Terör örgütleri başkentimizi mesken tuttu. Periyodik
olarak yüreklerimize yangın düşürüyor, canımızı acıtıyor. Asker, polis, sivil,
büyük, küçük, çocuk ayırmıyor Anadolu coğrafyasında yaşayan herkesin
yüreklerinde bir korku iklimi hâkim durumda. Acaba benim şehrime de bu kandan
beslenenlerin heyulası gelir mi Acaba, benim gezdiğim sokaklarda, caddelerde
tur atan otomobillerin içinde bir canlı bomba var mıdır, yok mudur endişesi
zihinlerin bir köşesine bağdaş kurmuş durumda. Sabahleyin evinden besmeleyle çıkan,
Rabbim kolaylaştır, zorlaştırma duasıyla helalinden rızkını kazanmaya giden
herkesin kafasının bir tarafında inanın bu korku ve endişe çelikten bir mıh
gibi çakılmış durumda. Özellikle kalabalık yerlerde dolaşanlar, gezmek, işini
görmek zorunda kalanlar, ayaklarının geri geri gittiğini hissederek, her an
yanı başında bir şeyler oluverecekmiş gibi bir ürküntü ve kalp çarpıntısıyla
yollarda seke seke yürüyorlar. Bu hali anlayabilmek için, Cumhurbaşkanı nın da,
Başbakan ın da, bakanların da, bir an yanı başlarında onlarca koruma polisi ve
zırhlı araç olmadan piyasaya çıktıklarını tasavvur etmelerini öneriyoruz. Çok
boş bir temenni ve laf-ü güzaf ama bizimki bir züğürt tesellisi işte. Çünkü her
saldırı sonrasında, Terörün belini kıracağız Birlik ve dirlik zamanı gibi
klasik cümleler dışında bir şeyler söylemeyen, üzüntülü bir ifadeyle terörü
lanetlemek dışında hiçbir şey yapmayanların ağzından sadra şifa bir şeyler
duymak bizim de hakkımız değil mi Bunu söyleyebilmeleri için, öncelikle bizim
zihinlerimize yılan gibi çöreklenen ve her daim bizleri zehirlemeye devam eden
korkuyu ve endişeyi anlayabilmeleri gerekmiyor mu Sırça saraylardan yapılan
açıklamalar ancak ve ancak, işin bürokratiksel gerekliliğinden başka bir anlam
ifade etmiyor maalesef. Çünkü her seferinde, Bitecek, sona erecek, başını
ezdik dedikleri şey, bir anda gelip bizim yüreklerimize bir değirmentaşı gibi
oturan acıya dönüşüveriyor.
Nutuk değil, çözüm istiyoruz Sabrımızın sınırı artık
kalmadı. Bizleri terörle etmeye çalışanların kim olduğunu ve neden bu korku
iklimine hapis olduğumuzu bu işin sorumluluk makamında olanların bir an önce
bizlere anlatmaları ve endişelerimizden bizleri arındırmaları bizim en temel
vatandaşlık hakkımız Biz böyle yaşamak istemiyoruz kardeşim Biz, korka korka
işe gitmek istemiyoruz! Biz, korka korka kalabalık yerlerde dolaşmak
istemiyoruz Gölgemizden bile korkar hale geldik! Kim bunun sorumlusu Bu
durum, sadece bir İçişleri Bakanının istifası veya bir iki emniyet müdürünün
açığa alınmasıyla çözülebilecek bir mesele değildir. Bunu bilesiniz
Güneydoğu da 1200 terörist öldürüldü 300 ciğerparemizi
bu ateş ikliminde gönüllerimize gömdük. Terörün büyükşehirlere veya şehirlere
inmek, korku ve dehşet salmak için kendisine fırsatlar oluşturacağını
görebilmek için istihbarat uzmanı olmaya da gerek yoktur herhalde.
İstihbarat uzmanı veya bizim güvenliğimizi sağlayan
kolluk güçleri, işte herkesin tahmin edebildiği bu noktadan bir adım sonrasına
ilişkin çalışmalar yapacaklar ve güvenlik zafiyeti denilen tartışmaları biz
yapmamış olacağız.
Gittiğimiz nokta gerçekten çok endişe verici Artık,
hükümetin veya onun emrinde olan malum her birimin terör ile ilgili
söyledikleri, insanların algılarında bir milim bile kımıldamaya yol açmıyor.
Buna psikolojide sınır nokta deniliyor Çünkü insanlar bir şeylerin
değişmeyeceğine dair bir kanıksamayla, bu işin sona erdirilemeyeceği, konuşulan
her şeyin boş olduğu zehabına kapılmış durumdalar.
Bu iklimi değiştirmek için ne yapılması gerekir
Başlangıç noktasını doğru koyacaksınız! Dış politikanızı gözden geçireceksiniz
ve terörü kendi emperyal hedefleri için besleyenlerle ilişkilerinizi
keseceksiniz! Birkaç sivrisinek öldürmekle bataklık kurutulmaz!