Umutsuzluk ve karamsarlığın ağdığı, insanın insana gereksiniminin olduğu bir zamanda güzellikler taşıyan unsur ve durumların olmasını düşünmek... Güzel ve içli sevgili dolu bir sözün, bir davranışın, bir bakışın insan hayatında ne çok şeyi değiştirdiği bilinir. İnsanlar sevdiklerine aşklarını, bağlılıklarını güzel bir söz, bir davranış ve bir nesne ile sunarlar. Bu, insanın bir anda hayatının değişmesine neden olur. Her insan, bağlanabileceği, birlikte olabileceği, bir arkadaş, bir dost, bir sevgili, bir akraba, bir yakın insan özler, arar. Bulur ya da bulmaz, her şey bir ana ve bir başlangıca, niyete bağlıdır.
İnsanların bir başına yaşamaları beklenemez. En bireysel zamanlarda, insanların en bencil ve çıkarlarını düşündükleri anlarda bir gönül kapısı ararlar.
İnsanların güçlü oldukları, kimseye gereksinim duymadıkları zamanları da olur. Bu, geneli temsil etmez, sınırlıdır.
İnsan doğduğu, geliştiği, gençlik yıllarını yaşadığı zamanlar çok hızlı geçiyor. Bunu sadece yaşlılık ile tanımlayamayız. Çünkü felâketlerin, kazaların, hastalıkların olduğu bir düzlemde bulunuyor. Bunlardan her an biriyle yüzleşebiliriz.
İnsanın insana olan gereksinimi bir anda olabilir. O zaman uzaklaştığı insanların yanında olmasını arzular ve diler. Geçmişini, yapıp ettiklerini bile unutur.
Şiir, sözün en incelikli, en güzel ve en içli ifadesidir. İnsanın gönül kapılarının açılmasını bir anda sağlayabilir. Bu, muhataplarının gereksinimleriyle de ilgilidir. Her insanın boşlukları var. Güzel söz incileri, en kapalı gönülleri bile aralar.
Kimi nesneler vardır ki, insan göz ufkunun açılmasını sağlar. Gözlerdeki perdeler kalkar, bir insanın ruh ve gönül dünyasına girişini sağlar.
İnsanların üzerine nefret sözleri, öfkeli zehir yüklü dilleri boca etmek yerine güzellikler sunmak, en arzu edileni ve dileneni. Bu zamanda en çok gereksinim duyuluyor.
İnsanın insana gereksinim duymadığı, sadece kendi benini yaşamayı arzu ettiği zamanlarda da insanlar birbirlerine muhtaçtırlar. Dünya hayatı bu, çok meşguliyetleri olur, insanı alır bir yerlere doğru sürükler. Bir zaman gelir ki, o bulunduğu eski yerine dönmeyi arzular, onu da gerçekleştiremez. Zamanın hızlı akışında birçok şey yerle bir olmuştur, birçok şey yok olmuştur. Olumsuzlukları onarmak, olumluya dönüştürmek güçleşir. İstense de eskiye dönülemez.
Yeni bir zamandayız, geleneksel yaşayış tarzları çok geride kalmıştır. Yeni zamanda insanların bakışları, algılayışları farklılaşmıştır. Bunların tamamı gerçektir. Ancak sevgi denilen güç, insan yürekleri, gönülleri, duyguları hep aynıdır, değişmemiştir. En varlıklı, saltanatlı insanlar bile etrafında bulunanlardan bir sevgi ve bağlılık beklerler.
Yeni zamandayız, evet, ama insan aynı insan, aynı gönülleri, gözleri, kalpleri taşıyor.
Şiir gibi sözlerimizi tartmak, en güzelini sunmak, en incelikli olanını ifade etmek, etrafımızdaki insanların gönüllerini kazanmaktan daha güzeli ne olabilir. Biri sevdiğine ya da âşık olduğu birine söylediği sözlerden en güzellerinden biri: “Sana gönlüm düştü” demektir. O gönül söyleyenin sözüne hazır mıdır, değil midir bilinmez ama o söz kalpten dile dökülmüştür ve muhatabına ulaşmıştır. O orada yer bulabilir, bulmayabilir de. Söylenmesi önemlidir. Eğer karşılık bulmuş ise söz ve gönül evini ve yerini bulmuş oluyor.
Gül Peygamber’in ümmetiyiz. Gül, güzelliği temsil eden bir simgedir. Farsçada bir deyim vardır; “Guli Muhammedi” diye. Peygamber ile özdeşliğini ifade için.
Gül, insanların gönül kapılarını aralayan bir nesne. O güzelliği sevdiğine, seveceğine sunmak, onun gönül kapılarının açılmasına vesile olur.
Mevsim güz, ortam gerilimli, nefret yüklü sözler ortalığı kasıp kavursa da, insanlar bir başına yaşama hırsı içinde olsalar da güzelliklere her zaman için gereksinim vardır. Güller de, güzel sözler de, davranışlar da bulunur, oluşturulur. Yeter ki güzellikleri olan haller içinde olunsun.