Sıcak deniz

Abone Ol

KARADENİZ, Marmara ve Ege Denizine kıyasla Akdeniz in

suyu biraz daha sıcaktır ve rengi de, İsmet Özel in bir şiirinde nitelediği

gibi, mora çalan mavilik tedir. Diğer üç denize göre, kıyıları daha uzun,

geniş ve girintileriyle çıkıntıları daha fazladır. Batı ve güneyden olmak

üzere, iki boğazdan (Cebeli Tarık ve Süveyş Kanalı) iki okyanusa, büyük

denizlere bağlanır. Asya, Afrika ve Avrupa kıtalarıyla, Arabistan

yarımadasının, hem başlayıp hem de bittikleri kesişme noktasının merkezi

konumunu oluşturur. Bir bakıma dünya coğrafyasının ve tarihinin başlangıç yeri

gibidir. Ayrıca kültür ve uygarlıkların dölyatağı olma yanında, bunların

evrensel kimliklere kavuşmalarını sağlayan bir anayurt özelliğine sahiptir.

İnsan coğrafyası da buna koşut olarak, bin bir benzerliği ve farklılığı aynı

potada birleştirmiştir. Bu onun hem gücünün, hem de zaafının kaynağı olmuştur.

Şahit olduğu barış dönemleri ne kadar görkemliyse, savaş, çatışma ve çekişme

dönemleri de o nisbette acılı, kıyımlı ve yıkımlı olmuştur. Ama bu acıların,

kıyımların ve yıkımların içinde ve ortasında yeni doğuşları, yeniden

dirilişleri gerçekleştirmede daima başarılı olmuştur. Kendi insan coğrafyasının

benzerliği ve farklılığından kaynaklanan savaşları, çatışmaları alt etmede daha

az kayıplara uğrarken, dıştan müdahale eden insanların verdiği zararlara

katbekat katlanmak zorunda kalmıştır.

Sıcak deniz Akdeniz, bir kez daha, dünyanın yüreğini

ağzına getiren tehlikeli bir durumun mekânı olmak gibi bir talihsizlikle karşı

karşıyadır. Gerçi, bir süredir daha çok kendinden kaynaklanır gibi gözüken

sorunlarla boğuşmaktaydı. Her ne kadar bu sorunlar kendinden kaynaklanıyor gibi

gözükse de, çok fazla öne çıkmayan dış etkilerin istemleriyle ilişkiliydi.

Fakat bu dış etkiler, onun iradesini belli sınırlar içinde dikkate almak

gereğini duyuyorlardı.

Suriye de başlayan olayların, görünürdeki nedeni

temelinde kademe kademe gelişen sürecin, bütünüyle mahiyet değiştirmesiyle,

gerçek nedenin ne olduğu sorusu, şimdi daha ivedi bir nitelik kazanmaya

başladı. Adı konulmuş, ama varlığını meydana getiren unsurları giderek daha da

bulanıklaşan terör örgütü (örgütleri), Akdeniz in insan coğrafyasına ait

olmadığı ihtimalini güçlendirme yanında, aslında bir gerekçe olarak kullanılmak

üzere kurgulanmış sanal bir varlık çağrışımını güçlendirmektedir. Gerekçe

olarak kullanan ya da kullanma niyetini ortaya koyan tarafların çokluğu ve

birbirinden farklılığı, asıl ihtilaf konusu olan sorunun sınırlarını, sıkletini

ve anlamını aşmaktadır. Sanal olanı, gerçek olanın gerekçesi yapmakta hiçbir

ahlaki, hukuki, insani değeri dikkate almamakta ustalaşmış olan malum süper

güç ün zımni istemini, Avrupa nın irili ufaklı devletleri, adeta bir cevaz

verme şeklinde anlayarak, Akdeniz e askerlerini ve savaş gemilerini

yığmışlardır. Niçin ve ne amaçla

Bu hareketlenmeye bakarak kamuoyunda üçüncü dünya

savaşı algısının doğması ve yayılması bilinçaltına yerleştirilmek

istenmektedir. Oysa genel bir gözlem, adını koymadan yol açacağı sonuçları

itibariyle zaten savaş burada yaşanmaktadır. Yani küresel kapitalizmin

varlığını sürdürebilmesinde en önemli işleve sahip silah sanayii harıl harıl

çalışmaktadır. Onun peşinde, yerle bir edilen Irak ta, Afganistan da,

Suriye de, Yemen de inşaat, gıda vb gibi küresel şirketler faaliyete başlamakta

ya da başlama zamanının gelmesini beklemektedir. Buna ilaç sanayiini, insan ve

organ kaçakçılığı gibi yan faaliyetleri de kattığınızda, kapitalizmin dönemsel

krizlerini atlatacak tedbirler alınmış olmaktadır.

İnsan, kültür ve uygarlık değerlerinin yok edilmesi, çok

yönlü ve onarılması uzun zaman alacak kayıplar, Akdeniz coğrafyasının en büyük

zarar hanesini oluşturmaktadır. Üstelik bu coğrafyanın onulmaz düşmanları olan

siyasi rejimlerin varlıklarını ve güçlerini yenileyip toparlama fırsatı da

böyle sağlanmış olmaktadır. Çünkü savaş bu siyasi rejimlerin varlık nedenidir

ve en olmadık nedenleri bulup ortaya koymak suretiyle, savaşlar çıkartmakta

mahirdirler. Oysa maddi ve manevi bütün unsurlarıyla, Akdeniz coğrafyası ve

insanı barışı kurmaya yatkın, onu besleyip geliştirmekte benzersiz yeteneğe

sahiptir. Ne var ki, barışın kendi varlığına, iradesine, gücüne ve yeteneğine

bağlı olduğunu aklına getirmemektedir. Tavrını barıştan yana bir koysa, önünde

açılacak dünyanın gerçekliğini hemen fark edecektir. Sıcak denizin bir adı,

aslında barış denizidir.