Bismillâhirrahmânirrahîm;
Ekonomik kriz ve virüs döneminde zengin ve fakir arasında adeta bir uçurum oluştu. Parasını ihtiyaç zamanında kullanılmak üzere bankaların bodrum katlarındaki kasalarda veya yastık altında tutanlardan söz ediliyor. Bazıları tek işini kaybetmişken; 3-5 maaşlı bürokratlar oluşturularak zengin edilenler konuşuluyor. Bu tür işler verilenlerin çoğunun alanları dışındaki yerlerde görevlendirildiği haberleri var. Lise mezunu bir güreşçinin banka yönetim kurulu üyesi yapılması gibi!..
Adil olmayan görevlendirilmelere bir an önce el atılması gerekli. İsraf, rüşvet, yolsuzluk, usulsüzlük en çok konuşulan konular arasında. Geçim sıkıntısının ortaya çıkardığı acıklı manzaralar yürekleri yakıyor. Sıkıntı, insanları “intihar” noktasına getiriyorsa, konu ile ilgili ciddi tedbirler alınmasında zorunluluk vardır. Hem de 84 milyonu kuşatan ciddi tedbirler.
Ramazan ayının başlayacağı gün, pehlivan yapılı bir kardeşimiz, eşinin, “Pazara gidelim” teklifine “Param yok” diyemediği için banyoda intihar etti. Cebinden 150 kuruş çıktı. Yine, Tekirdağ’da üç çocuk babası Fedai Kuşçu, elinde kalan son 12 lirayı eşine bırakarak hayatına son verdi. (19.04.2021)
İnegöl’de 3 ayda 12 gencin geçim sıkıntısından intihar etmesi Saadet Partisi İnegöl İlçe Başkanı Hasan Eroğlu’nun içini yakmış. Çözüm teklifleri şöyle: “Ekonomik problemler çözülsün! Gençlere sahip çıkılsın. Aile, STK’lar, yöneticiler gençlere sahip çıksın. Dertlerini dinlesinler. Gençler için, bazı etkinliklerle birlikte, iyi yetişmiş eğitimciler öncülüğünde manevi yönlerini de güçlendirecek çalışmalar yapılsın!”
YÖNETİCİLER NEREDE?
Şiddetli geçim sıkıntısı halkı bunaltmış, intiharlara yol açmışken; sorumluluk mevkiindeki iktidar ve ana muhalefet birbirine hakaret eden, “Be ahlâksız, be şerefsiz!” türünden polemiklerle meşguller. Cenaze töreninde birbiriyle selâmlaşmayan yöneticilerden bu ülkeye fayda gelecek, öyle mi? Bunu yapanlar tek kişiye tepki gösterdiklerini sanıyorlar. Gerçekte, o tek kişileri temsilci olarak gönderen Türkiye’yi dışladıklarının farkında bile değiller.
Yöneticiler, hep “uzaktan”, medya üzerinden mi konuşur; niçin “yüz yüze” gelmezler? Halkın gündemi ayrı; bu tür yöneticilerin gündemi ayrı! Nisan ayında konuşulanları ele alın! Önce 104 amiralin darbe dönemini hatırlatan bildirileri konuşuldu. Herkes olayı “kendi cephesinden” ele aldı. İthamlar, hakaretler, meydan okumalar… Böyle mi yapılmalıydı?
Mademki, ciddi bir tehlike var; hükümet, bütün siyasi partileri toplayıp bilgilendirmeliydi. Türkiye’nin darbelere karşı “tek vücut” olduğu dosta düşmana gösterilmeliydi. Birlik olmaktan niçin kaçınıyorsunuz? Korkmayın, görüşeceğiniz insanlar İsrail, ABD, İngiliz ajanları değil; bu ülkenin temsilcileri! Birlikte yaşadığınız insanlar! Bir araya gelemediğiniz için lâfı çoğaltıyor, sözü uzatıyorsunuz! Çözüm ortaya koyamıyorsunuz! Faturayı millet ödüyor.
128 milyar dolar olayı da öyle! Çözüme kilitlenecek yerde, siyasiler birbirlerinin kirli çamaşırlarını sayıp döküyor. Niçin konu içinde kalamıyorsunuz? Bazen, o günkü konuyu, 50 sene öncesine götürüyorsunuz? Bu dağınıklığınızın farkında bile değilsiniz? Niçin ileri bakamıyorsunuz? Yalnız geri aynasına bakarak araç kullanılır mı?
HALK GEÇİM DERDİNDE!
Seçim, ittifak, cumhurbaşkanının kim olacağı gibi konular konuş konuş bitmiyor. Ne olur bunları “seçim sürecinde” konuşun! Şimdi, halkın “geçim sıkıntısını” müzakere edin. “Geçim sıkıntısı”nı çözmekte “ittifak” edin. Çünkü milletin derdi de, gündemi de geçim sıkıntısı.
Saadet Partisi halkın gündemini iyi belirlemiş durumda. Genel Başkan Temel Karamollaoğlu, “Gelin, seçim gündemde değilken, vatandaşlarımızla Geçim İttifakı yapalım” çağrısıyla şu teklifi yapıyor: “Milletimizin derdini konuşalım. Bugün için Geçim İttifakı, seçim ittifakının önündedir. Vatandaş ekmeğini, çocuğuna alacağı kıyafeti, ödeyeceği kirayı, faturaları kara kara düşünüyor.” (21.04.2021)
Lütfen, manzara ortadayken, bir de rakamları takla attırarak, “Türkiye’de her şey iyi gidiyor, ekonomi uçuyor” türünden açıklamalar yapmayın! Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Şerafettin Kılıç bu manzarayı, “Ne günlere kaldık, ey gazi hünkâr!” diyerek şöyle açıkladı: “Uçan ekonomide birkaç kilo patates, soğan için halk sıraya girmez. Vicdanı olan yöneticiler, patates, soğan dağıtımı için resmi tören düzenleyerek bunu ‘şov’a dönüştürmez.” (19.04.2021)
Bugün çözüm “adil paylaşım”dır. Adalet devlet olmanın vazgeçilmez şartıdır. Necip Fazıl’ın ifade ettiği, “Bir kişiye tam dokuz, dokuz kişiye bir pul” mantığıyla problemleri çözemez; büsbütün artırırsınız! Victor Hugo şu sözünü sanki bugünler için söylemiş: “Siz, yardım edilen yoksullar istiyorsunuz; biz ise ortadan kaldırılmış yoksulluk! Bu yüzden anlaşamıyoruz.” Devletin görevi yoksulluğu yenmektir.