Sezai Karakoç'un ardından

Abone Ol

TÜRKİYE ve İslâm dünyasının en büyük düşünce ve sanat insanlarından biri olan Sezai Karakoç da fani âleme veda etti. O, kendisini İslâm’ın dirilişine adamış; kalemini İslâm’ın emrine vermişti. Müslüman’ca tefekkür ve sanatın ideal örneğini gösterdi bize! “Bu çağdan ve bu çağın insanından sorumluyuz” derdi. Bedelini ödeyerek, sorumluluğunu hakkıyla yerine getirdiğine inanıyorum.

Yazmadan önce kütüphanemdeki eserlerini masamın üstüne koydum. Kitaplarını karıştırdım; okuduklarımı gözden geçirdim. Böylesine “zirve” sanatçıyı nasıl anlatabilirdim? Yazmaya cesaret edemedim. Ali Haydar Haksal kardeşimi aradım. Taziyelerimi sundum. Tereddütlerimi anlattım. Onu hayırla andık. Destanlık mücadelesini konuştuk. Ali Haydar Bey yazmak için beni cesaretlendirdi.

Balıkesir’de okuduğum yıllar, ev sahibim Mustafa Baydemir fikir ve edebiyatla yakından ilgileniyordu. Necip Fazıl hayranıydı. Okulumuzun 2. sınıfında okuyan Zahit Sezer, 3. sınıfında okuyan Ahmet Özalp ellerinden kitap düşmeyen ağabeylerdi. O güne kadar okul ders kitapları dışında; İslâm İlmihali, Ana Baba Hakları, Karanlık Gecelerin Nurlu Sabahı türünden elime geçen kitapları okumuştum. Fikir kitapları ile tanışmamıştım. Allah beni okuyan bir çevre ile buluşturdu. Özellikle Necip Fazıl’ı okumaya başladım. O kadar etkilendim ki, daha 1. sınıfta “Necip Fazıl’ın Şiiri, Sanatı, Aksiyonu” konusunu “mezuniyet tezi” olarak seçtim (1974). Yayınlanan bütün eserlerini, konferans metinlerini okudum. 1990’da bir kitap sergisine konulan bu tezim Mehmet Akif İnan’ın da ilgisini çekmişti.

DİRİLİŞ MEKTEBİ

SEZAİ Karakoç’un aylık, haftalık, bazen günlük dergisinin adı hep “Diriliş”ti. Yayınevinin adı da… Fikir kitaplarının çoğu da öyle! Ruhun Dirilişi, İslâm’ın Dirilişi, İnsanlığın Dirilişi, Diriliş Neslinin Amentüsü gibi… 1975’te Diriliş dergisine abone oldum. Önce Sezai ağabeyin yazısını okur, itiraf edeyim, diğer yazıların çoğunu özümsemekte zorlanırdım. Ancak, seviyeli yazılar olduğunun farkındaydım. İsterseniz, biraz da Sezai Karakoç’un nasıl bir ortamda yetiştiğini konuşalım. 22 Ocak 1933’te Diyarbakır’ın Ergani ilçesinde doğdu. Babası Yasin Bey, 1. Dünya Savaşı’nda, Kafkasya Cephesi’nde Ruslara esir düşmüş orta halli bir tüccardı. Dedesi Hüseyin Bey, Plevne Savaşı’ndaki kahramanlıkları sebebiyle Gazi Osman Paşa’nın takdirini kazanmıştı. Annesi, Emine Hanım ev hanımıydı.

Ortaokulu Kahramanmaraş’ta, liseyi Gaziantep’te, üniversiteyi ise Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde bitirdi. Maliye Bakanlığı’nda müfettişlik yaptı. Fikir, sanat ve edebiyata büyük ilgi duydu. Evrensel mesajın ancak bu yoldan yayılabileceğine inandı. Bu alanda eserler vermeye başladı. Asıl tanınmasına yol açan, duygu dünyasını anlattığı Monna Rosa adlı şiir kitabıydı.
Kitaplarının yayını için genç yaşta mesleğini bıraktı. İstanbul’a gitti. Diriliş Yayınları’nı kurdu. Hayatının sonuna kadar bu faaliyetini sürdürdü. Şiir, deneme, düşünce, çeviri, belgesel, röportaj, tiyatro, hikâye, inceleme, günlük, gazete yazıları gibi edebiyatın hemen her alanında “kalıcı” eserler verdi. Hem de, her cümlesi, her kelimesinin üzerinde titizlikle düşünülmüş eserler!

DİRİLİŞ SÜRMELİ

ÖMRÜNÜ İslâm’ın dirilişine adadı. Eserleri Diriliş mektebinin ders kitapları gibidir. Hayatta iken hakkında eserler yazıldı, araştırmalar yapıldı. Yedi İklim gibi bazı dergiler “özel sayı”lar hazırladı. Eserlerine ilâveten dostları ve okurlarıyla Diriliş Yayınları’nın bulunduğu mekânında sohbet eder, diriliş neslinin inşasına çalışırdı. Necip Fazıl, İslâm’ın öz vatanı olan Anadolu’da “parya” muamelesi gördüğü için dikkatini Türkiye’ye çevirdi. Türkiye ayağa kalkarsa, İslâm dünyasının ayağa kalkacağını düşünüyordu. Gençlere, “Anadolu kıtası büyüklüğündeki dava taşını gediğine koymayı” öğütledi. Görevini yaptı. Fakat Sezai Karakoç’un ufku bütün İslâm âlemini kuşatıyordu.
Necip Fazıl’ın Sezai Karakoç hakkında, “Ben 20. yüzyılın sanatçısıyım. O, 21. yüzyılın sanatçısıdır” dediği anlatılır. Ali Haydar Haksal da, Necip Fazıl’ın, “Biz binanın temellerini atarken, Sezai Karakoç sütunlarını yükseltti” sözünü nakleder.

Yazılarını 1975’te Millî Gazete’de yayınladı. Bu yazılarını daha sonra “Sur” ve “Sütun” ismiyle kitaplaştırdı. Çağ ve İlham (4 kitap), Yitik Cennet, Makamda, Var Olma Savaşı, Kıyamet Aşısı kitapları da zengin tefekkür örnekleridir. Gül Muştusu, Hızırla Kırk Saat, Tâhâ’nın Kitabı, Şiirler (4 kitap) adlı kitapları şiir severlerin başucu kitabıdır.
Asli kaynaklardan damıtılmış saf ve berrak eserlerin sahibi Sezai Karakoç’u şu sözleriyle rahmetle analım: “Müslüman şuurlaş. Öyle şuurlaş ki, peşin hükümlerle seni aşağılamaya gelen kendi aşağılığını görsün. İslâm’ı öyle canlı, sağ ve diri yaşa ki, seni öldürmeye gelen sende dirilsin.”