Şiddet politikasının çözümsüzlüğü

Abone Ol

Yakın dönemde, KCK, Kongre Gel Eşbaşkanı Bese Hozat, PKK’nın silah bırakması için Dolmabahçe’deki 10 başlığın müzakere edilmesi başta olmak üzere birçok şart ortaya koyarken, Cemil Bayık ise; “Apo Kongreye gelmese PKK silah bırakmaz”yaklaşımı , ‘Milli Çözüm ’ olarak ifade edilmeye çalışılan ve pamuk ipliğine bağlı barış görüşmelerinde gelinen noktanın zorluğunu işaret etse gerek.

Esasen, Suriye’de yaşanan gelişmeler ışığında Kuzey Suriye’de PYD’nin alan hâkimiyeti yolunda kat ettiği önemli mesafe, ister istemez PKK’nın Türkiye, Suriye ve Irak’ta uygulamakta olduğu güce dayalı politikasını yeniden gözden geçirmesine ve silahı, dayatmacı ’güç politikasının’ en önemli meşruiyet vasıtası olarak görmesine neden oldu.  

ABD başkanlığındaki koalisyon güçlerinin PYD ile dirsek temasında olmaları, İŞİD ile savaşan PKK’nın da dolaylı olarak meşruiyet kazanması ve terör örgütünden ‘özgürlük savaşçısı’  kimliğine kavuşmasını sağlayacak bir adım olarak görülmeye başlandı. PKK’nın bazı ülkeler nezdinde bu hususla ilgili temasları da zamanlama açısından dikkat çekicidir.

PKK, Kuzey Suriye’deki gelişmeler ışığında; Türkiye ile siyasi, ekonomik ve sosyal entegrasyonun güçlendirilmesi ve yeniden tahkim edilmesi yolunda geçmişte atılan adımların esasen kendi ‘komünal sistem ’politikalarıyla örtüşmeyeceği varsayımıyla, Güneydoğu’da çözüm sürecini kendi siyasi yapılanmasına bir sıçrama tahtası olarak görüp, alan hâkimiyetine yönelik adımlar atmaya başladı.

Bundan amaç, Güneydoğu ile Kuzey Suriye arasında bir entegrasyonun oluşturulması ve Kuzey Irak’ta uygulanmaya çalışılan Abdullah Öcalan’ın teorik düşüncesinin benzer şekilde Türkiye’de de hayata geçirilmesi amaçlandı. HDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın çağrısı sonucu yaşanan 6-7 Ekim sendromu ve HDP Eşbaşkanı Figen Yüksekdağ’ın, “sırtımızı PYD’ye, YPG’ye dayıyoruz” açıklaması öngörülen politikanın birer yansıması olsa gerek.

Güneydoğu’da sırf barış sürecinin yürütülmesi adına her türlü güvenlik zaafına göz yumulması, devlet otoritesinin mevcudiyetinin tartışma konusu yapılmasına neden olmuştur. KCK’nın şehir yapılanması, sadece “serhildan jîyane”(başkaldırı yaşamdır) anlayışı ile Cizre, Şemdinli, Nusaybin gibi yerlerde mikro çapta uyguladığı, 6-7 Ekim ‘serhildan’(başkaldırı) ile makro çapta denediği metot, örgütü psikolojik olarak Güneydoğu’da münhasır bölge hâkimiyetine götüren en önemli adım oldu.

PKK, bütün bu olumsuzluklara rağmen, bazı çevreler tarafından deyim yerindeyse ‘ziynet-i kühsar-ı Kandil’(Kandil Dağı’nın ziyneti)olarak ısrarla betimlenmeye çalışılmaya başlandı. AKP Hükümeti; PKK’ya ‘silah bırakma’ ve ‘barış sürecini koruma’ konusunda çağrıda bulunurken, HDP’ye de, ‘Türkiye Partisi’ ve ‘Sisteme Entegrasyon’ konusunda uyarma konusunda bir görev görüntüsü vermeye çalıştı.

Asıl göz ardı edilmemesi gereken husus ise, ABD’nin Kuzey Suriye üzerinden PKK, PYD ve İŞİD aracılığıyla Türkiye’yi köşeye sıkıştırma politikası içerisinde olması oldu. ABD, bu yolla, Türkiye’nin Suriye’deki kanlı savaşta daha aktif rol oynamasını sağlamaya yönelik bu hamlesi kısa sürede büyük başarı ile sonuçlandı.

Türkiye, ABD’ye hem İncirlik Üssü’nü açtı. Hem de İŞİD’e karşı operasyon düzenleyerek ABD’nin Suriye politikasını peşinen kabullenmiş oldu. Başlangıçta, Esed’i devirme bahanesiyle ABD’nin yanında yer alan AKP Hükümeti, bu seferde de Suriye’de kümelenmiş örgütlerin yuvasına çomak sokarak, terör tehlikesinin Türkiye’ye sıçramasına sebep olabilecek yanlış bir adımın atılmasına neden oldu.

PKK’ya yapılan operasyonun ABD ile yapılan anlaşma dönemine denk getirilmesi düşündürücü olsa gerek. Bir başka ifadeyle, ABD’nin Suriye politikasını benimseyen hükümet, PKK operasyonu konusunda da ABD ve diğer güçlerin de desteğini arkasına almış oldu.

Sonuç olarak, Milli Görüş prensipleri dışında bir çözümün  ‘kan ve gözyaşı’ dışında hiçbir faydası olamayacağı bir gerçektir. Güneydoğu’nun ve Kürt sorunu çözümünü geçmişte uygulanan şiddet politikalarıyla yeniden çözmeye çalışmak sorunu daha da içinden çıkılmaz bir noktaya getirmesi kaçınılmaz olacaktır.

Kürt sorununun çözümü; her paydası sağlam ilkelere bağlı, sosyal adaleti sağlayacak, düşmanlığı değil, kardeşliği sağlayacak, birarada yaşama kültürünü hayata geçirecek ve bunun sonucu olarak yetmiş beş milyonu kucaklayacak,  “Pax-İslamica” (İslam Barışı)  ile mümkün olabilir.