Garip bir milletiz.
Üşengeç mi?
Her işimizi son dakikaya bırakan mı?
Bu kez yasak bir hafta öncesinden açıklandı.
Gün tükenmiş gibi, saatleri saymaz gibi yasağın sınırında, saat 12’ye az kala, Sinderella gibi sokaklarda hareketlilik.
Balkabağından arabalarıyla marketlere koştular.
Yine sıra oldular.
“Her şey taze taze olsun diye her şeyi bugünden aldık. Aldığımız şeyler Pazartesi gününe kadar yeter.”
Bu milletin geciktirmeci tavrı, en fazla minibüslerde dikkatimi çeker.
Yolcu biner ama para ödemek umurunda olmaz.
Ancak inerken ödeme yapar ya da şoför hatırlatır da elini cebine atar.
O çok önemli ödeme görevimi, minibüs kalabalık olur da, cüzdanı çıkarana kadar bir iki dakika geçer de, şoförü kaygılandırırım endişesiyle araca vasıl olmadan avucumda bozuk parayı hazır ederim.
Maskeler hâlâ sorun.
Hâlâ sokaklarda maskesiz şövalyeler dolaşmakta.
Bana bir şey olmaz edalarında.
“Sokağa çıkma yasağına saatler kala İstanbullular ekmek kuyruğuna girdi. Kasımpaşa’da bir fırından ekmek almak isteyen vatandaş fırıncıyla tartıştı.
Fırıncı, maskesiz bir şekilde vatandaşı içeri almadı ama vatandaş içeri girmek için ısrar etti. Tartışma sırasında fırına polis ekipleri geldi. Polis ekipleri de maskesiz vatandaşa fırına giremeyeceğini söyledi. Bunun üzerine maskesiz vatandaş uzun süredir sırada beklediğini ve maske almak için tekrar eve gitmek zorunda olduğunu söyleyerek sitem etti.
Başka bir vatandaşın verdiği maskeyi takan ve bu şekilde fırına girebilen vatandaş, "Bir tane ablamız maske verdi. Maskem yoktu ekmek vermediler" dedi.
İlginç bir milletiz.
Bel fıtığından iyice fenalaşınca, 1.5 ay sonra ilk kez hastaneye gittim.
O da ne.
Yan poliklinikte hasta kabul eden Göğüs Hastalıkları doktoru bayan, düğüne gider gibi takmış takıştırmış, özenle yaptığı makyajını kapatmasın diye maske de takmamış.
Yeni manikür yaptırmış gibi elmas yüzüklü, beyaz ojeli ellerinde eldiven de yok.
Kapı açıldıkça hastalar, dehşetle doktorun pervasızlığını izlemekteler.
Üstelik tüberküloz hastalarını muayene etmekte.
O çıplak elleri ile kadın bir ara dışarı çıktı, kapısı önünde oturan sekreter kız ikaz etti, “Hocam maskeniz, eldiveniniz yok” dedi, güldü geçti.
İyi de o çıplak elinle muayene ettiğin kişi, hem sana risk, hem diğer hastalarına.
Böyle de kaderci bir milletiz.
Bana bir şey olmaz kafasındayız.
Güzel haberler de var.
“Yılın ilk kayısı hasadı yapıldı!
Mersin’in Silifke ilçesinde, sezonun kayısı hasadı yapıldı. İlk hasatta 250 kilo kayısı, İstanbul, Ankara ve İzmir’e gönderildi. Silifke Ziraat Odası Başkanı, bu yıl ilçe genelindeki bin 200 dönüm kayısı bahçesinden yaklaşık 11 bin ton hasat yapılmasının beklendiğini söyledi.”
“Adana'da, sokağa çıkma yasağı kapsamının dışında tutulan ve Türkiye'nin farklı bölgelerinden kente gelen tarım işçileri soğan hasadı için tarlalarda çalışmaya başladı. Yüreğir Ziraat Odası Başkanı, il genelinde yaklaşık 33 bin dönüm alanda soğan ekildiğini hatırlatarak, dönüm başına da 3-4 ton verim alınabileceğini söyledi. Şuan Adana bölgesinde hasat, ekim, dikim ve çapalama devam etmekte. Çiftçilerimiz zarar etmeyecekler en azından. Çiftçilerimiz muaf olmasa üretim durur, üretim olmazsa hayat durur ve kıtlığa kadar gider. Sağlık ne kadar önemliyse tarımda o kadar önemlidir.”
Neyse o çok korktuğumuz gecikme, tarımda olmamış gibi.
Sağlık çalışanları, askerlerimiz gibi tarım işçilerimizin de, çok kutsal bir vazifeleri bulunmakta.