Şiddeti, şiddetle ve şiddetli kınamak

Abone Ol

“Kürt kökenli politikacıları sayar mısınız ”

Bir TV kanalının programcısı/sunucusu kadın karşısındaki araştırmacı-yazarlara bu soruyu sorduğunda benim merakım, cevapların bilinenlerin ötesine geçip geçmeyeceği yönünde idi (Öteki gündem- Habertürk tv- Müfit Yüksel, Vahdettin İnce).

Ünlü sıralamayı yaptı konuklar: İsmet İnönü, Cemal Gürsel, T. Özal... Ve ve ve Bülent Ecevit...

Soma’daki maden faciasını yaşadığımız günlerdi. Birbirleriyle bilgiyarlarla ve telefonların ekranlarında haberleşen insanlar, madenci elbisesi giymiş bir Ecevit resmini paylaşıyorlardı. Bir madencinin oğluydu, madencileri çok seviyordu, gibi romantik ve sempatik cümlelerin eşlik etmeside o  resimlere, mecburen, mecburiyetten.

Devlet, beş kere başbakanlık yapmış bir siyasetçisini iyi tanıtamamışsa onca senede, insanların, onu hangi elbise içinde görmüşlerse, o elbisenin kahramanı yapmaları mecburen olmaz mı

Özel medya ve sıfatlarında araştırmacı yazar tanımı olanlar böyle soruların muhatapları olduğunda, o işe sıra gelmedi cevabını verebilirler. Çünkü onlara Ecevit’i şair olarak, hümanist olarak, Robert kolejli olarak, sendikal haklar verici olarak, Kıbrıs’ı fethedici olarak, ihtilallere karşı durucu olarak, Meclis’te devletin ne olduğunu açıklayıcı olarak, suskun Bahçeli’yi taşıyıcı olarak anlatma, tanıtma görevi verilmişti. İstenenden fazlasını yaptıklarına hem tarih, hem de kartel medyası patronunun ve çalışanlarının edindikleri mülkler tanıktır.

O tv kanalının programcısı kadının şaşkınlığını, genel bir şaşkınlık sayarsak eğer, cevaplanmasını istediğimiz sorularımız var demektir bu. Programın konuğu araştırmacı yazararlardan, iktidar partisine en son eklenmiş bir partide siyaset yapmış olanı (Şahsi sevgimiz ne konumuzdur, ne de malzeme olmaya müsaittir) bir çocuk saflığı ve gülüşüyle demesin mi “O konuşurken şimdi Kürtçe konuşacak diye beklerdim”.

Konu Ecevit olunca herkesin beklentisi farklı imiş. Konuk yazarın kürtçe konuşmasını beklediği Ecevit’i, kimi insanda şefaatçisi olsam diye beklerken, bu fakir de endişe içinde bekledi hep. Solcularına yakın yıkın, saldırın emrini ha verdi ha verecek...

Meclis kürsüsünde, yanlış talimat okumamak için ceplerini karıştıra karıştıra bulduğu ve ne kadar zaman önce kim tarafından yazıldığı meçhul olan o notları okumaya çalışan gerçek Ecevit’ten, Ecevit gerçeğinden bahsediyorum. Hatırlayın o görüntüleri... Nasıl da tek bir kişiliğe dönüvermişti o kadar Ecevit partilisi

Türk Ecevit olarak bilinmesinin gücü yeter sayılmasından mı, yaşarken gündeme gelmemişti dedesinin kürt olduğu, yoksa şimdi kürt oldurulduğunda  kazanacaklarına mı ihtiyacı tespit edildi

Bugün bu ülkede Ecevit’in Kürt ya da Türk olduğu yani soy kütüğü, seceresi tartışılmamalı, illa tartışılacaksa, gibi bir girişle başlamayacağım söylemek istediklerime. Çünkü Ecevit tartışılmalıdır; az tartışılan siyasetçilerden olmak yakışmazdı ona.

Hatırlattığımız ve unutulmasını hiç istemediğimiz o tarihi meclis gününü tartışarak başlayabiliriz Ecevit’i tanıtım günlerine. Hem aktüel bir konu ile de çakışıyor: Kadına şiddet, şiddetle kınanır durumları...

Ecevit ve partidaşlarının o Meclis gününde, Merve Kavakçı adlı seçilmiş, gelmiş bir kadına uyguladıkları şiddetin fotoğrafı, bir madalyalı tablo gibi asılı kalmalı mirasçısı CHP’nin genel merkez girişinde.

Demirel’in ihtilaller geçtikten sonra yaşadığı korku dolu günleri anlatırken, masamın üzerinde Menderes’in idam fotoğrafı vardı ve ben ona hep bakardım, demesine benzeterek algılanmasın, bizim CHP için geçerli olmasını istediğimiz resim teklifi.

Bu ülkenen başbakanının masasına, daha önce idam edilmiş bir Başbakan resmini kim koyar ve maksat nedir bundan, gibi bir sorunun gereksizliğine takılmasak eğer, Ecevit’li solcu parlamenterlerin Mecliste bizzat bir kadına uyguladıkları  şiddetin fotoğraflı anlatımı, sağcı politikacı transferlerinden daha fazla kazandırır diye düşünüyoruz CHP’ne

Hem haklarıdır o fotoğrafı taşımak, hep o noktada oturup durduklarından. (çok oy aldıkları Ege ağzı desteği iyi gitti buraya)

Ha, bir de ikna odaları zulümleri var değil mi, bu ülkenin kadınlarına CHP’lilerin uyguladıkları... Biz unutmadık!

Kadına şiddeti, iktidarın insanlarına şiddet uygulayarak kınamasını görünce kartel kalemşörlerinin ve CHP’li kadın parlamenterlerin, iktidar adına üzülmek de bize düştü.

Tekrar tekrar hatırlattığımız ve hatırlatmaktan hiç vaz geçmeyeceğimiz

Meclis kürsüsündeki kızgın yüz ifadeli bir Ecevit ve partililer posterini...

İkna odası mucidi ve uygulayıcısı CHP’li kadın parlamenterlerinin sevgiden nasipsiz yüz ifadeleri posterlerini...

“Kadına şiddete hayır!” haftalarında kullanmayı akıl dahi edemeyen iktidarcılara acımamızı ve üzülmemizi çok görmesin bu ülkenin insanları.

Kabak lastikli “Reno”ya binen Ecevit’i okuyanların, bugün saray yazıcısı olmayacağını bilmeliydi iktidarcı insanlar. Hele hele Gezi katipliği antrenmanı yapmışlarsa bir de..

Papa Türkiye’yi ziyarete geldi –Gazeteler

- Papa davet mi edildi, kendi mi gelmek istedi Moizciğim

- Kendi gelmiştir, aman beni bir davet edin demiştir.

- Nerden anladın bunu

- Bunu anlamayacak ne var İzak efendi. Yeni saraya bir hocadan önce gölgesini düşürmenin tam zamanı değil mi

Dedim: Helal mıdır Dediki, helal helal

 

Bu konuşma Kılıçdaroğlu’na aitmiş. Palandöken’de yapmış. Hani Sarı Gelin türküsünde geçen Palandöken. Raci Alkır güzel okur burayı: Palandöken yüce dağ! İşte oradaki bir kahve sohbetini konu ediyormuş Kılıçdaroğlu.

Kılıçdaroğlu vatandaşla konuşuyor; ne güzel.

Vatandaş, Kılıçdaroğlu’na kendisinin de konuşabildiğini, derdini anlatabildiğini göstermiş, ispat etmiş, inandırmış; ne güzel.

Vatandaşımız kaçak sigara satıyor. Bunu da “Suçluyum” diyerek itiraf ediyor Kılıçdaroğlu’na.

Palandöken, bu ülkenin bir orta yeri. Kaçak sigara oradaki satıcı vatandaşa servis ediliyor. Kılıçdaroğlu’nun dikkatini Palandöken’e kadar örgütlenen kaçakçılık durumu çekmiyor.

Onun derdi sigara satanların oyu ile...

“Evine götürdüğün her lokma helaldir ve senin alın terinin hakkıdır.”

Halbuki Palandökenliler de bilir Müftülüğün yolunu. Dahası, Kılıçdaroğlu’nun yasalarla restleşmesinin acılığı da dikkatlerden kaçmamalıdır.

“Hiç korkma, kaçaksa kaçak...”

Emniyet güçleri, yasa uygulayıcıları hiçbir şey ifade etmiyor mu Kılıçdaroğlu’na

Kaçak sigara bulamadığında, kaçak ve yasak olan neyi satmalı ki o vatandaş, Kılıçdaroğlu’na göre devam etmiş olsun.

“Ben senin arkandayım.”

Bir vatandaşın arkasında olmanın örneklerini bu ülkede çok kereler gösterdi siyasetçilerimiz. Arkasında durduklarına ormanlarını, koylarını, Trump yapılacak arsalarını verdiler ülkemizin. Sonra da dediler ki: Çankaya’nın bahçesini isteselerdi, orayı da verirdim.

Kılıçdaroğlu da böyle bir şey mi söylüyor Yoksa şahsen, kaçakçılığı önleme görevi verilmiş insanlarla çatışmaya mı girecek

Kılıçdaroğlu konuşmalarının MİT’te oluşturulmuş bir mizah ekibi tarafından yazıldığının iddia edildiği bir ortamda (Bakınız Mehmet Barlas yazıları) biz, Kılıçdaroğlu’nu yazmak kolaycılığında değiliz. Bir sevincimizi paylaşmak istedik okuyucularımızla, Kılıçdaroğlu’nun yukarıya aldığımız bu ünlü demecini ilk gördüğümüzde gazete sayfalarında.

Helal ve haram konularına da ilgi duymasıdır sevincimizin sebebi. Helalin peşinde, helalin yanında olduğunu, örneği yanlış olsa da, vurgulamasıdır. Ve hiç itiraz gelmemesidir partisinin elemanlarından, Kılıçdaroğlu’nun bu konuşmasına. Ya laikliğimize bir şey olursa endişesi, korkusu taşımayacakları ve miting yapmayacakları günlere ermesi CHP’lilerin, bu ülke insanlarını sevindirmez m

Varsın kartel patronunu tapulandırarak sevindiriyor olsunlar, biz de bu hallerine seviniyoruz işte!

Olunca böyle olur

 

Yalova Belediye Başkanlığı’nın ağaç kesmesi yeteri kadar tepki almamış ülkemde. Neden acaba

Mesele ağaç değil diyenler, şunumu anlatmak istiyorlardı: Bütün belediyelerin CHP’li olmasını...

Yemin

Ölüm yıldönümü dolayısıyla adına sergiler düzenlenen ve bir reklam filminde de sesi kullanılan Zeki Müren anmalarına ondan bir fıkra ile biz de katılalım.

Bir mahkeme salonu. Hasarlı bir trafik kazasının görgü tanığıdır Zeki Müren. Kimlik bilgilerinin yazılmasından sonra sorar hakim bey.

- Mesleğiniz

- İstanbul’un en iyi şarkıcısı...

Hakim bey’in burası mahkeme salonudur, burada reklam yapılmaz gibi bir itiraz göstereceğini anladığında ise, yumuşatır ortamı.

- Ama efendim, bana yalan söylemeyeceğime dair yemin ettirmiştiniz!

Tavrı, öğrendiğindendir

CHP’ye çok yakın Baro Başkanı gazetelere, 1930’lu yılları çok özlediğini anlatır da, Sayın Kılıçdaroğlu onu destekleyen beyanat vermeden durabilir mi Anca beraber, kanca beraber işleri bunlar..

“Almanya’da Gestapo da kanunla kuruşmuştu ama, devlete değil, iktidara hizmet ediyordu.”

1930’ların Almanya’sından (ki adı geçen teşkilat 1934 yılında kurulmuş,) bir Gestapo’yu mu öğrendin Kılıçdaroğlu, bir Gestapo’yu mu merak ettin, diye niçin hiç kimse sormuyor

TRT televizyonunun siyah-beyaz ve yalnız olduğu yıllar. Yarısı cep telefonu konuşmalarıyla geçen yetersiz Türkçeli, saçma sapan konulu ve üç beş hafta sonunda yayından kaldırılan yerli diziler daha olmadığından, yabancı dizileri seyrederdi tv karşısına geçen insanlarımız.

Bir dizide, filmin oğlanını seven ve onun dikkatini çekmeye çalışan kızın hallerini sevecen bir mahzunlukla seyreden insanlarımız, oğlanın anlayışsızlığına, değerlendirme eksikliklerine kızgınlıklarını belli eden hallere girerlerken, ekranı paylaştıkları çocuklarına da, yaşları ne olursa olsun, bir eğitim dersi veriyordular, farkettirmeden.

İşte o filmden bir sahne şöyle idi: Kızımız süse kaçmayan ve bugün örtülü sayacağımız bir kıyafet giymişti. Başında da çiçekli bir şapka. Filmin oğlanıyla karşılaştılar. Oğlan, manasız bir bakıştan sonra dedi ki: Şapkan güzelmiş!

O an filmin kızı da anladı, seyircilerin çoktan anladıklarını. Acımtırak ses tonunda, bir uyanışın da işaretleri vardı: Bana ait olanlardan, bir şapkamı mı beğedin

1930’ların dünyasından bir Gesttapo’yu çıkarınca Kılıçdaroğlu, bu anekdot geldi aklıma.

1930’ların icadları, keşifleri filan niçin ilgisini çeksin Kılıçdaroğlu’nun. Kapasite o kadarsa...

Tarihi çevir köşesi

Kahraman, adımızdır

İki hafta kadar önce, “Ateş altında kız kardeşini kurtaran çocuk” resimli haberleri gazetelerde, videosu ekranlı medyada yer almıştı.

Sonra öğrenildi ki...

Filistinli çocukların kahraman olmak için doğduklarını, kahramanlıklarını destanlaştırarak yaşadıklarını bilen, kabul eden tüm dünya insanlarına düşünce değişikliği yaptırtmak için hazırlanmışmış o haber.

Şimdi buraya bir nokta koyalım ve analizimiz için bazı başka bilgilerimizi hatırlayalım.

Gazetemizin yazarı Mahmut Toptaş Hoca’mızın eserlerinin neşredildiği yayınevinde onu beklerken, ecnebi bir kadın girdi içeriye. Güzel ve az hatalı bir Türkçe ile söyledi istediğini: Ben, sizin efsanelerinizi istiyorum. Çanakkale savaşınızla ilgili en az on tane efsanenizi anlatın bana. Benim doktora tezimin konusu budur.

Bende şafak attı, diye anlatılan bir durumu yaşadım ben orada ve o anda.

Bizim unutmaya çalıştığımız savaş gerçeklerimize onlar efsane diyordular ve kayıtlara almaya çalışıyordular. Ben duydum!

Mahmut Hoca geldi ve bir askerimizin kahramanlığını anlattı, efsane avcılığına çıkmış Doğu Avrupalı kadına. Hani ihtilam olan bir askerimiz sabah namazından önce uyanmış, İngiliz gemilerine yakın bir yerde boy abdesti almaya gitmiş, kendisini esir almaya gelen on kadar silahlı İngiliz askerini teslim alıp bölüğüne getirmişti ya.. Hani komutanı teslim alınan askerlere ne olduğunu dillerince sorduğunda mesele anlaşılmıştı ya.. Hani o İngiliz askerleri, bir kişi değildi bizi teslim alan, arkasında çok beyaz urbalılar vardı, demiştiler ya..

Çanakkale’mizi ve bizi, efsane sınıfına soktukları gerçeklerimizden anlamaya çıkmış kadın, yönlendirdiğimiz başka kaynak kişilere gidedursun, biz kaldığımız yerden Filistinli çocuklara dönelim. Analizimiz devam ediyor.

“Yalanmış” diye bu ülkede de duyurulan ve Malta’da bir film setinde hazırlandığını ayrıntılarıyla ispatlama gayretlerinin güdüldüğü o “iş” niçin yapıldı

Kim yıkmak istiyordu Filistinli çocukların kahramanlık, yiğitlik imajlarını.

Filistin’de Filistinli çocukların mücadelelerini bizzat orada kameralarla tesbit etmek varken, kim ya da hangi lobi film setlerinde kahramanlık uydurma peşine düştüler Ve neden hemen yalanlamaya giriştiler

Kim sordu, kime sorduk karşı sorularımızı

Gerçi yok değildi, cılız da olsa itiraz sesleri medyamızda. Birisi, sadece birisi biraz yaklaşmıştı hedeflerinin ne olduğuna. Savaşta çocukların öldüğüne (İsrail askerlerinin Filistinli çocukları katletmelerine, demek istiyor) bütün dünyalıları inanmamak noktasına getirmek istiyorlar; haber bültenleri her gün gerçek görüntüler yayınlasa da...

Bari Danimarkalı yönetmeni kınamak gelseydi aklımıza.

Bitiş Noktası

Almanya’daki Milli Oyuncu’muz Ömer Toprak gazetecilere konuşmamış, fakat bir cümle ile özetlemiş durumu.

“Her şeyi birbirine karıştırıyorsunuz. Konuşmam!”

Türk basını ordan böyle görünüyor, bu görüntüsü gerçek olduğu için...

SATILIK KALEM

 

Dışardan bir kale mi satın alacaksın

İçerden bir kalemi satın alacaksın!..

PENALTI

 

Hakem penaltı kararı verir;

Fanatik gözler kararıverir!..

GERÇEK DOST ALLAH

Güvenme ellerin gücüne,

Yıkılır dağlar, tozu kalır;

Dostun akıtır gözyaşını,

Kalbini dağlar, izi kalır.

Ekrem Şama