Şimdi Türkiye Düşünsün

Abone Ol

Türkiye-ABD ilişkileri, turşu suyu içimi gibidir: İçenin midesi bulanır, içmeyenin ağzı sulanır. 1947’de Truman ve 1948’de Marshall Planı sonrası siyasi ve kültürel etkisini artıran ABD, 2000’li yıllar sonrasında ise ekonomik ve jeopolitik etkisini ön plana almıştır. Bu dönemlerde Kıbrıs harekâtı ve Çekiç Güç’ün gönderilmesi kararı dışında her adım lehinde gelişmiştir. Hatta 1 Mart 2003 tezkeresindeki aleyhte durum, kararnameler yoluyla lehine çevrilmiştir. Sadece 2017 yılında yapılan ziyaretler incelendiğinde elimizde koz kalmayacak şekilde kuşatıldığımız anlaşılabilir.

ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson, 30 Mart 2017 tarihinde ülkemize günübirlik bir ziyaret gerçekleştirmiş, 9 Temmuz 2017 tarihinde İstanbul’da düzenlenen 22. Dünya Petrol Kongresi vesilesiyle bir çalışma yemeğinde ağırlanmıştır. 6 Aralık 2017 tarihinde Brüksel’de NATO Dışişleri Bakanları Toplantısı sonrası Tillerson ile yapılan ikili görüşme, 15 Şubat 2017’de Beştepe’de sonuçlanmıştır. Üstelik tam da Türk-Amerikan ilişkilerinde “dostça değil” diyenlerin oranı, “olumlu” bulanların oranının üzerine çıktığı bir dönemde yeniden anlaşma sağlandı. Hem de “7 düvel”den biri olarak…

Bu durum, iki ülkenin geleceği konusunda net bir fikir beyan etmeyenlerin oranının artmasından başka bir fayda sağlamayacak. Gururlu bir milletiz ama yapılan anlaşmalar gurur verici sonuçlar doğurmayacak. Hatta anlaşmalara uyulmaması gurur kırıcı gelişmeler doğuracak. ABD bugüne kadar hangi sözünün arkasında oldu ki, yeni anlaşmaya sevinelim? Soğuk savaş döneminde ülkemizi pazarlık payı olarak gören ABD, 11 Eylül sonrasında bu paya ihtiyaç duymayacak kadar pay kazandığı için anlaşmanın kaybeden tarafı açıktır! Çünkü enerji, ekonomi, savunma ve güvenlikte işbirliği gibi iki ülkenin ilişki düzlemini belirleyecek alanlarda pazarlık gücümüz azalmıştır.

Bugüne kadar yapılan “stratejik ortaklık”, ülkemize “stratejik yük” dışında bir şey katmamıştır. “İlişkileri tekrar yoluna koyacaktık ya da daha kötüye gidecekti” diyenler, ilişkileri düzeltmiş ama yükü azaltmamıştır. Bölgemizi ateş topuna çeviren, askerlerimizi şehit eden silahların sahibi Amerika ile bir kez daha el sıkışılıp anlaşılması sarı alarmdır. Kalan süremiz ise, kırmızı alarm çalana kadardır. Yapılan yeni anlaşma, yeni bir savsaklama olacağından, şimdi Türkiye düşünsün: “Ben sende (niye) tutuklu kaldım”!