Şiddet kasırgasının sınırı yok

Abone Ol

Her sözün başına eskiden diye başlamak fazla şık durmasa da sanki şiddet olaylarını son yıllarda çok fazla duymaya başladık.

Çocukları öldüresiye dövmeler.

Eşleri bıçaklayıp katletmeler. Akrabalar arasında kan davaları.

Komşularla karakolda biten darplı kavga . Benim gittiğim kız lisesinde eskiden hiç kavga olmazdı, kızlarım da benim okuluma gittiler, lakin akşam eve geldiklerinde kız arkadaşlarının birbirleri ile saç saça, baş başa kavga ettiklerini anlatmakta idiler.

Duyulmamış küfürler havada bir kurşun gibi uçuşmakta imiş.

Gazetelerde de liselerde kızların bile birbirlerine bıçak çektikleri haberleri geçmekte.

Hayvanlara eziyet, hergün rastladığımız, aşina olmaya başladığımız haberler arasında. Köpeğini arabası arkasına bağlayıp sürükleyeni mi ararsın, yoksa boynuna taş bağlayıp nehre atanı mı?

Millî Gazete’de rastladığım haber çok sarsıcı idi;

“Yavru köpeği, kulaklarını kesip, araziye attılar”

Bir arazide, kulakları kesici bir aletle kesilen bir aylık yavru köpeği gören çevre sakinleri, Canlı Hayatını İyileştirme Derneği (CAHİDE) görevlilerine haber verdi. İhbar üzerine gelen dernek görevlileri, acı içerisinde kıvranan köpeğin kesilen kulaklarını bulmak için arazide arama yaptı, ancak sonuç alınamadı. Köpek hayvan ambulansıyla tedavi edilmek üzere derneğe götürüldü.

CAHİDE Yönetim Kurulu üyesi, “Bir köpeğin jiletle kulaklarının kesildiğini duyduk ve olay yerine gittik. Hayvan gerçekten çok kötü durumdaydı, bayağı bir kan kaybetmişti. Kafa derisine yakın bir noktadan sıfırdan kesmişler. Olay yerinde kesilen kulakları da aradık, ama maalesef bulamadık. Bundan sonra hayatına kulaksız olarak devam edecek”.

Yavru köpeği tedavi eden veteriner hekim ise, “Çok derin kesilmiş, vurulan yerler muhtemelen jilet tarzı bir şey kullanılmış diye düşünüyoruz. Çok derin ve açık yara olduğu için tedavi süreci biraz uzun olacak, canı da çok fazla yanıyor. Elimizden geleni yapacağız. Minik kızımızın ismini ‘Çilem’ koyduk, yaşadıklarından dolayı”.

Hayvanlara çile çektirmek, gaddarlıkta sınırsızlık, ev halkına işkence, hayat arkadaşını katletme, evlatları öldüresiye dövmeler…

Psikologlar bu konu üzerinde kafa yormaktadırlar sanırım .

Topraktan uzaklaşmak bayağı pahalıya mal olmakta insanoğluna. Kentsel dönüşüm projeleri ile şehirlerin eli yüzü yıkanıp saçları tarandı, insanlar daha zengin standartlara kavuştu.

Fakat sanki merhamet, sevgi, saygı, ilgi, şefkat de o beğenilmeyen bir buçuk göz gecekondularda kaldı. Fabrikadaki ağır işinden dönen muhtemelen uykusuz, yorgun birey; eşi ile birlikte o tek göz gecekondunun iki metrelik bahçesinde asma çardağı altında çayını içip, yemeğini yiyerek, patilerini taburesine dayayıp sevgi ile kendisine bakan kedisini okşayarak, yanıbaşına uzanmış naneleri toplayarak, çoraplarını çıkarıp toprağa basarak, bedenindeki bütün yorgunluğu, kötü enerjileri, negatif elektriği atarak evine daha güçlü moralle geçmekte, aile bireyleri ile daha şefkatle ilgilenmekte idi.

Şehirleri kasıp kavuran beton kasırgası, hayatları öylesine can evinden vurmakta ki; hem beden de, hem de ruhlarda derin yaralar açmakta. Eski mahallelerin alçak yapılarına, geniş bahçelerine, temiz havasına, sıcak komşuluklarına alışkın insanlar sanki apartmanlarda daha fazla hastalanmakta. Maalesef ruhsal bozukluklar eskisinden çok daha fazla artmakta. İnsanlar birbirlerine, yakınlarına, ağızsız dilsiz masum hayvanlara daha acımasız daha nefret kusar hale gelmekteler. Daha da önemlisi insanlar şiddeti benimseyerek, insanlıktan çıkarak; en fazla kendilerine zarar vermekte.