"Bir göç masalıdır anlatılır da yeniden / Doru atlar, ak kısraklar ve demiryolları / Bir uğultuyla geçer uykusundan çocuğun / Ayağının altından kayarken toprak ‘peri masalı değildir yaşamak‘ der Yanar Denizleri Dünyanın adlı şiirinde şair.

Yaşamak zordur bu dünya üzerinde, sınavların olduğu bir koşuşturmaca içerisinde en çok da aşksızlık bizi yok eder. Hayatımızı kirleten her türlü kötülüğün temelinde aşksızlığın yattığını söyler şair. Süslü kitapların, parlak ışıkların altında popüler olanı sırf "entel" gözükmek için dile getiren okuyucuları yoktur bu şairin. Her mısrasını anlayarak, yaşamlarında bir yer edinerek okuyan kaliteli bir kitleye hitap eder. Kendi değerlerine sırtını dönen edebiyat piyasasının mücadeleci ismidir Özcan Ünlü. 1968 Ordu doğumludur diyerek başlayan biyografik cümleler bir şairin hayatını anlatmaya yeterli olmaz. Kulaktan duyma kalıplarımız içerisinde de yer almaz Ünlü. Sergüzeşt yaşamayan şiir yazamaz diyenlerin aksine düzenli bir hayatı vardır. Yirmi iki yıllık edebiyat geçmişinden bugüne eksilip-artanları, gazetecilik kimliğinin edebi kişiliğine etkilerini ve son yayınlanan şiir kitabı ‘Her şey birden bire‘yi konuştuk Özcan Ünlü‘yle.

1988‘den bu yana şair Özcan Ünlü‘de neler değişti? Geçen zaman şiirlerinizde neleri eksiltti neleri çoğalttı?

Şiirin ilk yoklamaları kendini daha sık, daha tedirgin edici hissettiriyor, daha sık yazdırıyordu. Geçen zaman, sözü ve sesi sağalttı. Kendi düzeni içinde rafine hale getirdi. Son zamanlarda ise yazmayı artık iyice imbikten geçirtir hale getirdi. Dolayısıyla, aradan geçen 20 yıl boyunca yazıp yayınladıklarıma, kitaplaştırdıklarıma ve yayınlamadıklarıma baktığımda zaman zaman çok, zaman zaman seyrek ve bazen de kronolojik anlamda yok mesabesinde kaleme aldığım şiirler, kendi serüvenimi de gözler önüne seriyor. Çok sözü azalttı ve fakat sahih duruşa getirdi düşüncemi ve ‘ürün‘lerimi.

Şairler biraz daha sergüzeşt bir yaşamı tercih eder çoğunlukla, sizin düzenli bir hayatınız ve düzenli bir işiniz var. Bu düzen içerisinde edebi yönü kuvvetli ve hayal dünyası geniş şiirler nasıl ortaya çıkıyor?

Bu soru(n), başından beri benim başımın belasıdır. Bir şairin düzenli bir hayatının olması  pek yadırganır, kabul edilemez. İlk kitabım yayımlandığında, aklı başında bir arkadaşımızın, hatırı sayılır bir dergide kitapla ilgili bir eleştirisi yayımlandı. Şiir eleştirisinden çok, taktığım kravat, giydiğim ayakkabı ve kullandığım arabayla, yani tamamen benim sosyal hayatımla ilgili bir eleştiri idi. İç acıtıcı. Hayatınızı nasıl yaşayacağınıza dair tercihi kendiniz yaparsınız. Şiiriniz, romanınız, öykünüz, hayatınıza dair size bir öngörü sunmaz veya hayatınız yazım serüveninizi şekillendirmez. Bu önyargı veya ahmaklık ne yazık ki hala sürüyor. Düzen ya da düzensizlik fikri fıtri bir meseledir. Sonradan şekillenebilir belki. Şiir yazarken oturduğum taburenin kalitesine bakarak ilham beklemem, kimse beklemez.

Şu an ulusal bir gazetede yazı işleri müdürü olarak görev yapıyorsunuz. Gazetecilik edebi yönünüzü nasıl etkiliyor?

Daha az okuyabiliyorum. Literatürü  tarayarak yetiniyorum, muhakkak dergileri ve yazılanları takip ediyorum. İş yoğunluğu nedeniyle sadece birçok toplantıya katılamıyorum, eskiden olduğu gibi şiir dinletilerine, sohbetlerine gidemiyorum ancak her zaman olduğu gibi dairenin içindeyim. Seyrek yazıyorum, seyrek yayınlıyorum ama kalemimin körelmesine, tembelliğin kalemime ve zihnime tebelleş olmasına asla izin vermiyorum.

Eserlerinize baktığımızda genel temanın aşk olduğunu görüyoruz. Neden aşk konusunda bu kadar ısrarcısınız?

Aşk konusunda bir ısrar yok. Ancak aşkınlığın ilk aşaması aşkın ta kendisi... Ben, dünyanın sevgiyle kurulduğuna, insanlığın sevgiyle karıldığında inanıyorum. Ve evet ısrarla, fıtratın kurtuluşunun sevgiyle olacağına inanıyorum. İnsanlara sol göğüs kafeslerinin altındaki kalplerini yeniden hatırlatmak, vicdan ve merhamet ıstırabını yeniden yaşatmak gibi ulvi bir görev olduğuna inanıyorum bunun. Aşk evet, tamamen bu yüzden aşk... İnsana, hayatı yaşanmaz kılan tüm pisliklerin, olumsuzlukların temelinde aşksızlığın yattığına, vicdan ve merhametin insanlığı terkettiğine inandığım için aşk, evet... Benim aşkla alıp veremediğim sadece ve sadece bundan ibarettir.

"Şiir Sessiz ve Derinden Akar"

Şair olarak siz hangi şiirleri ve hangi şairleri okuyorsunuz? Kendinizi yakın hissettiğiniz bir şiir damarı var mı?

Dünyanın bütün şiirleri başımın tacıdır. Şiir adına ne söylenmişse yeryüzünde tüm harflerin, kelimelerin, eserlerin evrenimde muhteşem bir karşılığı vardır. Dizelerle kanatlanmak, dönüp dönüp defalarca ve günlerce aynı şiirleri okumak, yıl içinde belki aynı kitabı üç-beş kez yeniden okumak, notlar almak, notları fişleyerek arşivlemek, kütüphanemin en zengin ve en görkemli raflarına şiir kitaplarını yerleştirmek şiire saygımdan. Bütün şiirleri okuyorum, bütün şairleri de. Ancak sürekli okuma ihtiyacı duyduğum, yeniden yeniden okuduğum şairler de var. Birkaç isim: Bukowski, Borges, Yevtuşenko, Baudelaire, Verlaine, Eliot, Turgut Uyar, Cahit Zarifoğlu, Sezai Karakoç, İlhan Berk, Behçet Necatigil, Ziya Osman Saba, Asaf Halet Çelebi, Haydar Ergülen, Hüseyin Akın ve daha onlarca isim. Ama asla İsmet Özel, Murathan Mungan, Sunay Akın, Britting, Heine, Larkin vb. değil. Eleştirilecek, biliyorum ancak böyle. Türk şiiri son dönemde, uyduruk bir sürü romanın baskısı altında ezildi. Orhan Pamuk‘a Nobel ödülü verilmesinden sonra sihirli bir değnek değdi Türk edebiyatına birbiri ardınca Elif Şafak, Ayşe Kulin, İskender Pala gibi ‘romancılar‘ vitrinleri süsledi. Afişleri basıldı, boy boy fotoğrafları bilboardlarda yer aldı. Holdingler, bankalar desteklediği ve hatta bizzat yayıncı oldukları için kitapları çok sattı, iyi para kazandılar. Ama toplamları bir Tanpınar‘a denk gelmedi. Bütün bunlar arasında şiir kendi mecraında sessiz ve derinden akışını sürdürdü. Çünkü şiir, edebiyatın en kadîm/sahih/ saygın damarı olarak durduğu yeri ve aktığı okyanusu bildiği için haddini aşmadı. Ama her şey aslına rücu edecek bir gün ve herkes kendi nehrini bulacak.

Son çıkan "Her şey birden bire"  şiir yolculuğunuzda nasıl bir yere denk düşüyor? Şiirlerin bir araya gelmesi ve kitabın oluşum sürecini biraz anlatır mısınız?

Son kitap, bir kısmı  dergilerde yayımlanmış son 7 yılın şiir birikimi. Bir damıtma, hepsi değil. Önce yayımlanmak istemedim, çünkü artık  şiir bekleyen bir okur yok diye düşündüm. ‘Edebiyat piyasası‘na, kurtlar sofrasına düşmemek için direndim. Fakat az da olsa, okuyucularım, şiirlerin kitap bütünlüğü içinde sunulması konusunda ısrarcı davrandı. Dergi sayfalarında, web sitelerinde durmasın, kitap olarak kütüphanelere girsin istedi. Yayıncımdan da böyle bir istek ve destek geldiği için şiirleri bu kitapta toplamayı  düşündüm.

"Kanayan coğrafya için çok şiir söyledim"

Şair olarak kendi üslubunuzu nasıl tanımlıyorsunuz?

Ben kendi türkümü söylüyorum. Büyük şair olmak, kitleleri peşinden sürüklemek, afişlere çıkmak, televizyon radyo gezip şiir reklamı yapmak, ‘ben burdayım‘ diyerek kendi parmağımla kendimi göstermek gibi bir isteğim, çabam olmadı. Şiiri hayatıma dahil ettim. İyi şiir okumayı, olabildiğince kendi şiirimi yazmayı tercih ettim. Az oldu ama çok olup bulandırmak yerine sadece kendi şiirimle ilgilendim. Piyasanın tehlikeli bir şey olduğunu biliyorum ve bu tehlikenin insanı  yanıltabileceğini, yoldan çıkarabileceğini ve insanlığı  unutturacağını da. Gurur ve kibirden berî durmak, kirlenmemek en büyük kaygı oldu şiirlerimin. Küçük ama uzun yaşayacak şiirler söylemek istedim. Pergelin bir ucunu şiirimizin kadîm damarlarına, diğer ucunu da dünya şiirine batırarak dolaştım. Kimseye ‘usta‘  demedim, bütün şairleri ustam bildim. Dolayısıyla kendi dairemde kalma haddimi aşmadım.

"Ne zaman bir türkü söylense zeytine dair" diye başlıyor "Görülecek hesabı vardır kederin" adlı şiiriniz ve devam ediyor "Beyrut‘ta Gazze‘de Kabil‘de bağdat‘ta, Tedirgin bir düş olan İbrahimi sofralarda". Bu şiirinizi barışa ihtiyacı olan dünyaya bir gönderme olarak yorumlayabilir miyiz? Gazetecilik kimliğiniz dışında bir şair olarak orta doğuda yaşanan olayları nasıl yorumluyorsunuz?

Hep söylüyorum, yine söyleyeceğim: Her şair çağından sorumludur. Bu sorumluluk, sadece kendi helezonik dairemizle sınırlı değildir. İnsan acısına kalbini kapatan, kalemini körelten hiçbir şairin samimi olduğuna inanmıyorum. Başında da söylediğim gibi, vicdanı ve merhameti körelmiş hiçbir insan -şairler de dahil- Doğu coğrafyasında yaşanan trajedilere karşı duyarsız olamaz. Dolayısıyla benim sorumluluğum, hesabımı  kolaylaştırabilme dileğiyle insansızlığa ve insafsızlığa isyan etmektir. Yerkürenin en önemli, hatta birincil sorunlarından biri de Ortadoğu semalarından akan kandır. Alçakça bir politikanın dünyanın gözünü boyadığı böyle bir çağda, sırtımı  güneye ve doğuya asla dönemem. O yüzden, kanayan coğrafya için çok şiir söyledim. Bosna için de, Çeçenistan için de, Bağdat için de söyledim. Dünyanın tüm mazlumları için söylemeye devam edeceğim. Eleştiriler mi? Umurumda değil.

Muhabir: Haber Merkezi