Şiir ve edebiyat festivali münasebetiyle

Abone Ol

Sekiz milyar insanın işinde, yürüyüşünde, aşında, oturuşunda, uyuyuşunda, hayalinden geçen öyle güzel söz ve manzaralar var ki onları yeryüzünde görmek mümkin değildir. Hiçbir insanın hayalini de göremediğimizden kendimizin dışındakilerin iç dünyalarındaki baharı, yazı, güzü, kışı, fırtınayı, seher yelini, renklerini, kelebeklerini, kurtlarını, yılanlarını, akreplerini, güllerini, bülbüllerini görmemiz de mümkin değildir. Ancak şairlerimiz ve nesir yazarlarımızın iç dünyasındakilerinin aslını değil de aksini görebiliyor, duyabiliyor, okuyabiliyoruz.

Akif merhum:

“Benim de kalb-i harâbımda duyduğum hicran, Henüz duyulmadı mızrâbımın lisânından” diyor. Makedonyalı İskender’e ayna yapan Aristo’nun aynası elli kilometre ilerisini gösteren radar görevini yaparmış. O aynanın yapımından sonra birçok şaire ilham kaynağı olmuş.

Ama biri kalkmış ve kişinin iç dünyasında gördüklerine gözleri çevirmiş ve şöyle demiş:

“Yok, senin için ihtiyaç âyîne-i İskendere

Gevher-i zâtında görünür her suretin misali”

Yani demiş, “senin İskender’in aynasına ihtiyacın yok. Gözlerini yumduktan sonra zatında var olan cevherle yani gönül gözüyle sen, var olan her şeyi görmektesin” deyivermiş.

Hayalimizin hakikatini ve bazı rüyalarımızın gerçeğini görmeden bu dünyadan gideceğiz.

Gördüklerimizden ne anlıyoruz da!

“Bülbül” dendiğinde bir kapitalist, etinin kaç gram geleceğini ve kaç lira getireceğini veya kaç kişiyi doyuracağını sorar.

Kimyacı onu parçalar ve nelerden meydana geldiğini, biyoloji bilgini bir başka yönden onu değerlendirir. Şair  ise “Çile bülbülüm çileeeeeeeeeeeeeeeeeeeee” derken feryadı arşı tutar. Fuzuli de dünya ve dünyadakilerin hepsi hakkında:

“Hikmet-i dünyâ vü mâfîhâ bilen ârif değil

Arif oldur bilmeye dünyâ vü mâfîhâ nedir”

Yani “dünya ve dünyadakilerin yaratılış hikmetini bilen arif değildir

Dünyayı ve içindekileri bilmeyene arif denir” diyor. Yani yaratanını bilmedikten sonra öküzün karpuz kabuğuna bakar gibi bakmak bilmek değildir. Dünyanın peşinden koşanların hiçbiri yetişemeden çekip gitmiş bu dünyadan.

İbni Kemal Paşa (H. 873-940 M. 1468-1534):

“Tiz olma teemmül kıl

Her hâle tahammül kıl

Allah’a tevekkül kıl

Tedbiri bozar takdir” demiş.

Yani, acele davranma, işin önünü, ortasını ve sonunu düşün. Her durumda tahammüllü/dayanıklı ol. Çalış, Allah’a tevekkül eyle ama iyi bil ki tedbir, Allah’ın takdirini bozamaz.

Dünyanın en sağlam yapıtı nedir diye sorulduğunda birçok insanın aklına hemen Çin Seddi gibi eski ve hâlâ ayakta olan yerler gelir.

Halbuki hepimizin dilinde en eskimeyen söz, Hazreti Adem’in çocukları “La ilahe illallah Adem rasülüllah” diyorlardı, şimdi ise La ilahe illallah Muhammed Rasülüllah sözü devam ediyor. Söz en dayanıklı olanıdır. Koca Ragıp Paşa:

“Acep hayretteyim şol sedd-i İskender hususunda

Eğer maksud eserse, mısra-ı berceste kâfidir!”

Yani “Büyük İskender’in yaptığı sed, acaip bir şed idi ama şimdi yerinde yeller esiyor. Kalıcı olmak istersen bir berceste mısra yeterlidir” demiş. Günümüzde görevden alınanlar, sürgüne gönderilenler, hep olmuş ve olacaktır.

Kanuni, şairi Baki’yi Bursa’ya sürgüne göndereceğinde ferman, şiir diliyle çıkar:

“Baki bed

 Azm-i bülend

 Bursa’ ya red

Nefy-i ebed”

Yani “Kötü adam olan bu Baki, benim yüce kararlılığımla, Bursa’ya sürgün edile ve orada ebediyyen kala” demiş.

Baki de cevabını hemen yapıştırmış:

“N’ola kim nefy-i ebed azm-i bülend olunsa ey Bâkî

Bilesin ki cihân mülkü değil Süleymân’a bâkî

Şâhâ! azminde isbât-ı tehevvür ettin ammâ

Buna fânî dünyâ dirler, ne sen bâkî ne ben bâkî”

Yani, “yüce kararlılığınızla ebedi sürgün olmuşum ne olacak yani

Bu dünya Süleyman aleyhisselama bile kalmadı. Ey padişah! Kızgınlığınızdaki azminizi ispat ettiniz. Bu dünyaya fani derler, ne sen kalıcısın ne ben Baki” deyivermiş ve affına sebep olmuş.

Bu günlerde düşman dört  değil, altı cihetten kuşatmış vatanımızı. Bilmem kaçıncı Haçlı seferlerinden medet umuyorlar.

Ama en zor zamanlarda bile Mithat Cemal Kuntay, düşmanlara, “Bu vatan ölürse, dünya onun tabutunu taşıyamaz böylece sizler de batarsınız” anlamında: “Ölmez bu vatan, farz-ı muhal ölse de hatta, Çekmez kürenin sırtı o tabût-ı cesîmi” deyivermiş. “Hakkıdır Hakka tapan milletimin istiklal” derken Mehmet Akif Ersoy merhum, istiklalin, ayni özgürlüğün Cenab-ı Hakk’a kulluk yapmaktan geçtiğini ifade eder.

Çağımız şairlerinden Serkan Uçar Bey,

“Özgürlük dediğin nedir ki usta

Özgürlük bir fişeğin

Namludan kurtulduğu andır.

Saplandığı yerde esaret başlar

Gerisi külli yalandır” diyerek, Turmp’a kul olmaktan kurtulanlar, Putin’e kul olurlar, oradan kaçanlar Merkel kurallarına saplanıp kalırlar.

Mahsun Kırmızıgül de: “Allah’ımdan başkasına Allah diye tapmadım” derken,

Orhan abi de ona destek veriyor: “Kula kulluk edene yazıklar olsun” diyor.