Sevgililer Günü yalnızlığı

Abone Ol

Hiç aklımıza gelmeyen bir noktadan çekim yapıyor

üniversiteli genç kız.

O gün arkadaşlarımla birlikte annesinde toplanmışız.

Eski komşular.

Annelerimiz, yeni bir dünyaya doğmuş.

Aramızdan ayrılmışlar.

Bizler annelerimizin komşu kızları, o eski çocukluk

günlerini, gençlik demlerini bir daha yaşamak istercesine her ay bu toplantıyı

kaçırmamaya çalışmaktayız.

Üçüncü nesilden Ayşe o gün kırık dökük geldi.

Aklı başında bir çocuk, dersleri çok iyi, hatta kültürünü,

dinini yaşayan bir genç kız.

Burnundan solumakta.

Annesinin kucağına başını uzattı.

Biz annelerin pek de gündeminde olmayan konuyu anlatmaya

başladı:

“Bugün 14 Şubat ya.

Okulda öğrenciler derslere bile girmediler.

Biz yalnızlar, birkaç kişi ders işledik.

Fakültede oğlanların elinde bir gül, sevgililerine

sırıtmaktalar.

Hediyelerini alan kızlar mutlu.

Yemekhanede masalarda kırmızı güller.

Bu gülleri alan kızlar alamayanlara bir hegemonya kurmuş

edasıyla tepeden bakmakta.

Ya da arduvaz renkli kolyelerini gürültü ile takanlar.

Elleri boş olan kızlar mahzun.

Ne ya bu.

Bu lümpenlik.

Bugün kendimi çok yalnız hissettim.

Daha doğrusu çok kötü bir gündü.”

Vahşi kapitalizmin istediği de bu.

İnsanların kendilerini yalnız, mutsuz, kimsesiz, sevgilisiz

hissetmesini sağlamak.

Bunda da başarılı olmaktalar.

“Onun flörtü var, benim neden olmasın” anlayışını empoze

etmekteler.

Sonuçta hiç denk olmayan, ruhen birbirlerine uymayan

gençler, bir arkadaşlık yakınlaşma girdabına sürüklenebilmekte.

“Sevgililer Günü”nün bir diğer trajedisi de en fazla ayrılık

bu günde olmakta imiş.

Birbirlerini çok idealize eden çiftler, bu günde demek eksik

ve kusurların farkına varmakta imiş.

Kızların cephesi yalnızlık dayatması ile çevrili de.

Delikanlılar için de benzer bir olgu yaşanmıyor değil.

Her sokakta, köşe başında güllü oğlanları gören liseli

gençler de pek tabii bu sevgili oyununa merak sarmaktalar.

Sahici sevgiler de değil, sanal deryalara açılanlar, ya da

sırf sevgili olsun diye yanlış kişilerle beraber olanlar.

Yalnız haksızlık etmeyelim.

Aklı başında gençler de yok değil.

Böyle köşe başlarında senenin kurmaca o günü ellerinde

güllerle bekleyen hemcinslerini gördüklerinde kıs kıs gülmekteler.

Bunlar gibi aynı tornadan çıkmak mı, asla, demekteler.

Sevginin kapitalist tüccarların satmaya uğraştığı incik

boncukla değil de gerçekten yürek işi olduğunun idrakinde olan nesil de az

değil.

Ki bu kutlu nesil, sevdiğini nasıl özenle korumaya

çalışmakta.

Eline satılık bir gül vermeye bile aklı çıkarak.

Aşk ve sevgi aslında ne kadar soylu, kutlu kavramlar.

Ama her şeyin içi öylesine acımasızca boşaltıldı ki, bir

anlık arzuların ismi bile aşk olarak ilan edilince işler karıştı.

Sevgi gibi tertemiz kavramlar öylesine hormonlu bir

sevimsizliğe dönüştü ki artık devasa bir sevgi mezadında; insanlar çaresiz,

sevgiler satın almaya mecbur bırakılmakta.

Ya da bir tiyatro oynamaktalar.

Kendilerinin de inanmadığı roller çalmaktalar.

14 Şubat; putperest tesellisi.

O gün Ayşe’ye anlatmaya çalıştım.

“Biliyorum tüm bunları ama yine de ben ve arkadaşlarım

kendimizi çok kötü hissettik” dedi.