Sevri biz unuttuk ama

Abone Ol

Tuğla kalınlığında bir Stratejik Derinlik analizi yapmadan doğrudan soralım. Biri zalim diğeri mazlum iki ülke nasıl olur da müttefik olabilir Biri katil, diğeri mağdur iki ülke nasıl olur da stratejik ortaklık yapabilir Bir emperyalist ülkeyle bir “hedef” ülke nasıl olur da ittifak edebilir, aynı çıkarların peşinden gidebilir Emperyalizmin kalesi ABD ile Türkiye nasıl olur da aynı çıkarlar uğruna stratejik müttefiklik, model ortaklık, yakın çalışma arkadaşlığı, aynı savaş koalisyonunun üyesi olabilirler!

Mazlumların sesi, kimsesizlerin kimi olma iddiasındaki Türkiye’nin, İslam coğrafyası başta olmak üzere tüm mazlum coğrafyaların bir numaralı emperyalisti ABD ile aynı potada eriyebilmesi eşyanın tabiatına aykırı değil mi Zalimlere karşı hakkın sesi olduğunu iddia edenlerin bir numaralı zalime ses bile edememelerini nereye koymalı acaba Aynı şekilde muhafazakar ve mütedeyyin kesimin bu işbirliğine ses edemeden “dostlar alışverişte görsün” misali bir ABD aleyhtarlığı pozuna soyunmaları bile bu manasız ittifakın neticesi değil midir aslında

İslam coğrafyası üstünde Büyük Ortadoğu Projesi veya İslami Yeşil Kuşak şeklinde özetlenen ve Afganistan’ın işgaliyle başlayan bir hareket planına sahip emperyalist ABD, bu bağlamdaki hedeflerinden birisi olan Türkiye’yi nasıl bu kadar efsunlayabiliyor İslam coğrafyası içindeki en ufak bir yakınlaşmayı bile en başta İsrail’in güvenliği olmak üzere kendi çıkarlarına aykırı bulan ABD, maalesef ne yapıp edip İslam alemini birbirine kırdırmayı da başarıyor. Maalesef, İslam alemi siyasi ihtilaf ve kargaşadan mezhep çatışmasına kadar her türden belayla karşı karşıya bu sebepten.

Bugünkü manzara, bir kez daha Erbakan Hoca’nın emperyalizmin planlarını, Ortadoğu ve İslam aleminin manzarasını ne kadar da doğru okuduğunu gösteriyor. Ortadoğu coğrafyası ve İslam ülkeleri, 1. Dünya Savaşı sonrasında öyle bir dizayn edildi ki, Sevr’in tatbik edilememesi nedeniyle bir yönüyle yarım kalan hesaplar günü gelince rahatlıkla görülebilsin. Ortadoğu’da oluşturulan yapay devletlerin en ufak bir sallantıda bölünmesi ve bunun bir domino etkisine neden olmasını hesaba katmayan politikaların fiyaskoyla sonuçlanması kaçınılmazdır bu coğrafyada.

Bir kenara 11 aylık Refahyol hükümetinin D-8 gibi bir İslam ülkeleri birlikteliğini koyalım, diğer tarafa ise en ufak meselelerde bile emperyalizmin istediği şekilde bir karşıtlık politikası güden bugünün Türkiyesini… Emperyalizmin İslam coğrafyasını hallaç pamuğu gibi attığı ve BOP’un açıkça işlediği bugünlerde bile mezhep çatışmalarından siyasi ihtilaflara kadar Müslüman ülkeler birbirlerine düşmanlık besleyecek birçok meseleye takılıp duruyor. Emperyalizm ve onun şımarık çocuğu İsrail’i bile daha az tehlikeli bulan bir zihniyet, İslam ülkelerinde görülüyor artık. Celladına aşık olanlar var demek.

Foreign Policy dergisinde Nick Danforth’un yazısının başlığındaki “Sykes-Picot’u unutun. Bugünkü Ortadoğu’yu açıklayan Sevr Anlaşması’dır” ifadesi, Batı’nın bu coğrafyaya bakışının adeta bir özeti. Yazı tam olarak o minvalde değil ama 100 sene önce yarım kalan hesabı hala unutmadıklarını göstermesi açısından önemli.

Sevr Anlaşması’nı hiç konuşmayıp hababam Lozan’ı kötüleyen bizim muhafazakarlar, bu vesileyle hem ABD’yle nasıl olup da aynı çıkarlara sahip olabildiklerini, hem de Sevr bağlamında bu bölgede dönen dolapları bir düşünürler belki.