Bir Müslüman’ın, yeterli şartlara sahip olduğunda, ömründe bir defa hac farizasını yerine getirmesi gerekir.
Haccın iki farzı, on dört vacibi, yirmi sekiz sünneti vardır.
Hac için görevli hocaların gözetiminde bunların hepsi gerçekleştirilir.
Hacılar, bunları bilmeseler de görev yerine getirtilir.
Bu kadar farz, vacip ve sünnet arasından bir tanesi de şeytan taşlamaktır ve vaciptir.
44 tane ibadetin içinden bir tanesi şeytan taşlamaktır.
O da ömrümüzde bir defa yapılır.
Hacdan dönen hacılar, onların yakınları, onları karşılayanlar, yanık yürekle hacıların anlattıklarını dinleyenler, Zemzemlerinden içip yangınlarını söndürmeye çalışanlar!
Şeytan taşlama bitti. Şimdi kulluk yapmaya devam.
İslâm’ın nurunu söndürmek için ellerinden gelen her şeyi yapmaya çalışanlar, şunu gördüler ki, İslam’ın nurunu söndürmek, güneşin doğmasını engellemekten daha zormuş.
Çalışmalarının boşa çıktığını gördüler.
“Bu, Allah’ın indirdiklerini beğenmemeleri sebebiyledir. (Allah) onların amellerini boşa çı-kardı.
Yeryüzünde gezip, daha öncekilerin akıbetinin nasıl olduğuna bakmadılar mı? Allah on-ları yerle bir etti. Bu kâfirler içinde benzerleri vardır.
İşte böyle. Allah, iman edenlerin Mevlâ’sıdır. Kâfirlerin Mevlâ’sı yoktur” (Muhammed süresi ayet 9, 10, 11).
Mesut Yılmaz başbakanlığındaki ANAP-DSP- MHP koalisyonunun 1999’da çıkardığı bir kanunla 12 yaşın altındaki çocukların Kur’an okuması yasaklanmıştı, 15 yaşın altındakilerin hafızlık yapması yasaklanmıştı.
O günlerde İstanbul’daki akrabalarının yanına gelen, üniversite mezunu bir mühendisin altı yaşındaki sevimli kızının okuduğu Kur’an ayetleri ve tecvid kurallarına itinası beni şaşkına çevirmişti.
Birçok imamımızın böylesine tecvide uygun Kur’an okuması mümkin değil.
—Bunu nasıl başardınız? dedim
—Değerli bir hoca hanım görevlendirdik. On kadar evde, beşer çocuktan elli kadar öğrenciye gizlice ders veriyor, dedi.
Yasak günlerinde bir imamımızın yaz kurslarında aleni olarak camide yaş farkı gözetmeden çocuklara ders verirken Milli Eğitim Bakanı Bostancıoğlu’nun müfettişlerinden biri camiye baskın yaptığında küçük çocukları görünce, “Bunlara ne dersi veriyorsun” sorusuna, “Bale dersi veriyorum” dediğini yazmıştım.
Biri filan fabrikanın işçilerine din dersleri veriyor. Öbürü, iş hanlarının yöneticisiyle görüşmüş, iş yerine bir mescit açmışlar hem namaz kıldırıyor, hem de bu kriz günlerinde iş yokken düşünerek deli olmamak için mescide gelip Kur’an öğrenmek isteyenlere dersler veriyor.
Bir diğeri komünizmin zulmünden kurtulan Müslümanların ülkelerine geçmiş orada İslâm’ı öğretiyor ve komünizm zulmünden kapitalizm zulmüne geçmelerini engelliyor.
İşverenler size derim, Sevgili Peygamberimizin, “İşçilerinizin sizin yediğinizden yiyebilecek, giydiğinizden giyebileceği ücreti verdiğiniz gibi onların hayatını düzene koyacak İslâm eğitimini verecek düzenlemeyi de sağlayınız.”
Küçük esnaf, yanı başındaki esnafla çay sohbeti yaparken akşam okuduğun bir ayetin manasını anlatıver. Ve her gün bir ayeti çarşı esnafına kazandırıver.
Öğretmenler, öğrencilerinize İslâm ahlakını kazandırmak için özel gayret gösterin de polisiye suçların artmasını engelleyin.
Milletin canı, malı, namusu, imanın güvenliği altına alınsın.
Özel gayret göstererek din düşmanlığı yapanlarla görüşme, buluşma, bilişme imkânı olanlar da onlara yardım etsinler.
Hâlâ İslam düşmanlığı yapanlara:
“Yaptıklarınız boşa çıkıyor.
Allah’la başa çıkamazsınız.
Bu din Allah’ın dinidir.
Yolundan gittiğiniz bütün kâfirler öldü.
Allah’ın huzuruna gideceksiniz.
O Allah, can boğaza gelmeden önce yapılan tevbeleri kabul edendir” deyin ve gönüllerinden tutarak kin kusmasınlar, din sunsunlar.
“Hocam bunlar kaskatı, yumuşamazlar” demeyin.
Su, sudur. Buz da sudur. Buhar da sudur.
Allah, bizim ağzımızdan, yanan elimizi serinletecek nefes çıkardığı gibi, donan elimizi ısıtacak nefesi de veriyor.
Aramızdan çıkıp giden, buharlaşan insanlarımıza serin nefesler vererek su haline getiririz. Buz gibi olanları da sıcak nefesimizle eritip yine su haline getiririz.
Hizmet etmekten şeytan taşlamaya zamanınız kalmasın.