“Sevgi merkezli disiplin”

Abone Ol

Gazetemizin gündeme taşıdığı ve büyük tepki toplayan okuldaki dayak skandalı,herbirimizi üzdü. Ümraniye’deki Fatih İlkokulu’nda yaşanan olayda, T.K. isimli öğretmenin, öğrencilerinden tahtaya yazı yazmalarını istediği, tahtaya çıkan öğrenciler yazmakta zorlanınca öğretmenin sinirlenerek, hakaret etmeye ve öğrencisine vurmaya başladığı gizli çekilen videoda görülmekte idi.

Asker bir millet olduğumuzdan mıdır, dayak hâlâ eski devirlerde anlatılanlar gibi korkunç boyutluğunu korumakta. Şiddete meyyal bir toplum olduğumuzdan mı, gücü eline geçiren daha zayıf olanı dayakla terbiye etmeye kalkmakta.

Erkekler kadınlara, kadınlar çocuklara, komutanlar askerlerine,  öğretmenler öğrencilerine dayak atmakta.

Fakat basına yansıyan olay sadece bununla sınırlı değil maalesef çok genç çok modern öğretmenler de öğrencilerini sıklıkla dövmekteler. Hatta bayan öğretmenlerin çok şefkatli olduğu sanılır, erkek öğretmenler gibi çocukları dövmedikleri umulur fakat çevremdeki öğrencilerin anlattıkları kadın öğretmenlerin de dayak hususunda çok acımasız oldukları yönünde.

Bir çocuk niçin dövülür, onun minicik bedenine ve yüreğine nasıl böyle maddi ve manevi bir işkence layık görülür.

En küçük kızım ilkokulda iken bir bayrak töreninde öğrenciler gürültü yaparlar, müdür muavini genç, modern bir bayan olan Z. Hanım susun diye kükrer, çocuk bu, içlerinden birkaçı yanındaki ile konuşsa bir arı topluluğu gibi ses yükselir.

Z. hanım o kadar sinirlenir ki düşman askeri gibi gördüğü öğrencilerin arasına gazapla dalar ve önüne gelene basar tokadı. Kızımı da dayak sırasından ayırmaz. Fakat o kadar çok sarsılır ki kızım, zira dayağı tanımamaktadır, suratına büyük bir insanın kaba, kuru, kocaman kemikli eli kürek gibi inmiştir. Üstelik arkadaşları arasında bu saldırı dolayısı ile mahcup olmuştur.

Eve geldiğinde dünyası kararmıştı, hemen o okuldan ayrılmak istiyorum dedi, bir daha arkadaşlarımın ve öğretmenlerimin yüzüne bakamam, ben hiç ses çıkarmıyordum bana da vurdu, hem gürültü yapanlara da vurmaması lazımdı, konuşması gerekirken herkese saldırdı.

Hıçkırarak ağlıyordu, yemeğini yemedi, hayata küstü, derslerinden, okulundan soğudu.

Ertesi günü dayakçı öğretmeni ziyaret edip, yaptığının çok yanlış olduğunu, biz onu hiç dövmemiştik, dayağı tanımaz hem madden hem manen yaralandı, okuldan ayrılmak istiyor dediğimde modern kadın o kadar şaşırdı ki, “nasıl dayağı tanımaz, bu da okuldan ayrılma sebebi mi ben özür dilerim ondan”, dedi, özür diledi ama kızımın kırılan kalbi tamir olmadı, bir daha onu görmek istemedi ve okuldan ayrıldı. Başka bir okulda öğrenimine devam etti, o okulda öğretmenleri ile böyle kötü bir dayak olayı yaşamadı.

Bence her üniversite mezunu, ya da KPSS puanı iyi olanın öğretmen yapılması hiç doğru değil, çocuklarımızı emanet edeceğimiz insanların çok sıkı bir sabır, sevgi, şefkat testlerinden de geçirilmeleri gerekmekte.

İnsanlığın önderi Peygamberimizin şu Hadis-i Şerif’ini özellikle öğretmenlerin hatırından hiç çıkarmaması gerekmekte:

“Hiç kimse öfkeli olduğu halde, hüküm vermesin!”

Terbiye asla dayakla olmamalıdır.

Eğitimciler, “güç merkezli disiplin”den vazgeçip “sevgi merkezli disiplin”e bir an önce dönmelidirler. Zira “çocukları Cennet’in çiçekleri “olarak betimleyen bir peygamberin ümmeti, değil o küçük cennet güllerini dövmek, yüksek sesle bile konuşmaktan kaçınmalıdırlar.