Sıla, Sıla Özlemi, Hicret ve Çağımızdaki Etkileri-1

Abone Ol

Son olarak bu köşede “Kur’an’ı anlayıp Kur’an Nizamı kurarak yaşasalar-4” (4 yazı) ve “Yaptıklarımızın yapılmasını tavsiye ediyoruz” başlıklı yazılarımı yazıyorken, müşterek yayın sitemizde hemşerim Özer Ataç “‘SILA’ dedikleri” başlıklı yazısını yazdı ve yayınladı; bu yazı, önceki yazılarımın devamı da olan “SILA” konulu iki yazıya vesile oldu...

“Sıla” ne demek, TDK’ya göre anlamı nedir?

“Sıla” kelimesi, dilimizde oldukça kullanılan kelimelerden birisidir. “Sıla” kelimesi Arapça kökenlidir. TDK’ya göre sıla kelimesi anlamı şu şekildedir: “Bir süre ayrı kaldığı bir yere veya yakınlarına kavuşma. Gurbetteki bir kimse için doğup büyüdüğü ve özlediği yer.”

Şöyle devam edebiliriz… Bundan önceki “Yaptıklarımızın yapılmasını tavsiye ediyoruz…” başlıklı yazımın orta yerinde yani “KISA HATIRLATMALAR” bölümünde sırasıyla şu ülkeler ve şehirler var; Kosova, Sancak, Yugoslavya, İzmir, İstanbul, Yalova…

“Sıla” demişken ve kelime anlamı da “insanın doğup büyüdüğü ve özlediği yer” anlamına gelmişken, konu ile ilgili olarak kendi açımdan birkaç detay daha yazmalıyım…

Sırasıyla Kosova ve Sancak (yani eski Yugoslavya), Türkiye, Almanya ve Arabistan ülkelerinde yıllarca yaşadım; bunlara 14 ay yedek subay olarak görev yaptığım Kıbrıs’ı da ekleyebiliriz. Türkiye’ye 1957 yılında hicretimiz sonrasında da sırasıyla İstanbul, Yozgat (Boğazlıyan; büyük Cemal amcamızın orada olması vesilesiyle), İzmir (Bornova), Burdur (orta ve lise tahsili yıllarımda yatılı olarak), Frankfurt, Riyad ve son otuz yıldır İstanbul…

Dikkat edilirse bu göç edilen ve yıllarca yaşanan yerlerin her birine farklı amaçlarla gidilmişti ve kendi açımdan bunların her biri “hicret” şuuruyla yapılmıştı, elhamdülillah…

Babam, o zaman Kosova’daki bütün mal varlığını satarak beş kişiden oluşan ailemizi ve amcam ile büyük amcamdan oluşan iki aileyi daha tamamen “hicret” niyetiyle Türkiye’ye getirdi; sonrasında da ben yukarıda ismini saydığım şehir ve ülkelere hicret niyetiyle gittim…

Ama ülkemin veya dünyanın neresine gidersem gideyim hep ‘sıla özlemi’ çektim…

İşte bunların da etkisiyle Özer arkadaşımızın ‘SILA’ yazısı ilgimi celbetti…

Girizgâhtan sonra ‘sıla’ yazısındaki birkaç önemli paragrafı okuyalım…

‘SILA’ DEDİKLERİ(*)

“Dünyamızın kuzeyine göçlerin yükseldiği dönemlerdeyiz. Binlerce insan doğduğu yerlerden yaşamsal ihtiyaçları sebebiyle ayrılıyor. Tabi bu ayrılışlar ‘yeni’ zorluklar, engeller ve acılar içeriyor. Avrupa şehirlerine bir şekilde (bağlı, bağımsız, yasa dışı yollarla) ulaşanları oralarda her yerde görebilirsiniz. Avrupa şehirlerinin sokakları, meydanları estetik ya da ‘talepsiz’ boşlukları bu insanlar dolduruyor. Gelişmişliğin kararlı olmaya çalışan konforu örseleniyor. Kararlılığı bozulan konforu, mevcut yönetimler daha iyiye taşıyamadığı için oraları dolduran göçerlerin üçüncü nesilleri, oralarda üst yönetici görevlerine yükseliyorlar. Böylece insan, ‘beslendiğine’ dönüşüyor; sömürünün beslenmenin bir türü olduğunu düşündüğümüzde göçmenler yeterli süre(1) sonucunda göçtükleri yerlerin sahipleri olur.

Ülkemizde bunun benzerini 1970’lerden itibaren yurt içi ve doğu kırsalından, batıda samimi sakinliği unutulan şehirlere göçü yaşadık. O dönemin seçilen yöneticileri(2) eliyle, yüzlerce vatandaşımızın öngörüden uzak, plansız doğal çevreyi yığınak evlerle doldurması; akabinde liyakatsiz müteahhitliğin ortaya çıkması ve yığınak evlere dikeylik sağlaması izleri hâlâ zinde ve her yerde. ‘Kent yenileme’ mi; kamusal toplu konut projeleri hariç, ne yazık ki müteahhitlerimizin ada bazlı olmayan yaklaşımları, maliyet uçurumları ve bitip tükenmeyen rant rüzgârı sebepleriyle; yaygın, adil, estetik (toplamı umut tüketicisi yaşam) sözde kalıyor.

Göç sireni çaldığında, insan kitlelerinin kederli, ölüm riskli yolculuğu engellenemiyor. Kısa zaman önce seçilen İtalyan başbakanı Giorgia Meloni’nin meşhur vurgusuyla, ‘Afrikalılar Batılı sömürücülerin talancı politikaları yüzünden ülkelerini terk ediyor; öncelikli politikamız, Afrikalıların Avrupa’ya göç etmelerini engellemek değil, Afrika’nın Avrupalılardan kurtarılmasıdır.’ Avrupa devletlerine yüksek sesle çözüm öneriyor.”

(Devamı var…)