Ekin tarlasını görmediyseniz bari bir ressamın gözüyle görün buğdayın tarlada nasıl durduğunu.
Üzüm yiyorsunuz, bağını da sorsanız iyi olur. Bağda çubukların bahar mevsiminde çiçek açışını belki hiç görmemişsinizdir.
Yemyeşil, büyük yapraklar arasında dikkatli bakmayanlara görülmeyecek kadar küçük çiçekler açar üzüm çubuğu.
Rabbimiz dileseydi kuru dallardan üzümü, elmayı, armudu çıkarıverirdi ama öyle istememiş. Çiçekler ve yapraklar arasından meyveler lütfetmiş. Verdiği nimetleri çok güzel bir şekilde süsleyerek vermiş.
Rabbimiz, gökyüzünü yıldızlarla süslediğini, bakanlar için gayet güzel olduğunu haber verir. "Kur an-ı Kerim Saffat 6, Fussilet 12, Mülk 5, Hicr 16)
Yeryüzünü de süslediğini haber verir" (Yunus 24)
Dağlar, ormanlar, denizler, yıldızlar, çiçekler, böcekler her biri bakmaya doyamadığımız güzelliktedir. Çünkü süsleyeni Allah tır.
Ressamın eserine birkaç dakika baktıktan sonra usandığımız halde tabiat manzaralarına doğduğumuz günden beri bakıyoruz, doyamadan da gidiyoruz.
Nahl Sûresi nde sekizinci ayette yeryüzündeki bizim için yaratılan bu süslerin hepsinin bizim için aynı zamanda imtihan sorusu olduğunu haber verir Rabbimiz.
Bize biri bir çiçek getirse hemen teşekkür ederiz. Peki tabiatta milyonlarca, milyarlarca çiçeği yaratan, onlarla havamızı kokulatan Rabbimize teşekkür ediyor muyuz
Mallarımızın ve çocuklarımızın da bu dünyanın süsü olduğunu haber verir Rabbimiz. (Kehf 46)
Tezhibciler ve ressamlar boyalarla tablolarını güzelleştirirler. Rabbimiz ise bu dünyanın süsü olarak bize yavrularımızı veriyor.
Ecdadımız, tabiattaki o güzellikleri elbiselerine, eldivenlerine nakşetmişler. Hatta uçkur bağlarına bile gül kondurmuşlar.
Müslüman oldukları zaman Allah kelamı Kur an-ı Kerim le önce gönüllerini süslemişler sonra o Kur an ın sayfalarını süslemişler ve böylece Tezhib sanatı gelişivermiş.
Tezhib, Arapça bir kelime olup altınla süsleme manasına gelir. İnsanların altın için birbirini öldürdüğü bir zamanda ecdadımız, insanların tapındığı altını, Kur an-ı Kerim in sayfalarına sıvamışlar ve yine de hakkını veremediklerine inanmışlar.
Kafirler, Kur an a karşı savaş açtıklarında da kanlarıyla korumuşlar.
Kur an-ı Kerim in içinden bazı ayetleri bütün halk okusun, ezberlesin diye değerli hattatlara yazdırmışlar, etrafını altınla süslemişler ve halkın en çok bulunduğu camilerin duvarlarına asarak levhalarla eğitime katkıda bulunmuşlar.
Bu gelenek hâlâ devam etmektedir. 01 Nisan günü, Kızım Şifa nın açtığı "ŞİFA SANAT EVİ" nin açılışına katıldım.
Sanat evinde "Adı güzel kendi güzel" Peygamberimizin şeklini, şemailini Hz. Ali nin diliyle anlatan "Hilye" yi gördüm.
O güzel Peygamberimizin adının geçtiği kağıdın bile süslenmesi için dört aylık emek verilmiş.
Altın, güzelin gerdanında daha güzel görünür ama burada altın güzelliğini Sevgili Peygamberimizden almış ve bir başka görünüyordu.
Alemlere rahmet Peygamberinin adı, yalnız bizim ağzımızı tatlandırmıyor, altına bile tat veriyor.
Hocam bir de biz görelim derseniz buyurun Küçükayasofya mahallesi, Aksakal caddesi 2/2 de "ŞİFA SANAT EVİ"ni gezebilir, istediğinizi satın alabilir, sipariş verebilirsiniz.
Veya www.sifasanatevi.com adresinden bazılarını görebilirsiniz.