Sessiz olun; Anlaştık!

Abone Ol

İsrail’le anlaşıldı. Normalde yapılan bir işin ardından “hayırlı olsun” denilir kültürümüzde ama bunun “hayra” yorulacak tarafı yok. Hayra yorulacak bir tarafı olsa, bu anlaşmanın olduğu, Türk ve İsrailli yetkililer tarafından birlikte açıklanırdı. Bu “utanılacak” bir şey olmasa, kameralar önünde bir imza töreni yapılırdı, bir taraf Roma’da öbür taraf “bilmemnerede” atmazdı imzaları.

İsrail’le “normalleşme” yolunda çok önemli bir adım olduğunu alt yazısına taşımıştı bir yandaş kanal. İsrail gibi bir terör devletiyle normalleşme nasıl bir şey olmaktadır, keşke onu bir açıklasalardı. Hiçbir konuda normal ve insani çizgiye yaklaşamayan, Filistin’de, Gazze’de zulmü kendisine yol edinen bir işgalciyle neden normalleşmek zorunda olduğumuzu da bir zahmet açıklasalardı.

İsrail adlı terör devletiyle, hem de muhafazakar bir iktidar eliyle bir anlaşma imzalanırken, ne gariptir ki mütedeyyin kalabalıklar, çevreler resmen “çıt” çıkarmadılar. Sus pus olmanın en cafcaflısını, müthiş bir ölüm sessizliği içinde “uygulamalı olarak” gösterdiler. Daha doğrusu, hiçbir şey yapmadılar, hiçbir ses çıkarmadılar, İsrail’le anlaşmayı bile içlerine sindirebildiler!

Hoş, “İran, İsrail’den tehlikelidir” vecizesini bile sineye çeken kitleler, belki yarın öbür gün İsrail’le “dostluğun” ne menem bir şey olduğunu bile anlatabilirler. “İsrail, İran’dan tehlikelidir” deyince, sizi anında Şia ilan etmeye hazır bir kitleye evrilmelerine diyecek yok zaten.

“İsrail tarihinde ilk kez özür diledi” lobisine de bir selam sarkıtmak lazım. Artık İsrail’i ne kadar gözlerinde büyüttülerse, Ortadoğu‘da korku içinde yaşayan ve kendisine nefes alacak bir alan arayan İsrail’in özür dilemesinden büyük bir zafer çıkartabiliyorlar. Hem de, söz konusu özrün “resmi” şekilde yapıldığına dair ortada hiçbir emare olmadığı halde… Yazılı bir metin gören olmadı, sadece basına yansıyan bir “telefonda özürden” bahsedildi. Bunu bir “zafer” gibi algılamakta bir art niyet var diyelim ve geçelim.

“Bu İsrail, Türkiye’nin şartlarını kabul etti” propagandasının amacı, İsrail’e diz çöktürdüğümüz üzerine kuruluydu. İmzalanan anlaşmaya bakıyorsunuz, 20 milyon dolar ödeme dışında somut bir nokta yok. O ödemeyi de “tazminat” olarak değil “exgratia” (yani lütuf) olarak yapacak, ki tazminat olarak yapsa suçunu da kabul etmiş olacaktı. İsrailli katille aklayan ve haklarındaki davaların düşmesini sağlayan maddelere bakınca “neyin zaferini kazandık?” diye sormamız gerekmiyor mu? Üstüne üstlük, Gazze’ye bırakın ablukayı, ambargonun kalkacağına dair bir emare de yok. İsraillilerin, suçlamalar yüzünden maddi kayba uğramaları durumunda bu zararın Türkiye tarafından tazmin edilmesi gibi bir madde bile var tersine.

Mavi Marmara katliamını bilmeyen birine bu anlaşmayı gösterseniz, İsrail’in suçlu değil de davalı olduğunu düşünmez mi? İsrail’i aklayan, elini rahatlatan ve Türkiye üzerinden doğalgazı Avrupa pazarına ulaştırma sonucunu verecek olan bu anlaşmanın Türkiye açısından tek bir olumlu tarafı var mıdır? İsrail’in anlaşma metnine başkenti Tel Aviv yerine hak iddia ettiği Kudüs’ü yazması bile başlı başına bir fecaat değil midir?

Geceyarısı, apar topar Meclis’ten geçirilen bu anlaşmaya onay veren 209 vekil kadar oylamaya katılmayıp veya “hayır” oyu vermeyip zımnen rıza gösterenler de İsrail’in aklanmasına ortaktır. Geldiğimiz noktaya bakın ki, Beyazıt’ta Cuma çıkışı İsrail’le anlaşmayı protesto etseniz, belki de ilk tepkiyi cami cemaatinden göreceksiniz. STK’lar sus pus, gazeteler sus pus, TV’ler sus pus, mütedeyyin insanlar sus pus ve siyasiler de (belli ki utandıklarından) apar topar, gece yarısında bu anlaşmayı Meclis’ten geçiriveriyorlar. “Madem bu kadar utanç verici, neden o zaman bu işe girişiliyor?” sorusunu soran yok.

Anlaşmada dahi İsrail’in özür dileğine dair bir nokta yokken, bu utanç vesikasını nasıl müdafaa edecekler, bilinmez.

Ne diyelim; sessiz olun, anlaştık!