Hazırlığınızı yaptınız mı Mesela hazır mı el açımı
yufkalar, börekler Tamamlandı mı günlerce kesilen erişteler, ev tipi
makarnalar Yiyeceklerle tıka basa dolduruldu mu dolaplar Ne de olsa son
birkaç gün kaldı. Bir de temizlik var değil mi Silindi mi duvarlar, halılar,
kanepeler Günlerce süren dip bucak temizlikler bitti mi Peki ya tiryakiler
Yavaştan vedalaşmaya başladılar mı can dostları (!) sigarayla Çocuklar günün
hangi saatlerine kadar oruçlu durabileceklerinin hesabını yapıp yarışmaya başladılar
mı yaşıtlarıyla
Tüm bu işlerin yoğunluğundan misafirleri de unutmamak
lazım tabi; hangi gün kimlere davetler verileceğini de şimdiden tespit etmek
gerekir. Hatta çorbasıyla, tatlısıyla, böreğiyle mönüsünü bile şimdiden
ayarlamak da fayda var!..
Bunlar her Ramazan öncesi yapılan, özellikle Anadolu
kadınlarının olmazsa olmaz hazırlıkları, tatlı telaşlarıdır. Her yıl Ramazan ı
böyle karşılar bizim insanımız. Daha temiz evleriyle, gıdası ve enerjisi bol
sahurlarıyla günler öncesinden talim yaparlar bu kıymetli misafir için.
Yaparlar ama zaman zaman asıl olanı unutup ayrıntılara,
amacı unutup araçlara takılırlar; takılırız. Tıpkı Muharrem ayını aşure
ziyafeti, Ramazan ı akşama kadar aç susuz kalma ve bayramlarımızı şeker veya et
bayramı olarak algılayıp, buna göre muamele etmemiz gibi. Özüne inememe,
yüzeysel kalma gibi
Oysa Ramazan ne kutlu bir misafirdir kapımızı çalan.
Elleri dolu hediyelerle evimize gelen ve huzur getiren Gelişinde bereket olan,
damla damla rahmet yağdıran hanelerimize. Gelişinde nice faziletler,
mağfiretler olan. Öyle ki, en büyük düşmanımızın eline koluna kilit vuran Öyle
ki, tüm yüklerden kurtulmaya, tüm hatalardan sıyrılmaya, tüm günahlardan
affolunmaya sebep olan Tüm aileyi bir araya toplayan, hayatlarımızı düzene
koyan, sofralarımızın unutulan kıymetini yeniden hatırlatan, midelerimizi
rahatlatan, nefsimizi hesaba çekmeye vesile olan...
Hangi misafir bunca güzel şeyi verebilir ki insana O
halde onu sadece rutin hazırlıklarla karşılamak yakışır mı bize
Evlerimizden önce, yüreklerimizi temizlemeli değil miyiz
Dolaplarımızdan önce, kalbimizi manevi gıdalarla
doldurmalı değil miyiz
Yine mi geldin gibi soğuk ve mat gözlerle bakmayı
bırakıp, sımsıkı kucaklamalı değil miyiz
Günlerin uzunluğundan dert yanmayı bırakıp, daha uzun
süre ibadet edeceğimiz için heyecanlanmalı değil miyiz
Senin için her şeyimizden vazgeçeriz ya Rabb demenin
huzuruyla dolmalı, Senin için yapınca uzun günler kısalır, kavurucu
sıcaklıklar esenlikle azalır diyebilmenin manevi hazzını yaşamalı değil miyiz
Ya da soruyu şöyle soralım: On bir ayın sultanı Ramazan-ı
şerif ile güya esprisini yaptığımız mübarek on bir aylar arasında hiç mi fark
yok
O halde bırakalım artık hazırlıklarımızı. Ashab-ı kiramın
birkaç hurmayla oruç tuttuklarını hatırlayalım ve bizim zaten çoktan sınırı
aştığımızı düşünerek Yeter artık diyelim. Diyelim ve çok az bir zaman
kalmışken biraz da kendimizi hazırlayalım. Kalbimizi ve zihnimizi hazırlayalım
rahmet ve mağfiret ayına.
Rahman a yakınlaşmak için, en büyük düşmanımızın kilit
altında olacağı bu şeytansız hava sahasını fırsat bilelim. Günlük meşgalelerin
içinde O nu unuttuğumuz için af dileyelim. Telafi edelim O nsuz geçen
dakikalarımızı. Onca hatalarımıza rağmen bizi yine ramazana ulaştırdığı için
şükredelim.
En önemlisi de bu ay yapacağımız ibadetlerle farkımızın
fark edileceğinin bilincinde olalım. Uzun ve güneşin kavurduğu günlerde,
üstelik etraftaki cafe ve lokantaların kapanmasını bırakın, yıl geçtikçe
Ramazan da daha da dolu hale gelirken, bizim Allah için oruçlu olmamız, Allah
adına aç susuz kalmamız, O nun rızası için gözümüzü haramdan korumamız,
düşüncelerimizi vesveselerden arındırmamız Yedi kat semalardan bile fark
edilmemizi sağlayacak bir nur kazandıracaktır bize.
Elbette burada ayrımını yapmamız gereken şey, aynı
zamanda zor bir ibadet olan oruca karşı sabır mı yoksa tahammül mü
ettiğimizdir! Zira yüce Rabbimizin bizim ne açlığımıza ne susuzluğumuza
ihtiyacı vardır. O yalnızca takvamıza ve niyetimizin halisliğine bakacaktır.
Evet, Ramazan bereketiyle kapımızı çalan, nice
faziletleriyle evlerimize konuk olan ve mağfiret dolu bir vedayla bizden
ayrılırken derecelerimizi yükselten kutlu bir misafirdir.
Bizi nefsimizin kötü arzularından ve şeytanın
isteklerinden uzaklaştırıp en güzel olana, tek mutlak olana yaklaştıran,
formatlanmış kalplerimizle, temizlenmiş günahlarımızla hayata yepyeni bir sayfa
açtıran bu misafiri, bize yakışır şekilde karşılayalım.
Evlerimizde de, yüreklerimizde de başköşeye oturtalım.
Nasıl büyük manalar ifade ettiğini içimizde hissederek
geçirelim her gününü.
Diri olmaya, uyanık kalmaya gayret gösterelim.
Günün yarısını uykuyla geçirerek büyüklerimizin dediği
gibi orucu uykuya tutturmayalım. Ya da Merkeplerin ayakları bağlansa, yem ve
su verilmese onlar da oruç tutar. sözüne muhatap olmayalım.
Her sahurda rahmetle doymaya, her iftarda mağfiretle
dolmaya niyet edelim ve neticede gerçek bir bayramı, gerçek bir kutlamayı hak
edelim.