Gündem

Sevgi büyütüyor

Sevgi büyütüyor

Abone Ol

Sevgi, küçük yaşlarda beynin yapısında bulunan ve kişinin kendine güvenini sağlayan merkezinde hücrelerin etkin hale gelmesini sağlıyor.

Uzmanlar, anneden sevgi ve şefkat ihtiyacını karşılayan bebeklerin zihinsel ve duygusal gelişimlerinin daha iyi durumda olduğunu söylüyorlar. Sevgi, küçük yaşlarda beynin yapısında bulunan ve kişinin kendine güvenini sağlayan merkezinde hücrelerin etkin hale gelmesini sağlıyor. Bu konuda annenin kişiliği mizacı da önemli. Aktif, ayaklarının üzerinde durabilen ve çocuğuyla sağlıklı ilişkiler kuran annelerin çocukları daha dışa dönük ve başarılı olabiliyorlar. Çocukla anne arasında sağlıklı ilişkilerin kurulması, annenin sevgisini vermesi sadece çocuk için değil anne için de faydalar getirmektedir. Çocuğunu büyütürken hayatı tanıyan anne, sevecenlik, sabır ve katlanma duygusunu geliştiriyor.

Babanın ölümü

"Babamı kaybettiğim gün, sanki her şeyimi kaybetmiş gibi" oldum demişti genç bir bayan. Baba bir kadının ülkesinde, güç ve güveni temsil ediyor çünkü. Ayrılmanın, uzak kalmanın ötesinde babayla birlikte yaslandığı gücü kaybettiğini sanıyor kadın. İnsan varlığı güvenlik ihtiyacı içindedir. Yaşarken kendinizi güvende hissetmek istersiniz. Bu süreçte baba küçüklüğümüzden beri bize destek veren her zaman yanımızda olan önemli bir aktördür. Onu kaybettiğimizde içimizden bir şeylerin koptuğunu hissederiz.

Babayla birlikte bir dönemin kapandığını hissederiz. Artık yavaş yavaş yaşlanmakta ve ölüme doğru koşmakta olduğumuzu görürüz. Baba geride yaşanmış bir iz bırakmış ve gitmiştir. Bir neslin dönemi kapanmış gibidir. Artık sıranın bize geldiğini düşünürüz. Ve... babanın ölümüyle değişen çok şey olmuştur hayatımızda.

Ben değişmem demeyin

Salebe, efendimiz zamanında mescidin kuşu diye anılan biriydi. Çünkü vaktinin büyük bir kısmını camide ibadet ederek geçirir namaz vakitlerine riayet eder ve hiç namaz geçirmezdi. Bir gün efendimize geldi ve "Ya Resulullah Allah‘a dua et de bana biraz mal versin"dedi. Bunun üzerine Efendimiz " Ya Salebe, Ben senin için en hayırlı örnek değil miyim, diye sordu. Salebe evet ya Resulullah dedi ve "Yine de Allah‘a dua et de, bana mal versin diye aynı talebini yineledi.  Efendimiz dua etti ve Allah, Salebe‘ye bir koyun verdi. Zaman içinde koyunları o kadar çoğalmıştı ki, artık Salebe namazlarına bile gitmemeye başladı. Efendimiz sürekli onu soruyordu İbni Salebe yine  gelmedi mi? Diye ama o artık namaza gelmiyordu, çünkü namazı bırakmıştı. Zekat zamanı geldiğinde efendimiz Salebe‘ye iki zekat memuru gönderdi. İbni Salebe "Biz çalışıyoruz, siz alıyorsunuz diye söylenerek koyunlardan en zayıf olanını verdi. Zekat memurları kabul etmeyip durumu efendimize anlattılar. Bunun üzerine şu ayet nazil oldu. "İçinizden kiminiz cimrilik ediyor. Ama kim cimrilik ederse ancak kendisine cimrilik eder. Allah zengindir" ) ( Muhammed, 38)

Bu ayet üzerine efendimiz Salebe‘nin ebedi cehennemlik olduğunu söyledi. Peygamber efendimiz, bunu söylerken yanında İbni Salebe‘nin akrabalarından biri bulunuyordu. Bu kişi İbni Salebe‘nin ebedi cehennemlik olduğunu hemen kendisine ulaştırdı. Bunun üzerine İbni Salebe bütün servetini zekat vermeye çalıştı. Ama Peygamberimiz kabul etmedi. Ve bir gün Peygamber efendimiz Rabbine kavuştu, yani vefat etti. Bundan sonra Hazreti Ebu Bekir‘e zekat vermek istedi ama o da kabul etmedi, Bunun üzerine Hazreti Ömer‘e vermek istedi o da kabul etmedi...

Taklit fıtri bir eğilimdir

Taklit, insan doğasında mevcut olan fitri bir meyildir. Bu sayede, her çocuk küçük yaştan itibaren  davranışlarına yön verecek bilgileri çevresinden öğrenmektedir. Çocuk duyduğu seslerle konuşmayı, aile bireylerinin davranışlarıyla oturma kalkma ve yürümeyi taklit yeteneğiyle öğrenir. Kur‘an, hayata yeni başlayan Hazreti Adem‘in çocukları Habil‘le Kabil‘in hayvanları taklit ederek hayat yolunda ilerlediklerini haber verir. "Hazreti Adem‘in nihayet nefsi onu Kabil‘i kardeşini öldürmeye itti de onu öldürdü. Bu yüzden de, kaybedenlerden oldu. Derken Allah kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini ona göstermek için yeri eşeleyen bir karga gönderdi. Kabil, yazık bana! Şu karga gibi olup da kardeşimin cesedini gömmekten aciz oldum" dedi ve ettiğine yananlardan oldu" (Maide, 30-31)

İnsan hangi toplumda doğmuşsa bu toplumun örfünü, adetlerini ve ananelerini medeniyetini taklit ederek kendini oluşturur. Taklit yoluyla, yerel kültürler değerler nesilden nesile taşınmış olur. Ancak, kişi ergenlik dönemine geçtiğinde, taklit ettiği tutum ve davranışlarını irade süzgecinden geçirmeyi öğrenir, bilgi ve deneyimlerini kendileştirir. Çünkü insanın seçme, tercih etme hakkı ve iradesi vardır. Bunu en iyi şekilde kullandığında kendisi olabilir. Seçimlerimizi yaparken doğru ve  doğru olmayan,  bize Yaratıcı tarafından verilmiştir ve doğru her zaman bizim fıtratımıza uygundur.

Aile çocuğun ilk rehberi ve öğretmenidir. Çocuklara doğru yanlış kavramlarını bu çatı altında vermelidirler. Aksi durumda, kişi ailede iradesini doğru şekilde kullanmayı öğrenmemişse, çevresinde duyduğu işittiği her şeyi sorgulamadan alan ve körükörüne atalarını taklit eden bilinçsiz bir nesneye dönüşecektir.  Sartre‘ye göre toplum iradesiz bir taklit şebekesidir. İslami bilgi ve bilinçten yoksun olan ve aklını kullanmayan kişiler için bu geçerli olabilir. Ancak aklını, iradesini ve gücünü vahiy ekseninde yönlendiren kişiler önlerine dikilen engeller ne olursa olsun doğruyu tercih etmişlerdir... Çünkü inanç konusunda körükörüne taklit etmek men edilmiştir. Kur‘an, insanın düşüncelerini prangaya vuran akıllarının önünü tıkayan engelleri yasaklamış kişiyi aklını kullanmaya teşvik etmiştir.

Gözümüzden kaçanlar

Küt bıçakla et doğramak insanı daha fazla yorar. Bu nedenle bıçağı bilemek ve işleme ondan sonra başlamak gerekir.

İnsan, eski bilgileriyle yeni sorunlara çözüm getiremez. Bu gerçeği fark edip sürekli kendimizi geliştirmeye çalışmalıyız.

Bir davranışımızı değiştirmek istiyorsak, yerine daha iyi ve faydalı olanı koymalıyız. Malum insan doğası boşluk kabul etmez.

İyi niyetle yapılmış tenkitlere açık olmak: Bazen bizim göremediğimiz yanlarımızı başkaları görebilir, bu nedenle iyi niyetle yapılmış tenkitleri yabana atmamalıyız.

Önyargılardan uzak olmak: Önyargılar karşımızdaki kişiyle aramızda buzdan dağlar örer. Bu nedenle ne kendimizle ne de başkalarıyla ilgili önyargı taşımamalıyız.

Mazoşist duygulardan uzak olmak: Geçmişte yaşananlar ruh ve duygu dünyamızda derin izler bırakmış olabilir. Ancak sürekli geçmişin içinde yaşamak acıları tekrar tekrar anlatarak karanlık bir tünele girmek geleceği görmemizi engeller.