İsim önemli değil, devletin en tepesindeki zat, her yönüyle baştır. Yani reistir. Reis, baş demektir, lider demektir. Cumhurun lideri demektir. Baş komutan, baş öğretmen, her şeyden maada Emir-el Mü’minin demektir.
Bir reis, görevinin mahiyetini iyi bilmelidir. Attığı adımının nereye bastığını net olarak görmelidir. Üslubunu iyi ayarlamalıdır. Her kesime sevecen ve merhametle yaklaşmalıdır. Adil olmalıdır. Bireyler arasında adaleti tesis etmelidir.
Bir başöğretmen üslubunu bozarsa, milletinin üslubu da bozulur. Üslup bozulursa seviye düşer. Seviye düşerse insanlar birbirlerine düşer. Toplumsal kutuplaşma ve kaos başlar. Bu ekonomiye yansır, hukuka yansır, sosyal hayata yansır. Huzur bozulur, herkesin ağzının tadı kaçar.
Baş öğretmenin üslubu bozulursa, beraberinde yalan gelir, dün söylediğini bugün yalanlar. Yani yalancı konuma düşer. Arkasından sürükledikleri de aynı psikolojiye sahip olur. Herkes, top yekun yalancı bir hayata kendini mahkum eder.
Yalancı bir reis aynı zamanda zalim bir devlet reisi olmuş olur. Avamın yalan söylemesi tövbe ile af olabilir ama reisin yalan söylemesi kul hakkına girer. O nedenledir ki reise yalan söylemek diğer bir adıyla takiyye yasaklanmıştır.
Takiyye yapanı Yüce Allah, münafıklık hastalığına yakalanmış olarak itham ediyor ve ‘Onlar içlerine gizlediklerine bir gün pişman olacaklar’ diyor. (Sure-i Maide-Ayet 51,52)
Takiyye yapan önce kendisini aldatmıştır, sonra raiyatındakileri. Haşa Allah’ı da kandıracak değil ya! O sadece kendini kandırmış olmaz, başkaları tarafından da sürekli kandırılır. Yani kandıran, kandırılır. Yani okkalı kazığı yer ama esas zararı reisi olduklarına dokunur.
Yüce Allah, hepiniz çobansınız, raiyatınızdakilerden sorumlusunuz buyuruyor. Aile reisi ailesinden, cumhurun reisi cumhurundan sorumludur. Reis aynı zamanda baş çobandır. Burada çoban kelimesi teşbihtir.
Bugün sosyal medya, bozuk üslubun, seviyesiz siyasetin, bağlı olarak dedikodunun, gıybetin adeta kazanı durumuna gelmiş. Söven sövene, geren gerene... hakaretler, küfürler, ithamlar gırla gidiyor.
Bugün siyasi tarafgirlikteki seviyesizlik, (tenzihen) futboldaki tarafgirlikteki seviyesizliği geçmiş durumda. Bu denli üslup bozukluğu geçmişte yoktu. Herkes birbirinin hasmı olmuş adeta. Herkes birbirine (tabirimi mazur görünüz) diş gösteriyor adeta. Halbuki tatlı bir rekabet gerek.
Seviyesiz üslup, insanlara kulluk vazifesini de geri planda bıraktırıyor. İnsanlar, tebliğlere de kulak tıkıyor. Şunlar, şunlar haramdır. Mesela: “Faiz alan, veren, buna vesile olan Allah ve resulüne savaş açmıştır” desen, alacağın peşin cevap, “Eskiden de vardı, düzen onu gerektiriyor” vs oluyor.
Demem o ki eğer toplumsal huzur istiyorsak, (ki istediğimizi düşünüyorum) bir defa başta devlet reisi olmak üzere herkes öncelikle üslubunu düzeltmelidir. Birbirimize karşı saygılı olmalı ve saygıyı ifade eden cümleler kurmalıyız.
Üslup bozukluğu yalanı getirir demiştik. Yalan ise en büyük günahlardan bir tanesidir. Hatta en büyüğü. Bundan vaz geçersek, hayat bambaşka olur. Maddi ve manevi kalkınmanın başında samimiyet gelir. Samimiyet ise dürüstlüğün meyvesidir. Dürüstlük demek yalanın dolanın olmaması demektir.
Öncelikle reis, samimi bir niyetle, nefsine gem vuracak, cüz-i iradesiyle kararını verecek. Bundan sonra güzel bir üslup kullanacak. Görün o zaman toplumda nasıl bir düzelme oluyor ve beraberinde maddi ve manevi kalkınma nasıl geliyor.
Dua eder, dua bekleriz...