“Çocukluk yıllarımla ilgili genel bir değerlendirme yapayım. Ortaokul yıllarında her yaz tatilinde Erzincan’ın yerel bir el sanatı olan bakır el işlemeciliğinde çalıştım. Çırak olarak başladığım bakır işlemeciliğini halen sürdürmekteyim. Çalıştığım işyeri, benim ve arkadaşlarım için aynı zamanda bir ‘mektep’ti. Ustamızdan dinlediğimiz hikâyeler, kıssalar bizi hayata bağlamıştı. Bakır işleme çıraklığından önce bir terzi dükkânında hiçbir ücret almadan çıraklık da yapmıştım.
Babam bir sanat öğrenmem adına beni terziye çırak olarak vermişti. Sabahın bereketi inancıyla, sabah namazı açılan işyerinin, toprak zeminini sular, süpürür, temizlerdim. Müşterilerin getirdiği palto, pantolon, gömlekleri dikiş yerlerinden sökerek, kumaşı ters çeviriyor, onları bir anlamda yeniliyorduk. O yıllar, hayatın maddî sıkıntılarını göğüsleyen, onu aşan, sevgi, saygı, vefa, sabır gibi değerlerle mutluluğu paylaşan güzel insanlarla birlikte bana hayatı tanıma fırsatı vermiş. Bunu şimdi çok daha iyi anlıyorum…”
***
Bu cümleler 22 Şubat 2010 tarihinde ebediyete uğurladığımız merhum Rıfkı Kaymaz’a ait…
Bu ülkenin önemli bir değeri idi, Rıfkı bey…
Yetiştirdiği binlerce öğrencinin ötesinde hâl ve tavırları ile çevresine örnek olan derviş ruhlu bir edebiyatçı-yazar-eğitimci ve şairdi.
Benim de İmam Hatip Lisesi’nde edebiyat öğretmenim idi. Ama bir edebiyat öğretmeninden ziyade, üniversite yılları ve sonrasında da bir ağabey ve sahip çıkanımızdı. Bizi iyiye, güzele, doğruya yönlendirendi…
Öğrencileri Rıfkı beyi hiç ama hiç unutmadı, unutamadı. Öğrencilerinden biri olan İstanbul Valisi Vasip Şahin beyle ne zaman karşılaşsak ilk cümlelerinden biri Rıfkı Kaymaz üzerine olur.
Diğer öğrencileri üzerinde de derin izler bırakan, adam gibi adamdı Rıfkı bey…
Çocuk edebiyatı üzerinde hassasiyetle durdu, yıllarca. Kitaplar yazdı, yazılar ve şiirler kaleme aldı çocuklarla ilgili.
Üniversite yıllarımda benim de Yayın Kurulu’nda yer aldığım Kültür Sanat dergisi, birçok genç yazara okul oldu.
***
Rıfkı Bey, son olarak Anadolu Gençlik Derneği (AGD) Genç İstikbal dergisi Yayın Kurulu Başdanışmanı olarak görev yapmaktaydı.
Rahmet diliyorum…
ONA BAKINCA EDEP VE YÜKSEK BİR TEVAZU AHLÂKI GÖRÜRDÜNÜZ
* “Kader bizi onunla Ankara’da çeşitli kültür mahfillerinde karşılaştırdı.
Geçtiğimiz mekânlarda buluşturdu...
O’nu hep bir gayret ve şöhretten kaçan, tevazu içinde bulduk…
Samimi bir kardeş ilişkimiz oldu.
Yakın değildik...
Ama uzak, hiç değildik…
Sanki çok yakındık…
O’ndan bir kitap ile kütüphanemizi süsleyen bakır üzerine hat yazısı, kaldı yadigâr… Allah, gani gani rahmet eylesin...” (NECATİ ÇAVDAR)
* “Rahmetli dayım Rıfkı Kaymaz, Allah’ın veli kullarından birisiydi bence. En samimi arkadaşı bendim Rıfkı’nın, bu yüzden onu çok iyi tanırdım. Sedat’la (Yenigün) on-on beş yıl geçirdiyse benimle kırk yıl geçirmiştir. O kadar onurlu, o kadar izzetli, o kadar becerikli bir insandı ki anlatılmaz. Hiç kendisini göstermezdi. Çok mütevaziydi.
Aslında bu özelliği de babasından geliyordu. Babası kim? Dedem Salih Kaymaz. Allah’ın bazı kulları var ki bunlar bir hazine gibidirler, ama gözükmezler. Dedem de öyle bir insandı. Çok büyük bir âlimdi, ama başka bir şehre gittiği zaman o kadar sıradan bir insan olurdu ki tahmin edemezsiniz. Birisi ona ağır bir laf söylese bile kusuruma bakma derdi. Yakından tanıyanlar ona o kadar saygı gösterirdi ki zannedersiniz ki büyük bir padişah geçiyor.
Rıfkı Kaymaz polis kolejinde öğretmenlik yaptı. Sonra polis akademisine geçti. Akademiden mezun olan polisler, emniyet müdürleri, birtakım rütbeli insanlar Rıfkı Kaymaz’ı gördükleri zaman inanılmaz bir saygı gösterirlerdi. Hâlâ kabrini ziyaret edip dua ederler. Çünkü onun polis akademisindeki İslâmîleştirme çabalarını unutmalarına imkân yok. O nesil, Rıfkı’nın gayretli çalışmaları sayesinde Allah, Kur’ân, peygamber, âhiret, helal, haram kavramlarını duydular. Öylece İslâm’la tanıştılar. Zaten cenazesinde binlerce polis vardı.
Ona bakınca edep ve yüksek bir tevazu ahlâkı görürdünüz. Tevazunun heykeli dikilseydi Rıfkı’nın heykeli dikilirdi. Bu yönüyle hepimizden öndeydi.
Rıfkı Kaymaz, Sedat Yenigün, Bahattin Yıldız isteselerdi zengin hem de çok zengin olabilirlerdi. Çok rahat danışmanlık yapabilir, siyasete girebilir, makam mevkii peşinde koşturabilirlerdi.
Baktıkları zaman, biraz iletişim kurdukları zaman insanlar ondan kopamazlar artık. Rıfkı’nın öğrencileri gerçekten öyledir. Gözlerinde mıknatıs vardır dediğim şey sanki imanla ilgili bir durum. Allah onların kalplerine öyle bir güç veriyor ki, baktıkları zaman Allah’ın nuru ile bakıyorlar. Tabi Allah’ın nuru ile bakan Allah’ın ihsanı ile de bakar, “îsarı” ile de bakar.” (ÖMER KÜÇÜKAĞA- RIFKI KAYMAZ’IN YEĞENİ)
TATİL ANLAYIŞI ÇOK FARKLIYDI
Merhum Rıfkı Kaymaz tam bir proje virtüözü idi. Çantasında her dem farklı projeler yer alırdı, bunları paylaşırdı. Bu anlayışın devamı olarak da merhumun tatil anlayışı da farklıydı. Rıfkı Bey, Somuncubaba dergisine yazdığı yazıda bu farklılığı şöyle ortaya koyuyor; “İnsanın boşa geçecek zamanı yoktur. Giden günler bir daha geri gelmiyor. Yarın ne olacağını bilemiyoruz. Yapılacak iş; bugünü ‘gün’ bilip onu en güzel şekilde değerlendirmek¸ hayatı anlamlandırmak. Tatil¸ en güzel ve verimli bir biçimde nasıl değerlendirilir?
Okumak, yazmak, araştırmak, tefekkür etmek, seyahat etmek, insanlarla tanışmak, görüşmek, iletişim kurmak, hobi, el sanatları alanında çalışmalarda bulunmak. Bilgi yönüyle eksiklikleri tamamlamak, kısa süreyle de olsa farklı iş kollarında çalışmak, yüzmek, spor yapmak…”
VEFATININ YILDÖNÜMÜNDE RIFKI KAYMAZ’A
Şair idi yazardı, Rıfkı refikçe kaldı
Sevgi dolu insandı, ecel dostluğu çaldı
Kader bu yaşanacak, kimse kalıcı değil,
Azrail, genç yaşında onu bizlerden aldı.
(HALİL İBRAHİM ÖZDEMİR)