz. Bunu da Peygamber Efendimizin (asm) rûh-u şerifine ithaf ediyoruz.

Dâhil olduğum bir başka “şirket-i mâneviye” ise, Ramazan-ı Şeriflerde lezzetine doyum olmayan “mukabele geleneğine” dâhil olmak… İmsaktan hemen sonra evin yakınındaki camide okunan Kur’an-ı Kerim’i tâkip ediyoruz. Böylece Ramazan-ı Şerif boyunca bir hatim indirmiş oluyoruz.

Bu şirket-i mânevîye, bütünüyle uhrevî kâr esasına göre çalışıyor. Rabbimizin (c.c.) müjdesiyle, kârı, yani sevabı en az bire ondan, bire yedi yüze, hatta Kadir gecesinde bire otuz bine kadar çıkıyor. Siz şu kazanca bakın… Hem bu muazzam kazancı yalnızca mukabeleye dâhil olan o camideki Mü’minler, yahut bahsettiğim Ramazanlık ve haftalık Kur’an-ı Kerim tilavetini yapan o otuz kişi paylaşmıyor. Bütün Mü’min ve Mü’mineler paylaşıyor. Hem herkes kardeşlerini kazancına gönül rızasıyla ortak ediyor ve kendi hissesine düşen kazançtan da hiçbir şey eksilmiyor. Böyle güzel şirkete kim dâhil olmak istemez

Kur’an-ı Kerim okuyoruz ve bunun sevabını bütün kardeşlerimize bağışlıyoruz. Yalnızca şu anda hayatta olanlara değil, Hz. Âdem Aleyhisselâmdan bu yana yaşamış olan bütün Müslümanlara… Zira biz hepsiyle de kardeşiz. Hepimiz birbirimize duâ ediyoruz.

Ebedî hayatta Cennet’te buluşmanın, Cemalullah’la müşerref olmanın heyecanı ve iştiyakı ile yanıyoruz. Biz Müslümanlar, kendimizi Cenab-ı Hakkın yarattığı bütün mahlûkatla bir nevi kardeş biliyoruz. Zira, Rabbimiz onları da dört unsurdan yaratmış (toprak, hava, su, güneş; ya da karbon, azot, oksijen ve hidrojenden), bizleri de… Onlara da bin bir esması ile tecelli buyurmuş, bizlere de… Bu bakımdan bütün mevcudata sevecen bir nazarla bakmaktayız. Göklerdeki kuşlara, bulutlara, güneşe, aya, yıldızlara… Ağaçlara, cağıl cağıl akan derelere, denizlere, denizlerdeki balıklara… Bu dünyada göremediğimiz meleklere… Müslüman cin kardeşlerimize… Biz onlara duâcıyız, onlar da biz Müslümanlara… “Bütün Mü’minler kardeştir” sırrındaki hârika gücü görüyor musunuz İnsanın bu kadar imanlı, Allahu Azimüşşan’a mutî (itaatkâr) kardeşi olunca kimden çekinir. Kâfirler böyle bir kardeşliği anlayamaz. Onların mânevî kazancı yok ki…

Siz Müslüman olmayan dünyada; “sadaka taşı” geleneğini, fakire yardım etmeyi, dula, yetime, muhtaçlara el uzatmayı, hatta kanadı kırık kuşların tedavisi için bile vakıf kurulduğunu işittiniz mi Biz Müslümanız. Kardeşlerimizle paylaşırız. Benim böyle yürekli, nezih, yardımsever kardeşlerim ve bacılarım var. Allah onlardan râzı olsun, hepsini mesut ve bahtiyar eylesin. Bütün mânevî kazancım onlara helâli hoş olsun…