Şiir sever misiniz?

Abone Ol

26 yıllık Türkçe ve Edebiyat öğretmenliğim sırasında, daha çok şiirin şu tanımını benimsemiştim: İnsan ruhunda güzel duygular uyandıran ve sanat değeri taşıyan manzumelerdir. İlave olarak da, şiirin insandaki kabalıkları törpülediğini, estetik zevk uyandırdığını anlatmış, ideal güzellik anlayışına ancak şiirle ulaşılabileceğinin izahını yapmaya çalışmıştım.

Şiiri seviyor, yazmaya çalışıyor, öğrencilerime başarılı şairlerin şiirlerini okuyor ve tavsiye ediyordum. Bugün de şiir anlayışımda bir  ciddi bir değişiklik olmadı. Ama, şunu itiraf edeyim ki, şiirin toplum hayatındaki yer ve önemini bilmekle beraber, hiç bir zaman, bugünkü bazı şair ve sanatçıların yüklediği oranda bir işleve sahip olduğunu düşünmemiştim.

Yaşayan şairlerimizden İsmet Özel in şu sözlerini bir de şiirin fonksiyonu açısından değerlendirin:  Türk şiirinin tarihi, aynı zamanda Türk milletinin tarihidir. Türk şiirini yok etmek suretiyle Türk milletini esir edebilirsiniz.

Genç şair ve sanatçılar, bu sözlerin açılımı sayılabilecak düşünceler geliştiriyor, değerlendirmeler yapıyorlar. Kamil Yeşil in konumuzla ilgili şu şahane değerlendirmesinin satır aralarında kaybolup gitmesine gönlüm razı olmuyor:

Bu memlekette İslâm yayıldı, sevildi, yaşandı ve korundu ise, bunun birinci amili Yunus Emre dir. Memlekette  İslâm bugüne kadar gelmişse, gelebilmişse bunu Yunus Emre ye borçluyuz.

Yunus Emre nin gizlendiği, didaktizminin kaybolduğu yer ve zeminde ikinci bir şairimiz girdi devreye: Mevlid i ile Süleyman Çelebi. Evet, bu memleket Müslüman kalabildi ise bu biraz  da Mevlid ile mümkün olmuştur. Mevlid in bir araya getirdiği insanlar arasında yaşanan ruh hali kandil geceleri, ölüm ve doğum hadiseleri ve başka vesilelerle hep diri tutulmuştur. Ve son dönemde imanı, Hakk ı, cenneti, şehadeti, ezanları bayraklaştırmak suretiyle bu görevi Mehmet Akif yapmıştır. Diyebiliriz ki, bu memleket imanını, hürriyetini, ezanını, şehadet özlemini Akif e borçludur biraz da.

Sayın Yeşil, şair ve sanatçıların yöneticilerin ufkunu açacağı görüşündedir. Mustafa Kemal in huzur sohbetleri geleneğini sürdürmesini örnek olarak gösterir. Bülent Ecevit in, CHP nin faşist çizgisini şairliği sayesinde aşabildiğini ifade eder.

Bu sözler şiirin insanı yalnız duygusal bir atmosfere götürüp öylece bırakan bir olgu olmadığını, aynı zamanda insanda bir infilak meydana getirdiğini; bu etkinin de cemiyet hayatına yansıyan bir dinamizm oluşturduğunu ortaya koyar. Buna göre şiir, koskoca bir toplum inşasını gerçekleştirebilecek  bir tesir gücüne sahip.

Üstad Necip Fazıl şiiri tebliğ aracı olarak değil, bir telkin aracı olarak değerlendirir. Şiire tebliğ görevi yükleyen şairi davulcuya benzetir. Şiir, insanın yalnız aklına değil, daha çok derununa hitab eder. Güzel duygularla yoğrulmasını sağlar. Kalıcı olması ve tesir gücü de bu özelliğinden ileri geliyor olsa gerek.

Düşünce derinliğini çizgilerle ifade etmeyi çok iyi başaran Hasan Aycın ın şairlik yönünü bilmiyorum. Fakat, şair duyarlılığı ile yaklaştığına inandığım şahane ve yerinde bir çizgisini hatırlıyorum. O çizgisinde, pek çok insanın boş ve günübirlik şeylerle oyalandığı halde; şiir ve tefekkürde belirli bir mesafe aldığını gördüğümüz İbrahim Tenekeci için, çeşit çeşit çiçeğe ulaşmak amacıyla yükseklerde dolaşan bir kelebek benzetmesi yapıyordu.

Bugün pekçok alanda kısırlık yaşanıyor.  Fakat Türk şiiri yürüyüşünü sürdürüyor. Sezai Karakoç, İsmet Özel gibi bu ülkenin değerleriyle bütünleşen ve evrenselliği yakalayabilmiş ustalar yanında; onların izinde gittiğini gördüğümüz belki yüzlerle ifade edilen genç  şair ve sanatçımız var.

İsmet Özel in formüle ettiği düşünceden hareketle diyebiliriz ki, Türk şiiri var olmaya devam ettikçe, bu millet de değerlerini ve duyarlılığını kaybetmeyecektir.

Yazımızı, 13. asırdan ses veren Yunus Emre nin sözün gücünü manzum olarak ifade ettiği şu dörtlüğü ile bitirelim:

Söz ola  kese savaşı

 Söz ola kestire başı

 Söz ola ağulu aşı

 Yağ ile bal ede bir söz.