Simge ve siyaset (II)

Abone Ol

Basit bir örnek üzerinde düşünülürse totaliterlik ile demokrasi arasındaki farkı tespit etmek kolaylaşır. Totaliter ya da baskıcı bir rejimde insanlar ve toplum isteklerini, şikayetlerini ya da görüşlerini ortaya koymak istediklerinde, kaçınılmaz olarak iktidar iddiasında bulunmuş sayılırlar. Bu ölümüne bir mücadeleye girişmek anlamını taşır. Çünkü iktidar yekpare olduğu için, en küçük bir hareket bile bütünü hedef almak zorunluğuyla karşı karşıyadır.

Nitekim totaliter rejimlerin yıkılması çoğunlukla bütünün en zayıf olduğu noktada ortaya çıkan bu türden küçük hareketler sonucu gerçekleşir.

Çarpıcı örnek 1989 yılında Berlin Duvarı nın yıkılmasıyla Sovyet rejiminin totaliter yapısının dağılmasında gözlemlenebilir. Tıpkı cama çarpan ufacık bir taşın onu tuzla buz etmesi gibi. Demek oluyor ki, totaliter rejimler iktidarı aşırı ve yoğun bir şekilde merkezileştirerek ancak varlıklarını koruyacaklarına inanırlar.

Aslında bu bir ölümcül algı yanılmasından kaynaklanır, aynı zamanda iktidar olgusunu bir yandan alabildiğine simgeleştirirken, diğer yandan iktidarın tekabül ettiği olguyu yoksamaya başlar. Yani iktidarın merkezileşmesi güçlü olma algısına sürüklerken buna koşut olarak varlığını ve kendini koruma yeteneğini esneklikten uzaklaştırır, sertleştirir ve zayıflatır. Onun için küçük bir hareket, kelebek etkisi gibi, geometrik bir şiddet kazanır ve yıkıcı olur.

Buna karşılık demokraside iktidar merkezileşmeden uzak tutulmak durumundadır ve bir takım emici ya da şiddetini yavaşlatıcı bentler öngörülmüştür. Özgürlük bunlardan biriyse, hukuk bir diğeridir. Özgürlük ve hukuk iktidar merkezileşmesini ve şiddetini engelleyici bir takım unsurları, araçları ve düzenlemeleri içerir. İçerdiği ölçüde iktidarı yıkıcı niteliklerden arındırır.

Somut bir örnek vermek istersek, toplantı ve gösteri, dilekçe hak ve özgürlüğüyle sivil itaatsizlik özgürlüğünü zikredebiliriz. Toplantı deyip geçmemek gerekir. Dernek, vakıf, kısacası sivil toplum kuruluşlarının dayandığı ilke; toplantı hak ve özgürlüğünün tezahür biçimlerinden biridir. Miting, protesto vb. öyle. Sivil itaatsizliğin isyan veya kalkışma benzeri eylemlerden ayrıldığı nokta, hukuk temelinde kalarak demokrasi içinde gerçekleştirilmesi ölçütüdür.

Eğer, insanlar ve toplumlar, isteklerini, beklentilerini, şikayet ve hoşnutsuzluklarını ifade etmek imkan ve ortamından yoksun kalmışlar ya da böyle bir algılamaya kapılmışlarsa, şekli bir demokraside, ister istemez simgelere yönelirler. Bu simgeler, çoğunlukla bağlantılı oldukları olgudan, anlam ya da değerden yalıtılma tehlikesiyle karşı karşıya kalırlar.

Dolayısıyla simgeyle olgu, yani tekabül ettiği anlam ve değer zıtlaşması ortaya çıkar ve içeriği kuşkulu bir algılama durumu doğar.

Kanaatimce, özellikle siyaset alanında benzer bir olayı yaşamaktadır Türkiye. Demokrasi var mı Şekli ya da görünüşde yürürlüktedir ama işlerliği konusu bir hayli kuşkuludur. İnsanlar birtakım hak ve özgürlüklere sahip midir Yasal düzenlemeler bağlamında sahiptir ama hak ve özgürlükler, mahiyetleri doğrultusunda kullanılabildiği ölçüde gerçeklik kazanırlar, somut gerçekliklere dönüşebilirler ve duyumsanabilirler.

Bunun anlamı, hak ve özgürlüklerin kullanılabilmesi, iktidarı etkileme gücü kazanması demektir. İktidar, salt iktidar olarak, hak ve özgürlüklerin kullanılmasını kendi varlığı açısından bir tehlike gibi algılıyor ve değerlendiriyorsa, demokrasinin gerçekleşmesinden sözedilemez, şekli varlığının olması fazla bir değer ifade etmeyebilir.

Belki de görünüşteki demokrasi zırhına büründürülmüş totaliterlikten bahsetmek daha doğru olabilir. Buna demokrasinin simgeler galerisi demek herhalde daha uygun düşer.