Genç kız işe başlayalı bir yıl olmuştur fakat ortama uyum sağlamakta hayli zorlanmaktadır. Aşırı koruyucu bir ailede büyüdüğünden ebeveyninin desteği olmadan hiçbir işte muvaffak olamayacağına inanmakta ve kabuğuna çekilmektedir. Genç kız kırılan kanatlarını indirmiş ve anneden yardım almadan uçamayacağına inanmaktadır.
Zaman değişti. Şiddetin kol gezdiği bir çağda yaşıyoruz. Evinizden çıktığınızda karşınıza ne gibi tehlikelerin çıkacağını kestiremiyorsunuz. Burada emin adımlarla yürüyebilmeniz için üstünüze doğru gelen her dalgayı başarı ile savacak güçte olmanız ve düştüğünüzde kendi imkânlarınızla kalkabilmeniz gerekir. Fakat genç kız ayaklarının üzerinde durabilecek cesarete hiçbir zaman sahip olamayacağına inanıyor ve kanatlarını kapatıp sessizliğe çekiliyor.
İş ortamında onun korku ve tedirginliğini fark eden bazı arkadaşları durumdan vazife çıkarıp genç kızı aşağılamaya başlıyorlar. Fırsat buldukça bir araya gelip onun tavırları ile dalga geçiyor kendilerince eğleniyorlar. Hatta genç kıza kedi lakabı takmışlar, kedi taklidi yapıp gönderme yapıyorlar. İşlerin büyük bir kısmını ona veriyor ve nasıl olsa hakkını savunamıyor deyip baskı kurmaya çalışıyorlar. Genç kızın maruz kaldığı baskılar iş yerinde temizlik elamanı olarak çalışan Cemaleddin Bey’in dikkatinden kaçmıyor ve Cemaleddin Bey kendince bir çözüm buluyor. Elemanların bir araya toplandıkları bir vakitte “arkadaşlar biliyor musunuz Aysun filan bakanın yeğeniymiş, kendisi sizin tavırlarınızdan incindiği halde tolerans gösterip sesini çıkarmıyormuş” der. Bu ifadelerin ardından etrafı derin bir sessizlik kaplar ve Aysun’la alay eden kadınlar, kızlar ve erkekler birbirlerinin gözlerini bakıp şaşkınlıklarını gizlemeye çalışırlar.
Temizlik personelinin bu açıklamasından sonra Aysun iş yerinin en gözde elamanı olur. Artık kimse onunla alay etmemekte, onun tavırlarını küçümsememekte hatta önünden geçerken tebessüm edip hal hatır sormaktadırlar. Aysun olup bitenlere bir anlam veremez. Neyse ki Cemaleddin bey onun yüzündeki şaşkınlık ifadesini hisseder ve olup bitenleri ona anlatır “soran olursa sakın bozuntuya verme” der. Aysun başını eğer ve memnuniyetini küçük bir tebessümle ifade eder.
Aradan birkaç gün geçmiştir elemanlar o sabah kahvaltıyı iş yerinde yapmaya karar verirler. Masa kurulur, arkadaşları Aysun’u da davet ederler. Kahvaltı esnasında aralarından en muzip olanı “Aysun bakanın yeğeniymişsin hiç de belli etmiyorsun, saman altından su mu yürütüyorsun” diye takılır. Aysun başını eğer ve susar. Arkadaşları birbirlerinin kulaklarına eğilir ve “baksana hâlâ bozuntuya vermiyor, bundan sonra dikkat edelim” arkadaşlar diye fısıldaşırlar.
İnsanoğlu o kadar acımasız ki, sizi eylemlerinize göre değil, maddi gücünüze ve dünyevi konumunuza göre tanımlıyor ve ilişkilerini bu tanıma göre biçimlendiriyor. Oysa “insan” unvanına sahip olabilen her kişi doğal olarak saygıyı hak eder. Fakat dünya üzerinde kimse hak ettiği değeri elde edemiyor…