Sisler içinde süzülürken şehir.
Manisa’nın son rampası arkamızda
kaldığında.
Denizle buluşan şehrin silueti.
Bulutlar tülden elbiseleri ile eğilirken
denizin üzerine; alnından öptükleri yerde kırık dalgalar.
Bir hastane odasında alnından öpmekte
kızları, ölümün sınırındaki babayı.
Adeta aslanlar gibi ölümü karşılaması
için.
Karnı şiş babanın.
Yüzü, gözlerinin içi sapsarı.
Sırasını beklemekte yaralı bir küheylan
gibi.
Ölümün iğne deliğinden geçmek için.
Şehri dokuyan o mahallede.
Otuz yıl önceki acılara yenileri
dolanmakta.
Şehrin hangi mezarlığında aranacaktır o
eski komşu.
Kırklı, ellili yaşlar yerinde
durmamıştır işte.
Alıp o altmışlı, yetmişli merdivenler.
İndirivermiştir kabir mahallesine.
Mükerrem Hanım Teyze.
Ağzından sigarası düşmeyen komşum.
O kimseye yâr olmayan köşe konağında.
Hasta üvey kızının çığlıkları arasında.
Aşksız, sevgisiz, saygısız bir hayatın
ortasında kalakalmıştı.
Serpil abla, denizsiz duramayan, derine
dalmayı çok seven komşum.
Yine yeni bir dalışta, hayın bir vurgun
yemiş.
O gün bugündür felçli diyor bir tanıdık.
İzmir’in hastanelerinde ara bakalım.
Kodunsa bul yerinde, eski ahbapları.
Çek kızım, şu paslı telli pencereyi.
Orası benim mutfağımdı.
Şu kafesli demirleri de çek, orası
salonumdu.
Şu ayakta durmaya zorlanan ev, yirmili
yaşlarımın arkadaşı.
Çıkmaz sokağın merdivenlerini tırmanan
gençliğime durup bakıyorum bir yabancı gibi.
Hastalıklarıma, parasızlığıma, hüznüme,
elemime.
“Abla bana para ver” diyen genç bir
kadının sesi ile irkiliyorum.
İstediğini verdiğimde biri fısıldıyor,
“İnandın mı yalan hikâyesine, o şimdi meyhaneye içmeye gitmekte, her kötülük
var bunda”.
Acaba kötülük sadece onun yalanında mı
Otuz yıl önce başlayan hikâyemde bu
kadının yalanının ak kaldığı ne kemlikler görmüştüm bu şehirde.
Bazen tutup yakasından silkeleyesim
gelir, şehri.
Bazen küçük bir çocuk gibi elinden
tutasım gelir.
Niye bu haksızlığı yapmaktayım ki her
seferinde.
Neden önce acılar, elemler gelir ki
aklıma.
Sevinçlerim de dağ gibiydi.
Şehre bir sarmaşık gibi dolanan
mutluluklarım az mı olmuştu.
Ama şu kaybolan dostlarımdan haber
geldikçe.
Ya da bir hastane odasının duvarlarını
tuta tuta çıkarken.
Yahut bir gravürü andıran eski bir
mezarlıkta, yeni bir mezarın başında komşularımı anarken.
Şehrin vefasızlığına bulurum kusuru.
Bıraktıklarımı yerinde bulamadığımda.
Dolmakta yeniden şehir.
Sevdiklerimi başından atarak yeniden
dolmakta.