"Biz sıradan insanlar, yalnız bir sefer ölürüz. Ama büyük adamlar iki sefer ölürler. Birinci sefer bu dünyayı bırakıp göçtükleri, ikinci sefer de bıraktıkları eserler yıkılıp kaybolduğu zaman..." İvo Andriç‘in Drina Köprüsü romanından...
Bazı insanlar vardır kendi için yaşayan ve ardında kayda değer bir şeyler bırakmadan yitip giden. Yine insanlar vardır, insanlık için yaşayan, bilime, sanata ve edebiyata kaliteli katkılarda bulunup öldükten sonrada yaşamaya devam eden. Mehmet Akif Ersoy‘u rahatlıkla ikinci örnekle özdeşleştirebiliriz. Çünkü Mehmet Akif Ersoy dünyalığı sevmediği gibi ülkesi için yaptığı fedakârlıklar, sanatının getirisi olan şiirler ve yaşamındaki ilginç ayrıntılarla minnetle hatırlanır. Kaliteli insan anlayışına uygun bir hayat süren Mehmet Akif Ersoy‘u dünyalık malına bakış açısını 1936 yılında vefat ettiğinde üzerine herhangi bir mülkün bulunmadığını ve cebinde beş kuruşunun olmadığını hatırladığımızda daha iyi anlarız.
Mehmet Akif‘i unutmamak
Bizlere bıraktığı en büyük mirası olan ‘Safahat‘ ise usta yazar Mustafa Miyasoğlu tarafından uzun ve titiz bir çalışma sonucunda tekrar okuyucuya sunuldu. Yine Mustafa Miyasoğlu‘nun önsözünü yazdığı ve Metropol Yayınlarından çıkan kitap bizlerde farklı bir heyecan oluşturdu. Çünkü Mehmet Akif Ersoy‘un birbirinden kaliteli şiirlerini yeniden okuyacak, onu tekrar hatırlayacak ve onun hayata bakışını yeniden sorgulayacaktık. Mustafa Miyasoğlu önsözünde Mehmet Akif Ersoy için, "Mehmet Akif, yalnız şair değil, aynı zamanda bir mütefekkirdir. Düşündüğü gibi yaşamak için fedakârlıklar yaptığı için, karakterine güvenilen örnek bir şahsiyat olarak bilinir." der.
Kaçmak yerine ülkesini savundu
Mehmet Akif Ersoy‘un yaşamına baktığımızda ise inanılmaz ayrıntılara rastlarız. O şairliğinin yanı sıra yaşamı, milli mücadele yıllarına denk geldiği için geride kalıp laf üretmek ya da herhangi bir ülkeye kaçmak yerine vatanı için savaşmayı yeğledi. Üstelik bunun için de Balıkesir ve Kastamonu olmak üzere birçok yerde konuşmalar yaparak halkı milli mücadeleye destek olmaya çağırdı. Aynı Mehmet Akif‘ten kurtuluşu için yardım ettiği vatanına bir marş yazması istendiğinde ise bunu para karşılığı yapmayacağını söyledi. Verilen ödülün İstiklal Savaşı‘nda şehit olanların ailelerine verilmesi karşılığında teklifi kabul edince de dünyanın en iyi İstiklal Marşı‘na imzasını attı.
Dostu Neyzen Tevfik‘ten ney dersi aldı
Mehmet Akif Ersoy‘un savaşçı yanı sadece cephede değil özel hayatında da dikkat çeker. Mesela çok iyi yüzücü olduğu söylenir. Bunun ispatı ise Boğaz‘ı defalarca yüzerek geçmesidir. Güreşe de meraklı olan Mehmet Akif Ersoy okuma yazma öğretme karşılığında dönemin ünlü güreşçisi Osman Pehlivan‘dan ders alır ve müsabakalara katılır. Müsabakalardan ödüllerle döndüğü de söylenir. Mehmet Akif Ersoy ayrıca Galata Mevlevihanesi‘nde tanıştığı Neyzen Tevfik‘e de Arapça, Farsça ve Fransızca dersler vermiş, karşılığında ise Ney‘e üflemeyi öğrenmiştir. Hafızlığını da bitiren Mehmet Akif Ersoy siyasete atılıp bir süre Ziya Gökalp‘in Türkçülük akımıyla ilgilense de o kurtuluşun İslam‘da olduğunu savunmuştur. Sonraki yıllarda Atatürk‘ün isteği üzerine yazdığı Kur‘an-ı Kerim mealini kötü amaçlarla kullanılacağını düşünerekten yaktırıp bir daha da bu konu hakkında konuşmayacaktı. Her yönüyle örnek bir yaşam süren Mehmet Akif Ersoy‘un Safahat‘ını itinayla hazırlayan Mustafa Miyasoğlu‘na sorduk o da hem Mehmet Akif Ersoy‘u hem de Safahat‘ı şu cümlelerle anlattı:
Safahat‘ı hazırlarken nelere dikkat ettiniz ve kitabı ne kadar sürede tamamladınız?
"Sözlüklü Safahat" diye de nitelendirilen bu kitabı yayına hazırlarken en çok kitabın anlaşılabilmesi için gerekli kelime açıklaması ile yeterli bilginin aynı sayfada verilmesine dikkat ettik. Oğlum Eren ile sözlük çalışmasını yaparken, bugün bilinmeyen kelimelerin karşılığını sayfa altına vererek, metni okurken anlamadan geçilmesini önlemeye çalıştık. Elbette şiir dilinin yalnız kelime bilgisiyle kavranması zordur, ama biz ilk basamakta takılıp kalan gençlerin sıkıntısını çözmeye yardımcı olmak istedik. Tabii bu konudaki ön araştırmaları, şerh ve sadeleştirme çabalarını yayına hazırlarken elden geçirdiğimiz için, tasarladığımız altı aylık çalışma bir yıla yakın sürdü. Mükemmel fazlası ve eksiği olmayan demektir; biz böyle bir çalışma olsun ve gençleri sözlük ve ansiklopedi sıkıntısından kurtararak metne ısındırsın istedik...
Bu eser sizin için ne anlam ifade etmektedir?
Benim için Safahat, "20. yüzyıl Türk şiirinin epik tarzda yazılmış en güzel metinlerini toplar ve Osmanlı‘dan Cumhuriyet‘e geçişte yaşadığımız bütün zafer ve hezimetleri, acı ve sevinçleri ihtiva eder. Bir bakıma da İstiklâl Savaşı‘nı öncesi ve sonrasıyla anlatan bir destan eserdir. Fert, cemiyet, devlet ve medeniyetle dini hayatın bütün önemli meselelerini ortaya koymaktadır, bu yüzden de herkes tarafından dikkatle okunmalıdır. Bunu okuyanın çağdaş Türk ve İslâm dünyasının bütün meselelerine âşina olarak farklı gözle bakması mümkündür.
Safahat şimdiki gençlik için ne ifade etmeli?
Elbette ve öncelikle bir büyük şairin yedi kitaptan meydana gelen şiirlerinin tamamını ihtiva eden bir şiir külliyatıdır. Dışarıdan böyle değerlendirilebilecek olan bu metin, aslında 20. yüzyılın ilk çeyreğinde dünyanın ve ülkemizin yaşadığı büyük değişimle birlikte yeni Türkiye‘nin de ruhunu anlatır. Bu anlamda ülkemizin gençleri İstiklâl Marşı ve Çanakkale Şehitleri ile tanıdıkları Mehmet Âkif‘in dünyayı ve ülkemizi nasıl gördüğünü bu kitaptan anlayabilir. Safahat‘ı okuyabilen gençlik, yaşadığı çağın meselelerini yerli ve milli bir bakış açısıyla kavrayabilir. Onu okuyup anlayabilenler, 20. yüzyılın öteki Türk şair ve yazarlarını daha kolay okuyup anlayabilir ve oradan da Tanzimat sonrası Türk edebiyatı ile Divan edebiyatını daha kolay kavrayabilir. Böylece kendi klasiklerini okuyabilen bir aydın yetişmiş olur. Çünkü kendi klasiklerini okuyamayan aydın tipi yalnız bizim ülkemizde vardır ve bundan da tuhaf bir zevk alırlar. Mazisini bilmemek ve reddetmekle iftihar eden bizden başka millet yok!
Şimdiki şiir kitapları ile Safahat‘ı ve şairler ile de Mehmet Akif Ersoy arasındaki farkı nasıl açıklarsınız?
Safahat, ortaya çıktığı dönem dikkatle incelenince görülür ki, sıra dışı bir şairin İstanbul‘daki hayatını, gözlemleriyle düşüncelerini, eleştirileri ve dünya görüşüyle birlikte toplumun yaşadığı sıkıntıları ortaya koymaktadır. Maalesef o dönemin edebiyat çevrelerinde de edebi modalar egemenlik sürdürüyor. Servet-i Fünun ile Milli Edebiyat anlayışları dışında toplum gerçekliğini yakalayıp onları ortaya koyma çabası o kadar da önemli görülmüyor. M. Âkif işte bazı sanat çevrelerinin görmediği toplumun temel meselelerini herhangi bir moda veya ideoloji doğrultusunda değil, kendi vicdanı ile değerlendirip şiirlerinde dile getiriyordu. O devrin şairleri ya Tanzimat‘tan sonra gelişen ve "ülkücü" niteliğiyle devir değiştikçe dil ve söylem de değiştiren bir tutumla Milli Edebiyat anlayışını sürdürüyor, yahut da sosyal ve siyasi meseleleri umursamadan Servet-i Fünun‘un sorumsuzluğunu benimsiyordu. İkisi de hem toplumun yaşadığı gerçeklere, hem de Mehmet Âkif‘in dünya görüşüne uymuyordu. Âkif‘in ideali, yıkılan Osmanlı‘nın küllerinden yeni ve bize özgü bir devlet meydana getirebilmekti.
Mehmet Akif Ersoy sizin için ne ifade ediyor?
Mehmet Âkif hem toplum için, hem de Allah rızası için eser vererek toplumu aydınlatmaya, kendi tarih ve inancımız doğrultusunda yeniden şuurlandırmaya çalışıyordu. O yalnız bize şiirleriyle değil, nesirleri ve hitabeleriyle de seslenmiş, yakın tarihimizin dönüm noktasında devlet kurucularına ışık tuttuğu gibi, dünya milletleri arasında sağlam yer edinmemiz için de çalışmaya teşvik etmiştir. Âkif, Namık Kemal - Necip Fazıl arasında şuur köprüsüdür.
Safahat, Metropol Yayınları, 510 sayfa, Tel:(0212) 638 18 51





