Silahlar sussun şiir konuşsun

Abone Ol

Ben bu satırları yazarken Hakkâri’nin Çukurca ilçesi Dağlıca kesiminde PKK saldırısı Türkiye’nin baş gündemine oturmuştu.

Sosyal medyada “şehit ve yaralılar” var haberleri dönüp duruyor.

Şu ana kadar şehit sayısı ile ilgili resmi bir açıklama yapılmış değil.

Ateş sadece düştüğü yeri yakmıyor, bütün vatan sathını yangın yerine çeviriyor.

Millet olmanın gereği böyle durumlarda maşeri şuur, kolektif hassasiyet zirve yapmalıdır. Heyhat! Acıları bile küçük hesaplarına alet edenler var.

Aynı şeylere üzülüp, aynı şeylere sevinmiyor ve toplumsal reflekslerimiz yerlerde sürünüyorsa millet oluşumuz laftan öteye geçemez.

Şuraya bakın, mahallede yangın var, komşular yangının oluş sebebini tartışarak birbirine giriyorlar.

Kimsenin aklından hep birlikte olup yangını söndürmek geçmiyor.

Türkiye’de farklı düşünceler değil birbirini kasten yanlış anlamalar savaşıyor.

Herkes pusuya yatmış birbirinin ağzından yanlış anlaşılmaya müsait kelimelerin sadır olmasını bekliyor.

Hele bir diliniz sürçmeye görsün, hele bir virgülü yanlış yere koyun, gündem bir anda tepetaklak oluveriyor.

Türkiye’deki PKK terörü üç beş yıllık bir mesele değil.

Dünyaya ergen bakış fırlattığım günden beri ben ve benim yaşımdakiler bu kanlı örgütün oluşturduğu sisli ve puslu hava içerisinde kırk yılı geride bıraktık.

Şimdi çocuklarımız bu hiddet ve şiddet sarmalında büyüyüp bu kanlı atmosferi teneffüs ediyorlar.

Silahın dışında çözüm yollarının olduğunu düşünmeye başladığınız an sizi böyle düşündüğünüze pişman edecek gelişmeler oluyor memlekette.

Bir anda uzattığınız eli yumruk yapmak zorunda kalıyorsunuz.

Elinizi yumruk yaptıktan sonra diliniz de ister istemez yumruk formuna giriyor.

Ülke bir baştan bir başa sıkılmış bir yumruğa hazır duvar gibi çehrelerin resmigeçit yaptığı sahaya dönüşüyor.

Dağlıca’da mayınlı saldırıda ve saldırı sonucu çıkan çatışmalarda ciddi kayıplar olduğu söyleniyor. Çok sayıda şehit ve yaralı olduğu haberleri bir anda insanları ekranların ötesindeki gerçekliğe dikkat kesilmeye sevk etti.

Şehit sayısının çokluğu ile kitleler istifini bozabiliyor ancak.

Oysa bu ülkede her gün memleketin tertemiz evlatlarının şehit olduğu haberini alıyoruz.

Her gün bir Anadolu annesinin yüreği yanıyor ve hanelere ateş düşüyor.

Nasıl da kanıksıyoruz bunları.

Nasıl da alışıyor ve vakay-ı adiyeden sayar hale geliyoruz.

En kötüsü de bu değil midir Sanki hayatın rutin işleyişi böyle bir şeymiş gibi.

Sayılar ölümün derinliğini unutturmak için vardırlar.

En büyük hakikat gerektiğinde bir insanın koca bir dağı taşırcasına yaşarken bir milletin haysiyetini taşıdığıdır.

Terör kanla beslenir; doğrudur.

Terör dışarıdan destek alıyor; doğrudur.

Terör, halkı yıldırma bezdirme gayesi taşımaktadır; aynen öyle.

Teröristlerin arkasında şunlar şunlar var; o da doğru.

Bu tespitleri hem halkın dilinden işitiyor, hem de resmi ağızlardan duyuyoruz.

Mademki tespit ve teşhislerde ittifak var ve sivrisineklere kaynaklık eden bataklık bellidir. O zaman yapılması gereken şey, gereğini yapmaktır.

Terör analizlerinden millete gına geldi.

Yediden yetmişe teşhis noktasına yönelmeli ve toplumsal tedavi ve kitlesel rehabilitasyon için seferberlik yapmalıyız.

Garip bir şekilde şımartılmış ırkçı, mezhepçi ve cinsiyetçi yaklaşımlara alan açmadan “barış”ı söylem olmanın ötesine taşımalıyız.

Silahlar susmalı, vicdan ve sağduyu konuşmalı.

Önyargı, cinnete dönüşen şiddet ve savaş dilinden sıyrılarak, kimliklere saygı ile insan ve İslam olmanın kuşatıcılığı içerisinde ateşi gül bahçesine dönüştürebiliriz.

Öfke ateşini sevgi bahçesine dönüştürecek o kadar çok enstrümanımız var ki.

İnsanlığın ortak dili şiir mesela.

Şiir bizi unuttuğumuz kardeşliğimize taşıyabilir.

Şiir sınır kavgalarımızı önler, arazi kavgalarımızı sulha kavuşturur.

Şiir “Biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık, soylara soplara kabilelere ayırdık; tanışasınız diye” (Hucurat-13) hakikatine taşır.

Şair Yaşar Bedri’nin diliyle söyleyecek olursak ‘ölüm dağlara oğul bırakınca’ dil susar, şiir konuşur.