Sevmek mi, üzülmek mi, özlemek mi?

Abone Ol

Hayat kendine iyi tutunamayanları ağlatır, sızlatır ve

perişan eder. Bu dramatik duyuş iyi veya iyiye yakın hedef belirleyemeyenler

için nihai bir çözülmedir.

Yaşadığımız topraklar biraz doğudan biraz batıdan bizlere

bir yaşayış sunuyor. Buna mukabil ortada kalmış şaşkın ve avarelikleri de

gözlerimizin önüne getiriyor ki bu tasvir bizlere bir bakıma ne doğu, ne de

batı dedirtiyor. Fakat netice itibariyle kökü eskimiş günlerden bugüne gelen

birçok medeniyetin kültürel izleğinde etkilerini yaşatıyor. Böylelikle iki

arada bir derede kalınmış da olsa kültürel bir benzeşmeyle hayat devam ediyor.

Sevinçleriyle, hüzünleriyle ve acılarıyla...

İnsanoğlu aklı ermeye başladığı andan itibaren iyi bir

hayatı tahayyül eder. Bunun gayretini güder, çabası içinde olur.

Yerine göre azimlidir. Performansı üst seviyededir.

Başarıya ulaşmak için her yolu dener. Büyük mücadeleler sergiler. Başarılar da

elde edebilir. Ancak her zaman işler tıkır tıkır yolunda gitmez. Umutlarla dolu

hayat yolu mayınlarla döşelidir. Mayınlardan kurtulursunuz da ayağınıza bir

diken batar ayağınızı kanatır. Kanattığı bir şey değil de ayağınıza batan bu

dikenler yüreğinize de batar.

Kalbiniz acır.

Mükerrem yaratılan insanlar iyi okuyanlar için çok iyi

bir kitaptır.

Okumasını bilene

Allah insanları halketmiş, doğru yolda yürümesini

istemiş. Kimi doğru, kimi eğri yollara tevessül etmiştir.

Allah insanların bir birlerini sevmelerini; kardeş

olmalarını istemiştir. Ancak insanlardan azanlar olmuş, uyarılara rağmen yine

bildiğini okumuştur. Yani ne ekersen onu biçersin mantığı her zaman egemen

olmuştur.

İnsanın insana ettiğini hayvanlar etmiyor.

Bazı insanlar hayvanlardan daha da vahşi bir duruma

gelebiliyor.

Sadece fikirler değil hisler de kayboluyor. Çok basit

vakalarda ne cahillikler yaşanıyor.

İnsanın insanlığını kaybetmesi esef vericidir, üzüntü ve

tedirgin edicidir.

Toplum bir çıkmaza doğru sürükleniyor. Buhranları

yaşıyor.

Hep kaybedenlerin tarafında olmak, daima mağlup duruma

düşmek hayatı zora sokuyor. Yolunda giden işler bir de bakmışsınız ki sarpa

sarmış ve aileler parçalanmaya başlamış.

İnançlar zaafa uğradığında, sevgiler azaldığında

problemler de başlıyor. En basit davranışlarda tahammülsüzlükler başlıyor.

İlişkiler zayıflıyor ve kopuyor.

Parçalanan hayatlar toplum hayatını düşünen abidler için

ne kadar da üzüntü ve kaygı verici bir durumdur.

 Üzülürsünüz ama

elinizden bir şeyler gelmez. Hep geçmişe gidersiniz. İyi günleri, mutlulukla

dolu günleri özlersiniz. Ama o günler bir daha gelir mi bilinmez.

Hayatın tekrarı yok. Fırsatlar her zaman ele geçmez. İyi

kurulamayan hayat yüzlere tebessümler kondurmaz bir kere.

Hayata yeni tutunmaya çalışan bir insanı görürsünüz ve o

insan günün birinde gözlerinizin önünden kayıp da giderse ne kadar da

üzülürsünüz.

İnsan ne ederse kendine eder demiştik ya Kendi

hayatlarını zehretmeleri yetmiyor bir de başkalarının hayatlarını karartıyorlar

ne çare ki!

Hatırladığımda yüreğimi acıtan bir küçük hikâyeyi

aktarmak istiyorum.

Yeni evlenmiş iki öğretmen bir birleriyle çok iyi

anlaşıyorlar. Sessizler. Sakin, mutlu bir hayat sürüyorlar. Gözlerinde ve

yüreklerinde yaşamanın sevinci hâkimdir. Hayata öyle güzel tutunmuşlar ki Ne

söylense azdır insanı imrendiren hayatları için. Mesleklerinde idealist bir

görüntüleri var. Tasarruf ettikleri paracıklarıyla bir taksi alıyorlar. Sürücü

kursuna gidiyorlar. Ehliyet alacaklar, Kendi araçlarına gönül rahatlınca

binecekler Ehliyette alıyorlar nitekim.

Bir bayram dönüşü görev yaptıkları yere gelirken trafik

kazası oluyor. Hayat dolu öğretmenlerden biri olay yerinde can veriyor. Ölen

öğretmenin kocası ise hafif sıyrıklarla atlatıyor kazayı.

Acı olay kısa sürede duyuluyor. Öğretmenlerin aileleri

memleketlerinden kalkıp geliyorlar. Araya husumet giriyor. Hayatta kalan

öğretmene dava açılacak araya girenler durumu önlüyor. Vefat eden öğretmenin

ailesi damatlarına kötü davranışlarda bulunarak kızlarının ölümüne sebep

olduğunu ileri sürüyor. Kızlarının eşyalarına el koyuyorlar, ne var ne yok

eşyaları, birikimleri alarak memleketlerine gidiyorlar.

Hayatta kalan öğretmen ne yapsın

Hangi acıya yansın

Olanlar karşısında sükût ediyor. Yarası büyük; kaybettiği

eşi ve dahası eşinin ailesinin tavır ve davranışları. Tayin istiyor ve

yüreğindeki acılarla başka bir yere gidiyor.

Görev yaptığı, adımlarını attığı her yer anılarla dolacak

ve o anılar acıları barındıracaktır.

***

İnsanlar bir birlerini iyi tanımadıkları sürece güven

duymazlar. Güven duymadıkları için de çoğu zaman yaptıkları hatanın da farkında

olmazlar.