“İyi günler;
Şiraze’nin son durumunu arz ediyorum: Her gün artan matbaa ve kargo giderleri artık bizi karar almaya zorluyor. Şayet abone sayısı artmazsa ve gerekli reklam desteğini bulamazsak yıl sonunda dergiyi kapatmak zorunda kalacağız. Abone sayısının artması için afişi sosyal medya hesaplarınızda ve WhatsApp gruplarınızda paylaşmanızı istirham eder, anlayışınız ve desteğiniz için teşekkürlerimi sunarım. Abonelik için: sirazedergisi.com/abonelik”
Yukarıdaki satırlar Şiraze Dergisi Yayın Yönetmeni Sedat Sert Bey’e ait. Yoğun bakım ünitesine doğru girmeye hazırlanan bir derginin son sağlık durumunu okurlarıyla, daha doğrusu okur-yazar olan herkesle paylaşıyor. Matbaa masrafları, kargo giderleri, artmayan statik abone sayısı yakın zamanda Şiraze dergisini entübe duruma sokabilir. Belli ki bir şeyler yapmak lazım. Çok şeylere hacet yok, bir şeyler yeterli. Okuyucu olarak abone olmak bir çare olabilir. Matbaa masrafları ve kargo giderleri serbest piyasa ekonomisine tabi olduğu için bu sektörlerden insaf ve de merhamet beklememiz abes olur. “Bir mıh bir nal kurtarır, bir nal bir at kurtarır” derler. Bir abone de pekâlâ bir dergi kurtarır. Şiraze birden çok anlamı haizdir, ama ben en çok “denge” anlamını severim. Şirazeyi kaybetmek, dengeyi kaybetmek demektir. Dört adam, dört bir yanından tutarsa denge sağlanmış olur. Haydi Bismillah!
DERYA İÇRE DERYAYI BİLMEMEK
Peygamberimizin üç sporu tavsiye ettiği rivayet edilir: Yüzmek, ok atmak ve ata binmek. Günümüz dünyasında gelişen ve değişen savaş teknolojisiyle beraber ok atmak ve ata binmek hayati derecede bir öneme sahip değil. Fakat yüzmek spor olmanın da ötesine geçerek bilinmediğinde insana bedelini canıyla ödeten bir ehemmiyete sahip. Üç tarafı denizlerle kaplı cennet yurdumuzda her yaz mevsiminde ölümle sonuçlanan boğulma vakaları şaşırtıcı boyutta. Daha on beş gün evvel her gün birden fazla üzücü boğulma vakalarından dolayı Sinop-Samsun hattında sahiller valilikçe yüzmeye kapatılmıştı. Sadece denizlerde değil, göllerde de çok sayıda üzücü boğulma haberleri yer aldı medyada. Geçtiğimiz günlerde 8 yaşında bir çocuk ve ardından 80 yaşında bir vatandaşımız bugün de Türkiye Yelken Federasyonu’na bağlı yüzme hakemi İznik Gölü’nde boğularak can verdiler.
Bir deniz ülkesi olmamıza rağmen her sene bu kadar çok sayıda boğulma vakası ile karşılaşmamız gerçekten düşündürücüdür. Okullarımızda ilkokuldan itibaren lise son sınıfa kadar beden terbiyesi bağlamında yüzme eğitimi verilse fena mı olur. Hem beden eğitimi dersleri daha fonksiyonel hale getirilmiş olmaz mı? Her vatandaş daha lisede iken bu yüzme problemini çözmüş olacaktır. Üstelik böyle bir sporla bir sünneti kitlesel anlamda yaşama ve yaşatma fırsatı yakalamak da hiç az şey değil!
HOMOEKONOMİKUS
Bütün davranışlarını ve düşüncelerini ekonomik çıkarları için düzenleyen insan tiplerine “Homoekonomikus” deniliyor. Hayatı üretim, tüketim, kâr, zarar, reklam, pazarlama vb. gibi unsurlardan mürekkep bir yaşama biçimi olarak algılayan felsefenin insanı olmayı anlayabiliyoruz. Lakin işin bir de başka tarafı var ki o da şudur: İktisadi sıkıntılardan dolayı günlük hayatını idame edebilme kaygısı ile ekonominin dışında başka bir şey düşünemez hale gelen insanlar da aynı kavramın içerisine dahil olmak üzereler. Özellikle büyük şehirlerde kira, geçim, ulaşım vb. gibi sıkıntılarla mücadele eden sabit gelirli memur, işçi ve emeklilerin bir gün sonrasını düşünmek dışında bir meselesi kalmamışsa “Homoekonomikus” kavramına yakın bir pozisyonda olduklarını söylemek abartı olmasa gerek. Kültür, sanat, eğlence, din, bedii duygular, felsefe… Bütün bunlar yoksulların gündemi gündem dışına itilmiştir. Üst yapı biraz da bu ihtiyaçların karşılandığı nispette kendine yaşama imkânı bulacaktır. Kahvehane sohbetlerinden haber bültenlerine herkes her yerde ekonomi konuşuyorsa “ekonomik insan” tanımına uygun bir zemine doğru hızlıca kayıyoruz demektir. Baksanıza Millî Gazete ve TV-5’te bile kültür-sanat dünyamıza hitap eden bir program kalmadı. Benden söylemesi!