Şifa saatleri: Allah aşkı

Abone Ol

Bu hafta Abdülkadir Geylani hazretlerinin birinci

sohbetini okudum. Kitabın adını merak edenler için paylaşalım: Fethurrabbani .

Kadere rıza göstermek imandandır. Başımıza gelen sıkıntı

ve musibet anları bizim denenme sürecimiz.

Efendimiz s.a.v. nin huzuruna gelen bir adam ya

Rasûlallah ben sizi seviyorum, diyor. Efendimiz ise ona öyleyse sıkıntılara

hazır ol diyor. Farklı bir zamanda ise bir başka kişi geliyor huzuruna. Ya

Rasûlallah ben Allah ı seviyorum diyor. Efendimiz ise ona öyleyse belalara

hazır ol diyor. Yani Allah ve Resul sevgisi belalar ve sıkıntılarla yan yana.

Biz onları sevdiğimizi söylüyorsak bunun bir iddia mı yoksa hakikat mi olduğunu

ancak belalar ile anlayabiliriz.

Eskiden veliler bir günleri rahat geçse hayıflanır acaba

Allah bizi dostluğundan ayırdı mı diye hüzünlenir kuşkulanır telaş ederlermiş.

O halde belalar başımızdan eksik olmuyorsa üzülmeyelim. Allah bizi kendisine

dost seçmiş.

İşte bu adımdan sonra yapacağımız şey o dostluğa layık

olmak yani kadere boyun eğmektir. Abdülkadir Geylani hazretleri ben kadere

rıza göstererek Hakk a ulaştım diyor.

Şayet Allah sevdiği kullarına bolluk, bereket, refah dolu

bir hayat verseydi belki kul gaflete dalar ve aldatıcı olan dünyaya bağlanırdı.

Oysa esas olan Allah a bağlanmak. Ne dünyayı ne ahireti dilemek. Yani Cennet

için değil Allah a kavuşmak için yaşamak.

Ondan gayri ne varsa kalpten atınca huzurla buluşur

insan. Geylani hazretleri bu anlamda bizi yine uyarmış. Fani sevgiler şirktir

şirkten arının demiş. Bunun üzerine düşününce kavrıyoruz ki Allah tan gayrı

neyi sevmişsek o bizim zihnimizin meşguliyetidir. Hatırlayalım âşık olduğumuz

zamanları. Her anımızda o vardı değil mi zihnimizde. Uyurken uyanırken,

yürürken yemek yerken, hastayken sıhhatliyken. Sonra tüm bu haller bizi

farkında olmadan fani olan bir kula bağladı. Kalbimizin sancısını kederden mi

sanıyoruz Kalp o hayalden rahatsız yani şirke giden yoldan. Bir kulu bunca

düşünmek bunca sevmek Allah ı bize unutturur. Oysaki esas yârimiz Allah tır.

Ondan gayri ne varsa heyuladan ibarettir. Sonrası daima hüsran.

Bunu yaşadık diye üzülmeyelim. Allah bizi o kadar seviyor

ki aşkla böyle imtihan etti. Fakat ondan fazla kimseleri sevmemize de izin

vermedi ve neticesinde sonlandırdı bu hâli.

Belalar bize acizliğimizi hatırlatır. Kul olduğumuzu ve

Allah a muhtaç olduğumuzu çarpar yüzümüze. Dikkatle bakarsanız Allah ı inkâr

edenlerin rahat bir hayat sürdüğünü görürsünüz. Rahat hayat sürenlerin tamamı

kötüdür anlamı çıkmasın buradan. O ayrı bir husul. 

Ey yetimler! Sevinin! Allah sizi Efendimizi eylediği gibi

bir acıya gark eyledi.

Ey mazlumlar! Sevinin! Rabbimiz sizi ne kadar seviyor ki

haksızlığa uğradınız. Yerinizden yurdunuzdan edildiniz. Zindanlara kapatılıp

türlü işkencelere maruz kaldınız. İdam edildiniz. Öz vatanınızda parya oldunuz.

Ey dert ve bela tüneline duçar olmuş kişi! Şüphesiz ki

sen Allah için pek kıymetlisin.

Şimdi bütün bir geçmişi alalım. Artık hüzün yoktur. Bütün

acılarımızı sevelim. Bütün dışlanmalarımızı. Tanınmaz ve görmezlikten gelinen

hallerimizi. Atılan iftira ve çamurları. Bize taş atanları sevelim. Yenen

haklarımızı sevelim. Hakkımızı yediler sevinelim.   Sevinelim Allah bizi seviyor! Sevinelim! Bu

dünyada zerre gözümüz yok. Sevinelim! Bir çilehanedir bu dünya. Yüzümüze hiç

gülmedi. Sevinelim çünkü Allah bizi seviyor. Allah bize Cemal kapısını

aralıyor. Celal ile ürküp yıpranan her kul, sevinç ve feraha hazır olsun. Zira

bunun için az kaldı. Çok yakında açılacak kapılar sabreden her kula rıza

gösteren her kula inşallah açılacak.

Bir dua ile bitirelim öyleyse: Sevdiğim terk etme bu

zindanda!