Kosovan İpek te gerçekleşen şiir şöleninden yeni döndük.
Kosova ecdat yadigârı bir ülke. Bağımsızlık için çok acı çekmiş, çok insanını
şehit vermiş. Hâlâ birçok ülke Kosova nın devletliğini tanımıyor.
İpek yaklaşık yüz bin nüfuslu bir şehir. Bakmayın şehir
denildiğine, daha çok kasaba görüntüsü var. Yakın tarihteki Sırp
saldırılarından en fazla zarar görmüş bir kent.
Osmanlı bakiyesi olduğunu hiç saklamıyor. Belki bu
gerçeği ortaya koyacak çok fazla eser gösterilemez, ama İpek halkı Kosovalısı
ve Arnavut u ile bu mirası dili, dini ve gelenekleri ile en iyi şekilde
korumayı bilmiş.
Davetlisi olarak gittiğimiz Yunus Emre Enstitüsü bu
mirası koruyup Kosova halkının hafızasını tazelemesi için azami gayret sarf
ediyor. Bunu burada çok yakından görme imkânı bulduk. Mehmet Akif in şuuru
sanki İpek i çepçevre kuşatmış.
TİKA sayesinde Akif in babasının köyü olarak bilinen
Şuşisa da şairimize dair ne varsa her biri ortaya çıkarılmış, onarılmış ve
yenilenmiştir. Bu caminin Mehmet Akif in dedesi tarafından yaptırıldığını ve
oğlu Tahir efendiyi bu camiye imam olsun için İstanbul a gönderdiğini
biliyoruz. Daha üç-dört seneye kadar yıkık ve harap olan camiyi bu gidişimde
onarılmış -adeta yeniden yapılmış- biçimde gördüğümde çok sevindim.
TİKA nın özellikle yurtdışında bu tür hizmetleri her
milletten insan tarafından gayet iyi bilinip takdir ediliyor. Suşisa köyüne
gittiğimizde bizim geleceğimizi haber alan Akif in hayattaki en yakın
akrabalarından Adem Mulay ın bizi hasta yatağından kalkıp karşılaması
unutulacak gibi değildi. Adem Mulay ın karısının bizim geldiğimizi duyunca iki
büklüm halde kapının önündeki ayakkabılarımızı düzenlemeye çalışması ise hiç de
yabancı bir yere gelmediğimizin kanıtı gibiydi. Akif in yurdumun üstünde tüten
en son ocak dizesinde ifade ettiği ocağı tüttüren son akrabalarının dualarını
alarak köyden ayrıldık.
Giderken yeni yaptırılan Mehmet Akif Ersoy çeşmesinden
kana kana su içmeyi ihmal etmeksizin şiir programının ikinci ayağının
yapılacağı sanat atölyesine geldik. Şair Ahmet Murat ile birlikte Türkiye yi
temsilen şiirler okuyup Türkiye mesajını verdik. Türkiye kelimesi Kosova için
çok anlamlı ve akraba bir kelime. Tek kelimeyle ümidin kendisi. Aynı şeyi
Priştine ve Prizren de görmek mümkün. Ünlü Arnavut romancı İsmail Kadere nin
İpek Belediyesi nin onur konuğu olarak yer aldığı program İpek meydanındaki
şiir okumaları ve halk oyunları gösterisiyle sona erdi.
Ayağımın tozuyla yeni döndüğüm Kosova dan aklımda
kalanlar:
* Kosova ışığın batıdan da geldiğinin işaretidir.
* Huzurlu ve farklılıklarla birlikte yaşayabilme kalitesi
gösteren bir ülkedir.
* Sanat ve edebiyat burada daha az muhatap sorunu
çekiyor. Daha çok birlik ve dirliğe hizmet ediyor.
* Yunus Emre Enstitüsü adını emanet aldığı bizim Yunus un
sevi sözcüğünü çok iyi idrak etmiş durumda.
* Türkçe nin gençler arasında bu denli ilgi görmesi
şaşırtmadı, sevindirdi.
* Yunus Emre Enstitüsü Kosova genel sorumlu müdürü Dr.
Mehmet Ülker ve Yunus Emre Enstitüsü İpek yönetici ve eğiticisi Erdem Hamaratlı
birlikte, koordineli ve uyumlu çalışınca neler yapılabileceğinin örneğini
veriyorlar.
* Avrupalı İslam algısı Balkanlarda daha sağlam ve daha
oturaklı.
* Bir kasaba büyüklüğündeki İpek te kültür, sanat,
edebiyat, tiyatro, sinema, folklor ve mutfak kültürü de dahil ancak köklü bir
medeniyeti omuzlanmış toplumlara mahsus bir birikim mevcut.
* Yaralarını sarmış bir Kosova dan bahsetmek mümkün.
* Genç kuşaklar Amerika nın oltasına takılmama mücadelesi
veriyor; camilerin vakit namazları dâhil genç ve kalabalık bir cemaate sahip
olması bu kararlılığın göstergesi olmalı.
* Prizren e, Priştine ye ve İpek e daha çok gitmeli. Bu
şehirler daha sıkı ve daha derinden okunmalı.