Gündem

Seyahat ya Resulallah

Seyahat ya Resulallah

Abone Ol

Tebdili mekanda ferahlık vardır derlerdi. İnanırdım. Ne zaman yaşadığım mekandan uzaklaşsam ferahladığımı hissederim. Soluduğum yepyeni hava, içtiğim sular, yediğim şeyler değiştirir beni. Gözümün her zaman alışageldiği renklerin dışında farklı renkler görmek dinlendirir beynimi. Hayat koşuşturmacasının izleri her gün geçtiğimiz sokaklara siner. Küçük ayrıntıları fark edemez insan bazen. Yeni renkleri göremez. Evden çıkış amacın bellidir. Eve dönüş amacın da. Güzellik aramazsın zaten gündelik işlerin peşinde koştururken. Iskaladığın şeyler vardır hayata dair.Daima görebilmeli insan. Baharın geldiğini fark edebilmeli bazen. Yeşillenen dalları, açan çiçekleri görebilmeli. Sonbaharın geldiğini masadaki takvimden değil, sararmış dallardan anlayabilmeli. Çocuklarının büyüdüğünü okul çağı geldiğinde fark etmemeli. Babasının yaşlandığını da fark edebilmeli. Ölümün, hayat kadar yakınımızda olduğunu bilmeli insan. Sadece çalışmak ve para kazanmak için gelmediğimizi bu dünyaya?Yeni yerler görmek rahatlatıyor insanı. Her gün gördüğün yerlerden uzaklaşmak bir süreliğine? Yeni insanlarla tanışmak ve dostluklar kurmak da öyle. Yeni dünyalara açılıyorsun o zaman. Alışılageldik yüzlerin değişmesi, farklı sohbetlerin edilmesi bile ayrı bir dinginlik sağlıyor. Herkesin başka başka dünyası var. Bambaşka beldeleri ziyaret etmek, bambaşka tatlarla tanışmak ve bambaşka dünyalara sahip insanlarla dost olmak kelimelere dökülerek anlatılabilecek şeyler değiller. Yaşamak lazım. Tadı damakta kalan güzelliği orada değil, aksine büyükşehirlere dönünce fark ediyorsun. Birçok şeyin kıymeti o zaman anlaşılıyor. Baştan sona yenilenmiş gibiyim. Yorucu geçen bir senenin tüm yorgunluğunu atmış olarak, taptaze beyinle başlıyorum şimdi hayata. Önümüzdeki yaz nasip olursa daha fazla yer gezme temennisiyle. Yanında özel araba olursa hiç fen olmaz hani.Sıcaktan taşlar eriyorduSon bir buçuk ay içinde 5 Bin 500 km yol gitmişiz. Uzun bir süre otobüse binmemeye karar verdim. Gebze den K.Maraş a, oradan yine karayoluyla Antep, Urfa, Diyarbakır, Batman, Bitlis üzerinden Van a ulaştık. Adı geçen illerden sadece Van dan bahsetmek istiyorum. Çünkü içlerinde bana göre en güzeli orası. Diğer yandan yukarıda saydığım illeri görmeyi ihmal etmedik. Özellikle Urfa da Balıklı Gölü, Bitlis te Veysel Karani Hazretlerinin türbelerini ziyaret etmeden geçemezdik. Güneşin taşları bile erittiği sıcakta çok fazla yollarda oyalanmamanın akıllıca olduğunu düşünerek soluğu Van da aldık. Göl desem inanmazsınızOrtalama sıcaklığın 40 derece olduğu illeri geçip, denizden 1800 metre yükseğe kurulmuş, Van Gölü nün doğal klima gibi serinlettiği Van a girmenin ve serinlemenin ne demek olduğunu bilir misiniz? Tam bir yayla havası var. Bütün Türkiye nin sıcaktan kavrulduğu bir anda Van şehri sanki ilkbaharı yaşıyor. Göl, Allahu Tealanın bir lütfu. Hem serinlik kaynağı hem de yeşillik. Her ne kadar suyu tarımda ve şehir şebekesinde kullanılamasa da, ortama kattığı nem, çevresini yeşertmeye yetiyor.Van ve Bitlis e kıyısı var Göl ün. Göl dediğime bakmayın. Yöre halkı ona deniz diyor. Bir yandan haklılar. Çünkü gözünü kapatıp birini sahile getirseniz oranın göl olduğuna dünyada inandıramazsınız. Yaşar Kemal "Dünyanın en güzel mavisi, Van Gölü nün mavisidir" diyor. Gerçekten öyle. Seyrine doyum olmuyor.Yöre insanını tebrik etmek lazım. Gölde zerre kadar kirlilik yok. Tertemiz muhafaza etmişler. Yani kimse kalkıp da (Beyşehir Gölünde olduğu gibi) göle kanalizasyon bağlama sivriliğini göstermemiş. Yukarıdan bakıldığında suyun içinde taşları teker teker sayabiliyorsunuz. Her yer masmavi. Allahım, inanılmaz bir şey. Gözlerimize harika bir ziyafet çekiyoruz. Gölün suyu tuzlu ve sodalı. Hiç bir canlı yaşamıyor. Ama suya girmek mümkün. Yüzmek mümkün değil. Eğer sudan yanlışlıkla yutarsanız mideniz kalkabilir. Tadı hoş değil. Diğer bir neden ise, herhalde sodalı olmasından kaynaklanıyor, birkaç kulaç attığınızda nefesiniz kesiliveriyor. Vücudunuzda aşırı yorgunluk hissediyorsunuz. Tek ben değil, ekibimizdeki herkes bu sıkıştırmayı hissetti. (Güzel ülkemizin başka yerlerini gezen ekipleri gazetemizde okuyoruz kimi zaman. Yüzme bilmeyen arkadaşların derelerden göllerden geçerken sadece seyretmekle yetindiklerini görünce acıyoruz. İnsan bir girip serinlemez mi? Bizim arkadaşlarımızın hepsi yüzme biliyor. İki ekip arasındaki farkı özellikle belirtmek isterim!) Yalnızca girip serinlemenizi tavsiye ediyorum. Çıktığınızda ise vücudunuzu sanki ine bir yağ tabakası kaplıyor. Derhal tatlı suyla yıkanmanız gerek. Yoksa güneş altında kalırsanız, derinizin dökülmesine neden oluyor. Gezimize en önce Gevaş ilçesinden başladık. Öğle namazlarımızı yakın zamana kadar ahır olarak kullanılan İzzettin Şir Camii nde kılıp doğruca tepeye vardık. Öyle bir tepe ki hem yukarıdan Gevaş ı görüyor hem de Van Gölü nü. İnsanın ayrılıp gidesi gelmiyor. İlçede, göl canavarıyla hatıra fotoğrafı çektirip kısa bir şehir turu attık. Bildiğiniz küçük bir Anadolu kasabası.Biraz tuz, biraz da sodaGevaş ta fazla oyalanmadan doğruca sahile iniyoruz. Küçük teknelerle Akdamar adasına yolcu taşınıyor. Atlıyoruz birine. Yolculuk yaklaşık 20 dakika sürüyor. Yol boyunca hafif hafif esen rüzgar ve tuzlu suyun kokusu üstümdeki tüm stresi alıp götürüyor. Akdamar küçücük sempatik bir ada. İçimden ?Keşişler tam da kilise yapacak yeri bulmuşlar hani diye geçirmeden edemiyorum. Ada badem ağaçlarıyla dolu. Hıristiyanlıkta kutsalmış. En kısa zamanda neden kutsal olduğunu öğreneceğim. Rehberimiz Süleyman dan öğrenemedik. Kendisine herhangi bir şeyle ilgili, mesela Kilisenin neden buraya yapıldığı gibi, soru sorduğumuzda aldığımız cevap aynı oldu: "Göl, tuzlu ve sodalı". ? "Ya, badem ağaçları?.?" ? "Göl, tuzlu ve sodalı?Ondan?" ? "Kardeş, sen iyi misin?"? "Sodalı, sodalı?Biraz da tuzlu tabi?"? "Kaçak benzin dedikleri ne iş, Süleyman?" diye sordum.Bütün ekip hep bir ağızdan:? "Abi, su sodalı, biraz da tuzlu?Ondandır?" Kahkahalar?Neyse, Süleyman ı sodasıyla ve biraz da tuzuyla baş başa bırakıp gezimize devam edelim. Akdamar adası cennet gibi bir yer. Buraya başlı başına zaman ayırıp gelmeli. Piknik ve kafa dinlemek için. Muhteşem manzarası büyülüyor insanı. Yeşilin maviyle buluşması o kadar hoş ki. İçimde birazcık şairlik olsaydı, ne şiirler yazardım burada. Ayrılmak istemiyor insan. İstemeye istemeye biniyoruz tekne ve geri dönüyoruz. Tabii ki bir bardak çay içtikten sonra.Malatya mı, Malta mı?Dönüş yolunda karavanlarıyla gezen turist kafilesine rastlıyoruz. Neredeyse 10 tane karavan arka arkaya dizilmişler güzel memleketimizi geziyorlar. İstediğin yerde dur, istediğin yerde yat. Yer bedava, su bedava. Hele bir de Anadolu köyüne yolun düştüyse ekmek de bedava. Merak ediyorum doğrusu, milyarlarca lira para harcayıp neden Avrupa ya Afrika ya tatile gider insanlar? Neden kendi yurdundaki güzellikleri görmezden gelirler? Kendi bahçende olanları bir toplamaya kalksan yetiştiremezsin. Ama elin bahçesi daha tatlı geliyor galiba. Tatilimizi "Van da geçirdik" dese havası olmayacak. "Tatilde Mayorka daydık" dedin mi, havadan geçilmez. Son derece ciddi olarak söylüyorum bir Van, bir Elazığ, Trabzon, Amasya, Kastamonu ve Karabük Mayorka ya beş basar. Atla arabana, gez Türkiye yi. Bakalım ömrün yetecek mi? Bakalım gözün başka yeri görebilecek mi? Yolun Erzurum a, Erzincan a, Van a, Malatya ya düşsün de gör insanlığı orada. Büyükşehirlerde kaybettiğimiz güzellikleri bul da, gör gerçek hayatın ne demek olduğunu. İçtenliğin, güleryüzün ne kadar tatlı olduğunu?. Misafirperverliğin ne demek olduğunu anla. Dostlukların ve sohbetlerin ne kadar güzel yaşandığını gör. Yaşamanın sadece ekmek parası peşinde koşmak olmadığını anla.Çok güzel insanlarla tanıştık. Çok güzel insanlara misafir olduk. Allah hepsinden razı olsun. Doğusu Batısı fark etmiyor. Anadolu insanı her yerde aynı. Dağı, taşı, denizi ve toprağı geçtim. Sadece insanlarla tanışmak ve beraber çay içip yarenlik etmek için bile Anadolu yu baştan aşağı gezmeye değer. Bir tane karavan mı alsak, ne yapsak?Van dedin mi kahvaltı gelir aklaGelelim biraz da midemizi ilgilendiren şeylere. Van ın havası ve suyu çok güzel. Doyum olmuyor. Lakin ekmeği için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Somun ekmeği bence 3 bin yıllık geçmişi olan bu şehre yakışmıyor. Hiç gücenmeye gerek yok. Valilik veya Belediyenin öncülüğünde Karadeniz den ekmek ustaları getirtip kaliteli ekmek çıkartmak lazım. Hem de biran evvel. Van da ilginç kahvaltı kültürü var. Çarşıda bir çok kahvaltı salonu mevcut. Ailecek çıkıp kahvaltınızı salonların birinde edebilirsiniz. Diğer yörelerden farklı olarak böyle bir kahvaltı kültürünün oluşmasının nedeni, kahvaltılıkların çeşit açısından zengin olması. Mesela Van dışında hiçbir yerde bulamayacağınız cacık var. Süzme yoğurdun içine salatalık ve dere otu (zannediyorum) karıştırıp tereyağıyla yeniyor. Esnafın bir numaralı kahvaltısıymış. Yanına sıcak pideyi unutmayın sakın. Yine duymuşsunuzdur, otlu peynir var. Kaymak ve bal var. Yöresel kavut, murtuğa ve beyaz kaşarı da ekleyelim. Daha ne olsun. Fevkalade bir kahvaltı. Akşama kadar acıkmazsınız. Harika bir tarifYeri gelmişken Van da öğrendiğim kahvaltılık yumurta tarifini vermeden geçemeyeceğim. Yemek işinden biraz anlarım çünkü. Mutfakta yeni şeyleri denemeyi severim. Önce bir miktar tereyağını tavada eritiyoruz. Sonra üzerine iki çorba kaşığı un döküyoruz. Unlar esmerleşinceye kadar kavuruyoruz. Ama tavada bir miktar yağ kalmalı. Ardından üzerine 3-4 tane yumurta kırıyoruz. Karıştırarak pişmesini sağlıyoruz. Tuzunu atıp sofraya getiriyoruz. Afiyet olsun. Gerçekten de afiyet oluyor. Şunu da hatırlatayım, bu tarifi kışın deneyin. Yazın ağır kaçabilir.Gelelim kaçak benzin işine. Benim aklım ermedi. Eğer bir şeyin adı ?kaçak ise, alıp satımı biraz gizli olur. Kaçak göçek işlerdir yani. Van daki kaçak petrolün sadece adı kalmış. Aynı kaçak çay gibi. Önce kaçaktı, şimdi marketlerde satılıyor. Kimse Seylan çayı demiyor. Onun adı kaçak çay. Bir bakkalın önünde durduk. Bakkaldan benzin aldık!!! Daha sonra yol üstünde bahçeli bir evin önünde durduk. Yine benzin aldık. Sade biz değil, sanki trafikteki bütün araçlar aynı şekilde yakıt kullanıyor. Peki herkesin bildiği bir şey gizli midir? Herkesin kullandığı ve mahalledeki çocukların bile bildiği şeyin adı neden kaçak? Sadece yakıt değil, şeker ve yağ gibi çoğu temel ihtiyaç malzemesi İran dan kaçak geliyormuş. Pes vallahi.Atatürk Üniversitesi ni kazandığımda Erzurum a giderken Konya ya uğramıştım. Konya nın reklamı çok yapıldığı için modern bir şehir görüntüsüne hazırlıklı olarak gittim. Şaşırmadım doğrusu. Çok güzel bir yerdi. Asıl şaşkınlığım Kayseri yi görünce oldu. O yaşına kadar Ankara dan öteye geçmemiş biri olarak Kayseri ye hazırlıksız yakalanmıştım. Anadolu nun ortasında gelişmiş bir şehir. Vay be. Benim o günkü durumumda olan milyonlarca insan var. Şehirleşmeyi sadece üç büyük ilden ibaret sayan, doğu ve güneydoğuyu hala 1950 li yıllarda yaşıyor zanneden bir sürü insan. Gerçek öyle değil tabii. Gidin bir Antep i ve Maraş ı görün. Malatya yı ve Elazığ ı gezin. Ön yargılarınızın yerle bir olduğunu göreceksiniz. Anadolu gerçekten çok güzel.Tüm bu güzellikleri görmemizi sağlayan Süleyman kardeşimize teşekkürlerimi sunuyorum.