Şiddet ağlarını örüyor

Abone Ol

Yolcuların gözleri önünde bıçaklanarak öldürülen otobüs

şöförünün çaresizliğini ekranlardan izleyen bir arkadaşım duygularını şöyle

ifade etti: “kendimi uçsuz bucaksız bir ormanda; korunaksız barınaksız ve

yapayalnız hissettim. Burası öyle bir ormandı ki, etrafımı tehlike saçan vahşi

hayvanlar sarmış ve ben bu tehlike çemberi içinde yaşamaya çalışıyordum”

Böyle bir ortamda insan kendini gerçekten korunaksız hisseder.

Düşünün hiç bir kural, kaide, hak hukuk yok, her şey ayaklar altında. İsteyen

istediğini öldürüyor istediğini yakıp yıkıyor… Çalma, gasp, cinayet her şey

hayatın akışı içinde olup bitiyor. Geri sadece hakları ellerinden alınan

insanların ve ölenlerin bıraktığı sessiz bir seda kalıyor.

Allah’ım bu nasıl bir insanlıktır! İnsanları, sokak

ortasında, işinin başında, okulunda, evinde acımasızca öldüren bu caniler nasıl

bir atmosferde büyüdüler Anne babanın merhametinden hiç mi solumadılar Nasıl

bir çocukluk ve gençlik döneminden geçtiler Nasıl bir sosyal ortamda

büyüdüler Hiç mi güzellikle, iyilikle karşılaşmadılar

Araştırmalar, şiddet ve öldürme davranışı sergileyenlerin

çok azının genetik yatkınlığının olduğunu çoğunun ise ailede şiddetle büyüdüğünü

ve şiddeti bu ortamda öğrendiğini gösteriyor. Yani çocuk ailede, toplumda ya da

arkadaş çevresinde şiddeti benimsiyor ve modelliyor. Yine araştırmalar

katillerin bazı müşterek özellikler taşıdığını gösteriyor: Bu kimseler, şefkat

ve merhamet gibi duyguları ve bununla bütünleşmiş değerleri küçümseyen ve

dışlayan bir karaktere sahipler.

Olayın sonucuna odaklanamıyor ve sağlıklı muhakeme

yapamıyorlar. Şiddeti bir savunma aracı olarak algılıyor ve kendilerini

kahraman olarak görüyorlar. Dürtülerini kontrol edemiyor, haz ve eğlence odaklı

yaşıyorlar ve hazlarının önünde engel teşkil eden her şeyi kaldırmak

istiyorlar.

Bu insanlar, empati yeteneğine sahip olmadıklarından,

çevrelerine karşı duyarsız yaşarlar ve kural, kaide, örf, din, gelenek kültür

gibi değerleri hiçe sayarlar. Hayatlarına bir değer ve anlam katamayan bu

kimselerin çevremizde kör bir kurşun gibi sağa sola çarptığını görürüz. Bir

toplumun en değerli hazinesi ahlakı ve manevi birikimleri ve bu birikimlerini

hayata taşıyan fertleridir. İnsanlığın müşterek değerlerinden süzülüp gelen bu

birikimleri nesilden nesile aktarılır. Ancak bu aktarım sağlıklı bir şekilde

gerçekleşemediğinde toplumun ve ailenin çözülmesi kaçınılmaz bir trajediye

dönüşür. Bunun sonucunda ise saldırgan, bencil ve duyarsız nesiller ortaya

çıkar ve toplumu tehdit etmeye başlar. Ve hiç kimse böyle toplumda kendini

güvende hissedemez.