Sessizlik bazen imzadan daha güçlüdür

Abone Ol

Son günlerde peş peşe gelen açıklamalar, gazete manşetleri ve ABD cephesinden verilen mesajlar dikkat çekiyor.

ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack, geçtiğimiz aylarda yaptığı açıklamada, Ankara’daki resmi söylemlerle pek de örtüşmeyen şu dikkat çekici ifadeleri kullanmıştı:

“Türkiye ile İsrail arasında yakın zamanda iş birliği göreceksiniz.”

Yetmiyor… Büyükelçi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İsrail’e yönelik açıklamalarını değerlendirirken, bunların ‘sadece retorik’, yani uygulamaya dönüşmeyen, daha çok iç kamuoyuna yönelik sözlerden ibaret olduğunu söylemişti.

Bir büyükelçi durduk yere bu kadar net konuşmaz.

Hele hele Türkiye gibi bir ülke hakkında böyle rahat cümleler kuruyorsa, ortada sadece tahmin değil, güçlü bir beklenti vardır.

İnsan ister istemez düşünüyor:

Acaba perde arkasında millete anlatılmayan başka hesaplar mı var?

Çünkü geçtiğimiz aylarda kurulan o sözlerin ardından, bugünlerde o söylemleri destekler nitelikte başka manşetler de karşımıza çıkıyor.

Trump yönetimi, Türkiye dahil bazı ülkelere İbrahim Anlaşmaları’na katılım çağrısı yapıyor.

Peki nedir bu İbrahim Anlaşmaları?

2020 yılında Trump döneminde başlatılan bu süreç; İsrail ile bazı Arap ve Müslüman ülkelerin diplomatik, ekonomik ve stratejik normalleşmesini hedefleyen anlaşmalardır.

Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Fas ve Sudan bu sürece dahil edildi.

Adına “barış” denildi.

Ama İslam dünyasında milyonlarca insan bunu farklı okudu.

Çünkü Gazze işgal altındayken,
Filistinliler ölürken,
Mescid-i Aksa baskı altındayken yapılan bu anlaşmalar birçok kişi tarafından İsrail’in bölgede meşrulaştırılması olarak görüldü.

Şimdi aynı proje yeniden gündeme taşınıyor.

Üstelik iddialara göre Trump, anlaşmayı imzalayan ülkelere milyarlarca dolar destek verileceğini söylüyor.

Konuşulan rakamlar ise küçümsenecek gibi değil.

7 milyar dolar…

İşte tam burada insanın aklına başka şeyler geliyor.

Çünkü para ve siyasi çıkar devreye girince ilkeler bazen bir anda değişebiliyor.

Nasıl ki Avrupa Birliği yıllar önce Türkiye’ye milyarlarca euro destek sözü verdi…

“Göçmenleri Avrupa’ya göndermeyin” dedi…

Ve sonuçta Türkiye adeta Avrupa’nın mülteci tampon bölgesine dönüştürüldü.

Bugün şehirlerin yükünü bu millet taşıyor.

Ekonomik yükü bu millet çekiyor.

Sosyal gerilimi bu millet yaşıyor.

Ama o gün bunu eleştirenlere “ırkçı”, “vicdansız” diyenler şimdi ortaya çıkan tablo karşısında sessiz.

Şimdi insan korkuyor.

Acaba aynı senaryo başka bir başlık altında yeniden mi hazırlanıyor?

Önce ekonomik vaatler…

Sonra diplomatik baskılar…

Sonra “stratejik zorunluluk” söylemleri…

Ve en sonunda milletin yıllarca savunduğu değerlerin geri plana itilmesi…

İşin daha dikkat çekici tarafı ise şu:

Pakistan çıkıp açık şekilde:
“İsrail’le normalleşmeyiz”
diyebiliyor.

Bazı Körfez ülkeleri bile:
“Bağımsız Filistin devleti kurulmadan bu iş olmaz”
diyebiliyor.

Ama Türkiye’den çok net bir reddiye gelmiyor.

İnsan ister istemez şu soruyu soruyor:

Madem karşısınız,
neden açık şekilde:
“Türkiye İbrahim Anlaşmaları’na dahil olmayacaktır”
demiyorsunuz?

Çünkü bazen suskunluk da bir mesajdır.

Hatta bazı durumlarda sessizlik, imzadan bile daha güçlüdür.

Özellikle de ABD büyükelçisi çıkıp:
“Bunlar retorik”
diyorsa…

Demek ki Washington’da, Ankara’daki meydan konuşmalarından farklı okunan bir tablo var.

Bir dönem bize ne deniyordu hatırlayın.

“Gazze konusunda garantör olduk.”

“Gazze bizden sorulur.”

Kameralar önünde mutlu mutlu imzalar atıldı.

Trump’ın huzurunda verilen pozlar…
Büyük diplomatik törenler…
Alkışlar…
Övgüler…

Sanki Gazze artık güvence altına alınmış gibi bir hava oluşturuldu.

Peki sonuç ne oldu?

İsrail saldırıları durdu mu?

Hayır.

Gazze’de çocuklar ölmeye devam etti.

Kadınlar öldü.

Hastaneler vuruldu.

Camiler yıkıldı.

İnsanlar açlığa mahkûm edildi.

Ve dünya bütün bunları canlı yayın izledi.

Peki o gün büyük büyük konuşanlar ne yaptı?

Bakıyoruz…

En fazla kınama…

En fazla birkaç sert açıklama…

Sonra yine diplomatik görüşmeler…

Yine perde arkası temaslar…

Ve şimdi de ABD büyükelçisinin:
“Bunlar sadece retorik”
demesi…

İnsanın içini en çok acıtan da budur.

Çünkü “retorik” demek;
“İç kamuoyuna yönelik sözler”
demektir.

Yani Amerika bile artık meydanlarda kurulan cümlelerle gerçek siyasetin farklı olduğunu düşünüyor.

Daha da ağır olan ne biliyor musunuz?

Bir ara çıkıp:
“Netanyahu izin vermediği için Gazze’ye konteyner bile gönderemiyoruz”
denildi.

Şimdi insan sormadan edemiyor:

Yıllardır ümmet liderliği söylemiyle siyaset yapan bir iktidar,
bugün bir yardım konteynerini bile İsrail’in iznine bağlamak zorunda kalıyorsa,
ortada ciddi bir çelişki yok mu?

Bir tarafta:
“Dünya beşten büyüktür.”

Diğer tarafta:
“İzin vermediler, gönderemedik.”

İnsan hangisine inanacağını şaşırıyor.

Millet artık slogan değil, net duruş görmek istiyor.

Çünkü yıllardır Gazze üzerinden gözyaşı döken bir topluma,
aynı anda İsrail’le yeni normalleşme ihtimallerini anlatamazsınız.

Ve kimse kusura bakmasın:

Eğer bir gün bu anlaşmalar imzalanırsa,
millet bugün edilen büyük sözleri de,
bugünkü sessizlikleri de unutmaz.