Beş sene önceye ait olduğu söylenen bir Sezen Aksu şarkısının sözleri bir anda gündemi alt üst etti. Cumhurbaşkanı’ndan hocalara; gazeteci ve yazarlardan sosyal ağlara kadar çeşitli seviyelerdeki pek çok kişi görüş bildirdi. Aynı zamanda, olaylara ne kadar duygusal yaklaştığımızı, itidal ve çözüme yönelik zaaflarımızı da görmüş olduk.
Söz konusu şarkının tepki çeken sözleri şu kısmı idi: “Binmişiz bir alâmete, / Gidiyoruz kıyamete, / Selâm söyleyin o cahil Havva ve Adem’e.”
Bu bir şiirdir. Şiirde yoğun kullanılan ironik ve edebî sanatlarla yüklü bir anlatım vardır. Şiir tahlili yapanlar, değerlendirmelerini yaptıktan sonra, “Gerçek mana şairin karnındadır” derler. Sözlerin sahibi bu konuda henüz bir açıklama yapmadı.
Hocalarımız, sözün zahirine bakarak genellikle tepkisel davrandılar. Sosyal ağlardaki değerlendirmelerin çoğu da öyle! AKP Genel Başkanı, Çamlıca Camii’nde Cuma namazı sonrası şunları söyledi: “Hz. Adem Efendimize kimsenin dili uzanamaz. O uzanan dilleri yeri geldiğinde koparmak bizim görevimizdir.”
AKP eski Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Yasin Aktay aynı görüşte değildi. “Şarkıcının bu sözü hakaret için söylemediğini; lâfız olarak yanlış olsa bile bu kadar tepkiyi hak etmediğini” yazarak; sanatçının “Işık Doğudan Yükselir” albümündeki Yunus Emre, Mevlâna ve Âşık Daimî’nin sözlerine muhteşem besteler yaptığını hatırlattı.
Eski başbakanlardan Ahmet Davudoğlu da, “Bu ‘dil’ önce dine zarar verir” diyerek koroya katıldı. (22.01.2022)
GÜNDEM SAPTIRMA MI?
Pek çok kişi paylaşımlarında konuya farklı yönden yaklaştı. Faiz, kur, enflasyon krizini dağıtmak ve hükümetin bazı yanlış uygulamalarını örtmek için, gündemin değiştirilmek istendiğini yazanlar oldu. 20 sene boyunca kasten ve bilerek tahribatlar yapıldığını söyleyenler var. Şarkı sözlerinden daha beter icraatlar yapıldığını anlatanlar da.
Araştırma, inceleme ve bilgiye dayanan her söz elbette kıymetlidir. Bunların hepsi müzakereye açılıp tartışılır. Ama “her kafadan bir ses” anlayışıyla yapılan değerlendirmelerin sonuca bir etkisi olmuyor. Bu görüşler, işin uzmanları tarafından ele alınıp karşılıklı müzakereye açılır ve sonuçlandırılır. Bu sebeple, milletin problemlerini çözmek için görev alan iktidar ve muhalefetin sıkça bir araya gelip problemlerin çözüm yollarını müzakere etmelerini her fırsatta hatırlatıyoruz.
İnsanları uyarır, hatırlatır ve yol gösterebiliriz; ama yargılayıcı olamayız. Yargılama, hesaba çekme yetkisi ancak Allah’a aittir. Düşünen, okuyan, hayatı sorgulayan insan kıymetlidir, ama haddini de bilmek şartıyla!
Seneler önceki bir şarkı sözünü, yeni söyleniyormuş gibi, hem de böyle bir kriz atmosferinde halkın dikkatine sunmak düşündürürcü değil mi? Bu durumda bizim basiret ve ferasetli davranıp işin perde arkasını araştırmamız gerekir, diye düşünüyorum.
Ancak, uzun süre geçmiş de olsa, sözün zahiri yönüne bakarak bir yanlışa hukuk ve kanunlar çerçevesinde, hakaret etmeden, medenice tepki göstermeyi de tabiî bir insan hakkı olarak görüyorum.
İTİDALLİ OLMALIYIZ
Kötülüklere tepki gösterirken itidalli olmalı, haddi aşmamalıyız. “Islah edicilik” prensibimiz olmalı. Uyarılarımız kul hakkına girmeyecek şekilde, hikmetlice yapılmalı: “Allah’ın yoluna hikmet ve güzel öğütle davet et. Onlarla mücadeleyi en güzel şekilde yap.” (Nahl, 125)
Efendimiz (S.A.V.) ve diğer peygamberlerin uygulamalarına bakarak uyarıcı, müjdeleyici bir tebliğ ve davet yolunu izlemeliyiz. Allah, peygamberlerine hitaben buyurur: “Eğer, yüz çevirirlerse, sana düşen ancak apaçık bir tebliğden ibarettir.” (Nahl, 82)
Rabbimiz, ilâhlık iddiasında bulunan Firavun’a karşı Musa’ya (A.S.) hatırlatır: “Ey Musa! Firavun’a git; şüphesiz o iyice azdı. Ona yumuşak söz söyle!” (Tâhâ, 43-44) Dikkat edilirse, ilâhlık taslama noktasında azmış kişi için bile tebliğ ve davetin bırakılmaması; ona yumuşak davranılması emrediliyor.
İslâm tepki ve antitez değil; aksiyon ve tezdir. Kötülüğe karşı, iyilik yolunu tutmak daha güzel, daha etkilidir.
1409’da, Bursa Ulu Camii’nde konuşan bir hoca, “Bütün peygamberler eşittir” diyerek, Allah’ın son resulünün üstün meziyetlerini örtmeye çalışmıştı. Süleyman Çelebi bu söze karşı Vesile’t-ün Necat’ını (Mevlid) yazarak olayın gerçeğini anlattı. Bundan sonra aynı konuda 300’den fazla eser yazıldı. Süleyman Çelebi’nin, “Ümmeti olduğumuz devlet yeter, / Hizmeti kıldığımız izzet yeter” beyti her şeyi anlatmaya yetiyor.
Adem’e, Havva’ya hakaret edenlere karşı da, Adem’in, Havva’nın meziyetlerini anlatmak gerginliği önlediği gibi, iyiliklerin de yayılmasını sağlar.