Şiddet cezalarla önlenebilir mi?

Abone Ol

Toplumda kadına yönelik şiddet olaylarında hızlı bir artış gözleniyor. Bu şiddetin büyük oranda cinayetle sonuçlanması işi daha da üzücü hale getiriyor. Bunun önlenmesi için çeşitli tedbirler alınıyor. Alınması gerekiyor. Mümkünse sadece kadına yönelik değil toplumda her türlü şiddetin önünün alınması lazım. Yoksa başka türlü bu toplumda insanlar huzur içinde yaşayamazlar.

Özellikle kadınların her türlü saldırı ve tacize karşı korunmasını öngören tedbirlerin alınması gerekiyor ama sanıyorum bundan daha önemlisi toplumun bu noktaya nasıl geldiğidir. Yani meselenin sebepleri bulunup bu sebepleri gidermek için adımlar atılmadan kocaların eve girmesinin engellenmesi, kadınların muhtemel saldırıya karşı ilgilileri uyarmasını sağlayacak adımların atılması sanıyorum istenen sonucu vermeyecektir. Eşini ya da bir başkasını kendince bir takım sebeplerden dolayı öldürmeyi kafasına koymuş birisini engellemek, sanıldığı kadar kolay değildir. Çünkü o kişi işleyeceği cinayetin karşılığı olarak hapse girmeyi, uzun yıllar içeride yatmayı göze almıştır. Bu sonucu göze almayı gerektirecek sebepler yok edilmelidir öncelikle.

Bu noktada toplumsal değişim çerçevesinde bir takım değer yargıları erozyona uğradığını/uğratıldığını hatırlamak gerekiyor. Toplumumuz uzun yıllardan beri Batı değer yargıları içine sokulmaya çalışılıyor, bunun doğru olduğu topluma dayatılıyor. Elbette bu dayatmalar az ya da çok kişiye göre değişen sonuçlar veriyor. İyi de Batı değer yargıları bize ne kadar uyuyor Toplumumuz bu değer yargılarını ne ölçüde kabulleniyor, içine sindiriyor Sindiremediği noktada ne gibi tepkiler ortaya çıkıyor

Kısacası toplumun iki farklı kültür dayatmasının arasında sıkışıp kaldığı gerçeği toplumu giderek bunaltıyor, hatta çıldırtıyor. Ya biz biz olacağız ya da Batılı... İkisini birden yaşamak ister istemez önce insanların iç dünyasında çatışmalara yol açıyor ve daha sonra bu çatışma şiddet olup ortaya çıkıyor.

Bizi biz yapan değerler sistemi, insanı en değerli ve saygı duyulan varlık olarak kabul ediyor. Bunun yanında o değerli varlıkların her canlıya sevgi ile yaklaşmasını emrediyor. Bizim değerler sistemimiz bir sevgi sistemidir. Yaratılmışı Yaratandan ötürü sevmeyi esas alan bir sistem. Bizim sistemimiz komşusu aç yatarken yatağında tok yatmayı yasaklayan bir sistemdir. Kısacası çevremizde ve dünya üzerindeki herkesin acısı ve sıkıntısı bizi yakından ilgilendirir/ilgilendirmesi gerekiyor. Hayatın her alında bu esasların hâkim olduğu bir toplumda insanların birbirlerine karşı sevgiyle ve saygıya yaklaşması mümkün oluyor. Bunun aksi zengin zenginliğe güvenerek her şeye para karşılığı sahip olabileceği duygusunu içine sindirebilmiş ise o ülkede yardımlaşma ve dayanışmanın sağlanması mümkün değildir. Zenginler daha fazla zengin olmanın peşinde koşarken kazandıkları her şeyde fakirin hakkı olduğunu unuttukları sürece o toplumda bunalımların önünü almak mümkün olur mu

Bunun yanında toplumda hızlı bir şekilde ahlâk ve namus anlayışında değişim söz konusudur. Bu da elbette Avrupaya benzeme yarışının bir sonucudur. Ne var ki bu değişim ile birlikte kendimize ait değerlere sahip olmayı sürdüren insan iki arada bir derede kalmaktadır. Yani ne Batı medeniyetini özümseyebilmiş ne de kendi değer yargıları ile sağlam bağları kalmış bir toplumda ortaya çıkacak patlamaları yasal düzenlemelerle önlemek mümkün değildir. Toplumda huzur ve dengenin yeniden sağlanması isteniyorsa önce bunalımların ve şiddet olaylarının temelindeki sebepleri doğru tespit edip bu sebepleri ortadan kaldıracak düzenleme ve çalışmaların yapılması şarttır.

Toplum bir bütün olarak Biz olmak durumundadır. Bazen biz bazen başkası olan fertlerin oluşturduğu toplumda nasıl olacak da birlik sağlayacaksanız Belki bazılarına ters gelecek ama ebem ve dedemin anlayışını yıktık ama yerine daha iyisini koyamadık. Çünkü ebem ile dedemin bir gün birbirlerine bağırarak konuştuklarına şahit olmadım. Ebemin çocuklarını korumak adına bile dedeme yalan söylediğini duymadım. Bunu sağlayan ise onların inançlarıydı.