Şeytani proje

Abone Ol

İnsanlık tarihi boyunca barışın, adaletin ve birlikte yaşamanın önündeki en büyük engellerden büyüğü; ırkçılıktır. Şeytanın, insan olarak ilk muhatabı olan Âdem peygambere takındığı biyolojik/felsefi/ideolojik tavır: Irkçılık olmuştur. Allah’ın “Âdem’e secde et” emrine “beni ateşten onu topraktan yarattın” ben ondan üstünüm diyerek secde etmeyen şeytan; ırkçılık projesini yürürlüğe koymuştur. 

Semavi dinlerin “üstünlük takvadadır” bilgi ve beyanına rağmen; gücü ellerinde bulunduranlar insanları daha kolay yönetmek ve sömürmek adına ırkçılığı güçlü bir araç olarak kullanmışlardır. İnsan bilimle ilgili birçok ilmi ve bilimsel çalışma/disiplinler sübjektif olarak bu alana kaydırılmıştır. Sosyoloji, Antropoloji, Etnoloji, Tarih ve Filoloji toplumları sevk ve idarede bir araç olarak kullanılmıştır.

Kur’an ırkçılığın şiddet içerikli halini Firavun örneğinde anlatır. Kıpti ırkına mensup olan ve Mısır’da iktidarı elinde tutan Firavun; İsrail oğullarına karşı akıl almaz soykırım, baskı ve ayrımcılık uygulamıştır. “Hatırlayın ki, sizi, Firavun taraftarlarından kurtardık. Çünkü onlar size azabın en kötüsünü reva görüyorlar, yeni doğan erkek çocuklarınızı kesiyorlar, (fenalık için) kızlarınızı hayatta bırakıyorlardı. Aslında o size reva görülenlerde Rabbinizden büyük bir imtihan vardı.” (2/49)

19. ve 20 yy.da ırkçılık/Apartheid bir yönetim tarzında tüm hızıyla varlığını devam ettirmiştir. Irkçılık; bazı ırkların diğerlerinden üstün olduğunu savunan görüş ve inanıştır. Bu ırklara mensup olanlara diğer ırklardaki insanlardan çok ve üstün haklar tanınmasını isteyen siyasal akım; Irkçılık XIX. yüzyılda Fransız Joseph-Arthur de Gobineau ve İngiliz Houston Stewart Chamberlain tarafından bilimsel bir kılıf giydirilmeye çalışılmıştır. Gobineau insan ırkları arasında doğuştan bir takım farklılıkların bulunduğunu, beyaz ırkın üstünlüğünü, beyazlar içinde Ari ırkın en yüksek medeniyet seviyesine eriştiğini savunmuştur. Irkçı yaklaşım Batının genlerinde var olmakla birlikte, asıl ürkütücü olanı Yahudilerde bir inanç halinde varlığını sürdürmesidir. 

İngiltere’nin kurumsallaştırdığı ve ABD’nin sürdürdüğü ırkçı yaklaşım, etnik bilincin uyarılması ve ulus devlet algısının yüceltilmesi; başta İslam coğrafyası olmak üzere yeryüzünde savaşların ve katliamların nedeni olmuştur. Sömürmek ve yönetmek istedikleri tüm coğrafyalarda bir tür toplum mühendisliğini uygulamaya koymuşlardır. Hindistan’da birbi-rinden farklı diller konuşan gruplar yüzyıllardır beraberce yaşamış ve birbirine kaynaşmışlardır. Orada dile dayalı etnik gruplar ancak İngiliz resmi idari taksimlerinden sonra ortaya çıkmıştır. 1948’de Hindistan, dillere göre bölünmüş özel eyaletlere dönüştürüldü ve böylece dilsel çoğunlukça ve azınlık gruplar yaratılmış oldu. Aynı yöntem Afrika’da kabileler arasında da uygulanmıştır.

Uygulanan bu proje sonucunda; Osmanlı hinterlandında üç kıtada Yüzyıllarca beraber yaşamış toplumlar elliye yakın şehir devletçikleri oluşturmuşlardır. Birbirlerini öldüren ve yok sayan topluluklar ve siyasi organizasyonlar haline gelmişlerdir.  Ancak bu şeytani dalga henüz bitmedi özelde İslam coğrafyasında genelde yeryüzünde etkinliğini sürdürmektedir. Türkiye’de bu dalga Kürt ulusalcılığı adı altında yeni bir ivme kazanmıştır. Birçok Müslüman Kürt aydını, ilahiyatçısı, kanaat önderi ve din adamı bu akıma yenik düşmüşlerdir. Bunun bir çıkmaz sokak olduğunu tarih Türklere, Araplara ve Farslara göstermiştir. Sıra Kürtlerde mi

Ortadoğu’da öldürülen çocukların kanları; Batı başkentlerinde viski şişelerinde renk buluyor. Yerel aktörler ise o masalara servis yapıyor; Ulusalcılık/ırkçılık adına…