Sinsi bir hastalık

Abone Ol

Evham, günümüz insanının müptela olduğu hastalıkların başında geliyor. Gündelik hayatta pek ciddiye alınmasa da, istila ettiği kişinin hayatını tamamen etki altına alıp, mutsuzluğa, korkulara ve çaresizliğe sürüklüyor. Evhamlı kişi sürekli “sevdiklerime bir şey mi oldu, geleceğim ne olacak, ya başıma bir şey gelirse, ya hastalanırsam ya çocuklarımdan uzaklaşırsam diye olumsuz senaryolar üretip hayatı kendine zehir ediyor. Endişeler kişiye çaresizlik duygusu veriyor ve onu hayattan koparıyor.

Uzmanlar, aşırı evhamın yani vesvesenin -biyolojik sebeplere dayanabileceği gibi kişinin yaşadığı hayat şartlarının ve yakınındaki rol modellerinin de etkili olabileceğini- ifade ediyorlar. Ancak bu gün bu sorunun birinci nedeni, modern bireylerin, iman ve tevekkül noktasındaki zayıflığı olarak ortaya çıkıyor. Allah’a iman eden, Ona güveni sonsuz olan bir kişinin dışarıdan gelecek tehlikelere odaklanması ve vaktini keşkelerle tüketmesi beklenemez. Çünkü O Rabbine teslim olmuş ve O’nun işini ona bırakmıştır.

Dinimiz, insan tabiatına uygunluğu nedeniyle her şeyin ortasını tavsiye eder. Evham, korku, endişe ve panik durumu insani kalıplar çerçevesinde yaşandığı takdirde uyarıcı birer sinyal olarak görülebilir. Yani kişi imanına, sağlığına, çocuklarına, mülküne ve çevresine bir zarar geleceğinden endişe ettiğinde can yeleğini giyer ve bu vesile ile üzerine düşen sorumluluğunu yerine getirir.

Fakat modern insanın Yaratıcısı ile bağı zayıf olduğundan, kendini boşluğa terk edilmiş bir organizma gibi hissediyor. O zihnindeki bu boşluk ve kaos ortamında varlığını sürdürmeye çalışıyor. Modern insanın etrafını korkular çevirmiş ve neyi zaman kaybedeceği konusunda yoğun bir endişe taşıyor. Psikiyatriste gidiyor, yürüyüş yapıyor, sanatla meşgul oluyor ama nereye kadar. Küçük bir sarsıntıda yeniden düşüyor ve bir çıkmazın içinde boğuşup duruyor.

Uzmanlar aşırı hassas ve fedakâr yapıya sahip kişilerin bu hastalığa daha sık yakalandığını belirtiyorlar. Fakat hayatını dünyaya adayan ve ebedi yaşayacakmış hissiyle hareket eden her insanda kaybetme endişesi, evham ve korkuların daha yoğun olduğunu görmekteyiz. Çünkü bu kimseler dünya üzerinde birer emanetçi olduklarını unutuyor ve ev sahibi gibi davranıyorlar. Oysa emanetçi olduğunun bilincinde olan ve Allah’a hakkıyla tevekkül eden bir kişinin evham ve endişesi yoktur. Çünkü O inanan bir kişidir ve dünyanın bir konaklama mekânı olduğunu bilmektedir.