TBMM Susurluk Araştırma Komisyonu Sözcüsü ve Fazilet Partisi Milletvekili M. Bedri İncetahtacı‘nın ölümünün üzerinden 12 yıl geçmesine rağmen olaya ilişkin sır perdesi bir türlü aralanamadı.
2010 yılında dönemin Ergenekon Savcısı Zekeriya Öz‘e gelen bir mektup ile İncetahtacı olayı daha da karmaşık bir hal aldı. Sivas Cezaevinde bulunan Gökhan Sakat adlı mahkum bu konuda şok iddialarda bulunmuş, mektupta, ‘Otomobil bir araçla makasa alındı. G-3 silahıyla çapraz ateş açıldı. Sıkılan kurşunlar benim muhafazam altındadır‘ cümleleri yer alıyordu.
Ülkenin en karanlık yıllarının yaşandığı dönemlerde öldürülen siyasiler ve akademisyenlerin ölümlerinin üzerindeki sır perdeleri hâlâ duruyor. TBMM Susurluk Araştırma Komisyonu Sözcüsü ve Fazilet Partisi Gaziantep Milletvekili Bedri İncetahtacı da sadece bunlardan biri. TBMM eski Susurluk Komisyonu Başkanı Mehmet Elkatmış‘ın bile yıllar sonra dile getirdiği ve İncetahtacı‘nın ‘it kapanı denilen bir yöntemle kazaya zorlanarak öldürüldüğünü söylemesi ise dikkat çekmişti. Ancak aradan geçen 12 yıla rağmen hâlâ İncetahtacı‘nın ölümünün üzerindeki sis perdesi bir türlü aralanamadı.
Evinden besmele ile çıkmıştı
21 Kasım 1999 günü evinden Esenboğa Havaalanı‘na gitmek için ‘Besmele‘ ile çıktığında saatler sabahın 5:30‘unu gösteriyordu. Saatler sabahın 6:00‘ını gösterdiğinde ise Havalanına birkaç kilometre kala kimsenin bir türlü açıklayamadığı bir trafik kazasında İncetahtacı hayatını kaybetti. Trafik kazasının Jandarma sorumluluk bölgesinde olması ve kaza sonrasında yaşanan bir takım olaylar kazanın normal bir kaza olmadığı gerçeğini de ortaya çıkarmış oldu.
İt kapanı yöntemiyle öldürüldü
Yaşanan kazanın üzerinden yıllar geçmesine rağmen perdenin arkasında kimlerin olduğu ve olayın niye yapıldığına ilişkin açıklamalarda gelmişti. Dönemin TBMM Eski Susurluk Araştırma Komisyonu Başkanı Mehmet Elkatmış, 2008 yılında yaptığı açıklamada, trafik kazasına ilişkin ilginç bir açıklama yapmıştı. Elkatmış, İncetahtacı‘nın it kapanı denilen bir yöntemle kazaya zorlanarak öldürüldüğünü açıklamıştı.
Karısına bile anlatamayacağı önemli bilgiler nelerdi?
Merhum Mehmet Bedri İncetahtacı‘nın eşi Rahaf İncetahtacı ise daha önce Milli Gazete‘ye yaptığı açıklamada, yıllar sonra kendilerine "Dokuz sene sonra evet öldürdüler dediler. Bu bile bizim için az olsa da bir teselli. Çünkü hem öldürdüler, hem onu suçladılar. Dokuz sene önce biz bunu biliyorduk. Herkes ama herkes -biz de dahil- korkuyor. Bu yüzden de derin bir sessizlik hakim oluyor" açıklamasında bulunmuştu. Rahaf İncetahtacı açıklamasının devamında ise eşinin kendisine bile anlatamayacağı önemli bilgilerin olduğunu sürekli hatırlattığını kaydederek, "Telefon çaldığında kalktım ve baktım ki eşim hazırdı. Gitmeye hazırdı ama sanki gitmek istemiyordu. Ama kadere karşı gelinmiyor. Bir tedirginliği vardı. Zaten son üç aydır oldukça tedirgindi. Bana diyordu ki son zamanlarda, ‘Bazı şeyler var, ben sana anlatamam, anlatırsam sen kaldıramazsın. Onun için ben bunları kendi içimde saklıyorum, sana anlatamıyorum‘. Hiçbir şey yokken, birden bire bunu söylüyordu" şeklinde konuşmuştu. Merhum İncetahtacı‘nın eşine bile anlatamayacağı ve hâlâ kamuoyunun gündeminde olan Susurluk Kazası‘na ilişkin bilgilerin ne olduğu ise bir türlü öğrenilemedi. Yıllardır bu konuda yapılan açıklamalar ve davalar bile gerçek bilgileri ve belgeleri bir türlü ortaya koyamadı. İncetahtacı kazası ve Susurluk olayına ilişkin bilgilerin üstünün nasıl örtüldüğü ve bunu kimlerin yaptığı da hala bir sır olarak duruyor.
Arabasına G-3‘le sıkılmıştı
2010 yılında dönemin Ergenekon Savcısı Zekeriya Öz‘e gelen bir mektup ile İncetahtacı olayı daha da karmaşık bir hal aldı. Sivas Cezaevinde bulunan Gökhan Sakat adlı mahkum bu konuda şok iddialarda bulunmuş, mektup da, ‘Otomobil bir araçla makasa alındı. G-3 silahıyla çapraz ateş açıldı. Sıkılan kurşunlar benim muhafazam altındadır‘ cümleleri yer alıyordu. Söz konusu mektupda iddialar bunlarla da sınırlı değildi. Mektubun devamında ise mahkum, "Söz konusu silahtan çıkan kurşun Jandarma envanterinde yine bu işin içinde bulunan kişice alınıp muhafaza edilmesi ayrı bir husustur. Şu an için ise söz konusu sıkılan kurşun benim muhafazam altındadır. Silah ise yine sadece yerini benim bildiğim bir adrestedir. Silahı bana getirdiklerinde araştırdık ve ruhsatlı olduğunu gördük. Ruhsat sahibi koyu bir milliyetçiydi" bu iddiaları ortaya atıyordu.